6 Aralık 2025 Cumartesi

GİZLİ BAĞ

Aden Mira Kartal

Sakuranın bir isim olduğunu duydum
Ya da selvinin
İsmi Çınar olan arkadaşlarım da var
Ya da Kiraz
Bunlar bana garip geliyor biraz

Lale, Menekşe, Gül, Itır
Bunlar çiçek isimleri olsa da
Belki çiçekler, ağaçlar
Canlı olduğu için 
Sahip çıkmış insanlar da
Ya da ne bileyim
Bir bağ var sanki görünmeyen
İnsanla doğa arasında


Uyku

 Elif Erva Ağar

Beklediğim zaman gelmiyorsun bir türlü
Ama ne zaman beklemesem
Ya da gelmeni istemesem
Gelip buluyorsun beni

Bazı geceler saatlerce
Seni bekliyorum başım yastıkta
Gelmiyorsun ve ertesi sabah
Mahmur gözlerle düşüyorum yola

Gelmemen gereken yerde
Beni bulmaman gereken yerde
Geliyorsun ansızın 
Yürüyorsun damarlarımda

Özellikle matematik dersinde
Ne kadar git başımdan desem de
İşe yaramıyor sözlerim
Yenik düşüyorum sana
Ve kapanıyor gözlerim usulca

BÜYÜMENİN KISA TARİHİ


Semih Yılmaz


 Aynaya sürekli bakar olmuştum. Ne farkım vardı arkadaşlarımdan, etrafımdaki insanlardan. Aynaya bakıyordum ama bir fark göremiyordum, yakışıklılığım dışında. Saçlarım, kaşlarım, gözlerim ve özellikle burnum yerli yerindeydi. Yalnız aynaya bakmıyordum boyumu ve kilomu da sık sık ölçüyordum. Bazı arkadaşlarımdan uzundum bazılarından da biraz kısa ama çok kısa değil. Bazı arkadaşlarımdan kilom biraz fazlaydı ama çoğundan da düşük. Bir türlü anlam veremiyordum neden bana ağabey dediklerine. Sadece sınıfımdakiler değil üst sınıftakiler bile kantinde, törende karşılaştıklarında bana ağabey, diye hitap ediyordu. Belki de saygıdan böyle hitap ediyorlar diye bir süre geçiştirmiştim durumu fakat alışveriş yaptığım marketin kasiyeri:
-Fişini unutma ağabey, diye hitap edince sadece yüzüne baktım. Fişi bile almadan çıktım. Belki de şaka olarak söylemişti fakat hassaslaşmıştım bu konuda. Artık ağabey, kelimesini duymak istemiyordum. İnsanlar ise sözleşmiş gibi her yerde patlayan mantarlar gibi git gide “ağabey” demeye başlamıştı bana. Belki eskiden de böyle hitap ediyorlardı ya da belki herkese karşı kullanılan bir hitap şeklidir bu diye kendimi avutmaya çalıştım. “Hocam”, kelimesi gibi bir şeydi belki de bu kelime. Pazarcı, mevye poşetini uzatırken hocam, diyordu. Müşteri para uzatırken hocam, diyordu. Etrafta belli bir yaşın üzerindeki herkes hocam diyerek konuşuyordu, bunu fark etmiştim fakat ağabey, nerden çıkmıştı. Hocam, deseler razıydım buna ama “ağabey” diyorlardı. Hatta “abi”.
Asıl büyük darbeyi indiren kantinci olmuştu bana. Öğlen arasında tostu uzatırken:
-Afiyet olsun abim, demişti. Hem de sadece abi değil, abim… Ne zaman bu kadar samimi olduğumuzu düşündüm. Tostu yiyecek iştahım kalmamıştı ama yedim. Belki de artık evden bir şeyler getirmeli ve kantinci ile samimi olmamalıydım. Tostu yerken kenardan kantincinin diğer öğrencilere nasıl hitap ettiğine baktım. Sadece birkaç öğrenciye “abla” dedğini duydum ama kimseye “abi” dememişti. Onun “abla” diye hitap ettiği öğrencilere zaten ben de “abla” diye hitap ederdim. Yaşı hayli büyük öğrencilerdi çünkü.
Kantinciden sonra ikinci darbeyi de servis şoförü indirmişti. Akşam servisten inerken sadece nezaket olsun diye ona hayırlı akşamlar abi, demiştim. Servis şoförü peşimden:
-Sana da hayırlı akşamlar güzel abim, diyerek hızla uzaklaşmıştı mahalleden. 
Artık aynalarda, metrelerde, tartılarda bana bu hitabın nedenini verecek bir şeyler yoktu. Aynalara bakmıyordum. Teraziye çıkmıyor, boyumu ölçmüyordum. Belki de gerçekten herkesin ağabeyiydim. Neyse ki annem ve babam “evladım” diyordu. Ha bir de öğretmenler…
Alışmıştım artık bu şekilde hitap edilmeye. Hatta bir süre sonra adımla beni çağıranlara ya da “kardeşim” diyenlere garip bakar olmuştum çünkü ben “ağabey”dim. 
Galiba çocukluk geride kalıyordu benim için. Bu hitap şekli bana en çok bunu hatırlattı, hissettirdi. Belki daha sonra “amca” diyeceklerdi, “dayı” diyeceklerdi ve en sonunda da “dede” …
Neyse ki o yıllara daha çok var, diye düşündüm. Ağabeydim ben. Herkesin ağabeyi. 

Benim Kahramanım

Belinay Coşkun

Resmini çiziyorum defterimin sayfalarına
Bazen bir anahtarlığım olsun istiyorum
Senin resmin olan
Bazen duvarımda bir poster

Neyse ki bir yastığım var
Üzerinde senin resmin olan
Teselli buluyorum onunla
Seni hatırladığım zaman

Yalnızca ben değilim seni seven
Biliyorum binlerce insan var
Seni gerçek dünyada görmek isteyen

Bir çizgi film kahramanını sevmek
Nedir siz bilir misiniz
Stich diyorum başka bir şey demiyorum
Stich’le uyanıp onunla uyuyorum
Bu sevginin sonu nereye gidecek
Ben de bilmiyorum

YORAN DÜŞÜNCELER

 

Aden Mira Kartal

Evrenlerden bahsediyor insanlar
Bir evren değil de çok evrenden
Paralel olanından, başkalarından

Eğer öyle ise neden evrenler arası yolculuk yok
Neden kendi evrenimize mahkumuz
Belki de başka evrenlerden bize gelenler var
Ama yaşadığım evren
Neden bana dar

Diğer evrenlerde de 
Zaman bizdeki gibi mi
Onların da var mı garip saatleri
Takvimleri
Onların da var mı güneşi
Gecesi, gündüzü

Bence kimilerinin dediği kadar
Fazla evren yok sonsuzlukta
Elli, bilemedin yüz
İşler çok karışır eğer daha fazlaysa

Mesela kıyameti var mı diğer evrenlerin
Ve varsa hepsinde birden mi kopacak
Hepsi birden mi yok olacak

Uzaylı, diyorlar
Mars diyorlar
Dünya dışı varlıklar diyorlar
Olabilir, neden olmasın diyorum
Sonra evreni düşünüyorum
Hepsini birden düşünmeye gücüm yetmiyor
Hatta yaşadığım evreni bile
Zaman zaman çözemiyorum

Belki de en iyisi 
Düşünmemek hiçbir şeyi
Açmak bir ders kitabını
Ve kaybolmak sayfalarında
İşaret koymak önümdeki şıklara

Ezeli Bir Yanılgı


Metehan Darıcı

İnsanlar birbirlerini ilk ne zaman yargılamaya başladı, diye düşünüyorum. Yargılamak derken bir suçtan dolayı değil, renginden, soyundan dolayı. Önce tarih geliyor aklıma ardından tarihi geride bırakıyorum. Dünyanın öncesine, ilk insanlara kadar gidiyor sanırım bu hikaye. Tarihin hangi dönemine baksam bir kıyas var. Savaşların, katliamların çoğunun sebebi de aslında bu değil mi? 
İnsanlar önce kendilerini kıyaslıyor başkalarıyla, ardından kendilerinin daha üstün olduğunu düşünüyor ve diğerlerinin kendilerinin daha altında olması gerektiğine karar veriyor. Bunu düşünürken iyilikten, güzellikten beslenmiyor yalnızca kendisini düşünüyor ve kendisini ön plana çekiyor. 
Yalnızca toplumsal, ulusal alanda değil günlük hayatta bile bunun yansımaları var. Örneğin bir okulda sınıflardan biri kendi sınıfını diğer sınıftan üstün görüyor. Aynı şekilde bir şehirdeki okullardan biri kendisin diğerlerinden üstün görüyor. Ya da bir şehir kendini diğer şehirden üstün görüyor ve temelde aslında insanlar kendilerini hep kardeşlerinden, arkadaşlarından, akrabalarından üstün görüyor. Büyük kaos o zaman başlıyor.
İnsanlar arasında, kardeşler ve toplumlar arasında farklılıklar vardı ama üstünlük demek zor buna. Bu farklılıklardır dünyayı güzelleştiren. Bütün meyvelerin tadı aynı olsaydı anlamsız olurdu. Bütün çiçeklerin kokusu aynı olsaydı, gülün adı olmazdı. Gül çiçekler içerisinde en güzeli belki fakat bu diğer çiçeklerin kötü olduğu anlamına gelmiyor. 
İnsanlık, önce farklılığın değerini anlamalı. Kendisine fark katan şeyi keşfetmeli. Üstünlük taslamak, üstün olduğunu düşünmek galiba yalnızca bir hastalık. 

Sivas’ta Bir Karacaoğlan


Kadir Üstündağ

Büyük ya da küçük insanları anlamak çok zor. Akranlarımı anlayabiliyorum, en azından bazen. Kimi şaka derdinde kimi komiklik yapma çabasında fakat büyüklerin de aynı tavrı takınması bazen can yakabiliyor. 
Ne var yani birazcık esmersem? Karacaoğlan öyle demiyor mu: 
Beni 'kara' diye yerme
Mevlam yaratmış hor görme
Ala göze siyah sürme
Çekilir kara değil mi
Demek ki sadece günümüzün sorunu değil bu yüzyılların sorunu, insanı rengine göre sınıflandırmak ve alaycı bir tavır takınmak. 
Neler duymadı bu kulaklar? Kabilemi de sordular farklı farklı isimler de verdiler. Basit esprilerine malzeme yaptılar. Kahveye benzettiler, kömüre benzettiler, zeytin dediler. Oysa ben sadece birazcık esmerdim ve bundan hiç şikayetçi değildim. 
Irkçılık aslında biraz da bu değil mi? 
Neyse ki çok ciddiye almıyorum söylenenleri. Neyse ki ben kendimden memnunum. Neyse ki tenimden dolayı benimle alay edenlerin ya da beni şaka konusu yapanların sadece seviyelerini ortaya koyduğunu düşünüyorum. 
Karacaoğlan var neyse ki:
İller de konup göçerler
Lale sümbül biçerler
Ağalar beyler içerler
Kahve de kara değil mi

Ablalar ve Erkek Kardeşler

 
Elif Erva Ağar
Bir insanın kardeşinin olması ona fazladan bazı sorumluluklar yükler fakat bu kardeş erkek ise ve siz de abla iseniz sorumluluklar da bambaşka oluyor hayat da.  Buna inanmayan herhangi birileri önce bir erkek çocuğun odasını ziyaret etmeli sonra da ablasının odasını. Benim için odamın düzeni ve temizliği ne kadar önemliyse kardeşim için o kadar önemsiz. Kendi odama girdiğimde kuş sesi eksik sadece o kadar ferah ve serin fakat onun odasına adım attığımda sanki bir mağaraya giriyor gibiyim. Etrafta tek eşi kaybolmuş çoraplar, bir hafta öncesinden kalan dibi yosunlanmış bardaklar, ambalaj atıkları… Benim odamda da kahve içiyorum, çay içiyorum ya da bir şeyler tüketiyorum fakat en fazla ertesi gün her şey yerli yerinde oluyor lakin erkek kardeş öyle mi? Ya siz taşırsınız onun bulaşıklarını ya da anneniz. Ya siz toplarsınız onun giysilerini ya da anneniz. Mesele belki cinsiyet meselesi değil de küçük kardeş olmakla ilgili ama bana pek öyle gelmiyor. 
Bir de ödev konusu var ki evlere şenlik. Gün boyu ödev konusu hiç aklında yokken uyumadan önce bir sancı tutuyor kardeşimi, ödev sancısı. Yarına bitmesi gereken ödevler. Sadece akşam mı tutuyor bu sancı? Bazen de sabahın ilk saatlerinde hatırlanıyor ta bir hafta öncesinden verilmiş ödevler. Tabi sorumluluk kimde, bende yani ablada. 
Küçük kardeş olduğunun farkında olan birinden daha tehlikeli kim olabilir ki? Karşına alıp konuşsan sadece bir cümle ile işin içinden çıkabiliyor:
-Ama ben senin küçüğünüm. 
Ya da aynı cümleyi aile büyüklerinden de duymak mümkün:
-Kızım, o senin kardeşin. İdare et, ablalık yap ona.
Bu saydıklarım yanında iyi tarafı yok mu diyeceksiniz abla olmanın? Var elbette birazcık ama çok az. Kırk günde bir sevimliliği tutuyor mesela. Dönüp yüzüne bakıyorum, gerçekten sevimli. İyi ki benim kardeşim var, diyorum içimden. Yanağından bir makas almaya çalışıyorum ve büyü bozuluyor bir anda ejderhaya dönüşüyor. Kardeş işte, ne yaparsın? 
Her şeye rağmen o olmasaydı evde daha yalnız olurdum, diye düşünüyorum. Her şeye rağmen iyi ki var. Her şeye rağmen evde bir ejderha olduğunu bilmek güzel bir duygu.