6 Aralık 2025 Cumartesi

HARRY POTTER'A DAİR DÜŞÜNCELER

Ayşegül Yıldız

Önceleri nefret ediyordum bu kitabı herkesin elinde görmekten. Aslında herkesin elinde değildi ama bana öyle geliyordu. Bu yüzden okumayı erteledim bu yaşa kadar. Israrlara dayanamayıp kitapçıdan aldım sonunda Harry Potter'ı. 
Şimdi dördüncü kitaptayım yani Ateş Kadehi’nde. Bu kadar hızlı nasıl okuduğumu bilmiyorum. Kitabı okumadan önce büyülerden ürkmüştüm ama şimdi bunun yersiz olduğunu düşünüyorum ve hızla okumaya devam ediyorum. Bana sorulduğunda hangi kitabı okumalıyım, diye hiç düşünmeden cevap veriyorum: Harry Potter. 
Aslında kitabı okumadan önce filmini izlemiştim. Filmini izledikten sonra kitabını okumaya başladım. Filmle kitabın çok örtüştüğünü söylemem ama olaylar aynı aslında. Bir de kitabı okurken karakterler zihnimde yeniden çizildi. Kitapları bitirdikten sonra belki bir kez daha okurum ama şimdi asıl beklediğim şey bu kitabın dizi filminin çıkması. Galiba dizi film kitaba sadık kalınarak çekilecekmiş ve bu da beni heyecanlandırıyor. Bir yandan da sinema filmindeki oyuncuların dizide yer almayacak oluşu beni biraz endişelendiriyor. Acaba gerçekten bu kitabın her satırını dizide görebilecek miyim, bekliyorum. 

Asya Kılcı

Harry Potter’da beni çeken asıl mesele olağanüstülük. Bu tarz kurguları başından beri seviyorum ve okumaya çalışıyorum. Harry Potter’ı önce dijital nüshasından okumuştum. İkinci kez gerçek kitap üzerinden okuyorum şu anda. Filmini de izledim bu eserin. Filmi ile kitap çok benzemiyor olaylar aynı olsa da. Okuyacak bir kitap soran arkadaşlarıma öncelikle Harry Potter diyorum. 
Harry Potter bana olmayacak şeyleri bile olacakmış gibi düşünme yeteneğini sağladı. Hayal dünyam zenginleşti. Harry Potter okumuş insanlarla iletişim kurmak benim için daha kolay. Bu kitap üzerine konuşmak bile başlı başına farklı bir duygu. Kitap aslında çocuklar için yazılmış bir nitelik taşımıyor. Her yaştan okur bu kitabı okumalı. 

Aden Mira Kartal
Harry Potter beni gerçek dünyadan uzaklaştırıyor ve yepyeni bir dünyaya çekiyor. Bu dünyada cadılar, büyüler ve olağanüstü yaratıklar, kahramanlar var. Sıkılmadan okuduğum kitaplardan biri Harry Potter. Küçükken filmini izlemiştim ama pek hatırlamıyorum. Kitabı okumak bana daha keyifli ve cazip geliyor. Kitabı bana kimse önermedi. Yazın okuyacağım bir kitap kalmayınca Harry Potter’a başlama ihtiyacı hissettim ve başladım. Şu an beşinci kitap olan Zümrüdüanka Yoldaşlığı’ndayım. Masalsı bu dünya beni içine çekiyor. 
Aslında okumaya yeni başladığım zamanlarda Harry Potter okumaya çalışmıştım ama o zamanlar yalnızca günde beş sayfa kadar okudum ve hiçbir şey anlamadım. Aslında bir şeyler vardı cümlelerde fakat bunu anlamlandıramıyordum ve neden bu kadar popüler olduğunu da anlamıyordum. Ardan zaman geçti, bu kitap popülerliğinden bir şey kaybetmedi ve hâlen okunacak kitaplar arasındaydı. Böyle başladım. Yakın zamanda bitireceğimi düşünüyorum. 

Yusuf Kerem Köse

Okumayı seven biriyim. Diğer kitaplar arasında Harry Potter benim için farklı bir yerde duruyor. Bu kitabı dördüncü sınıfta okumaya başladım ve bitirdim. Bana güzel gelmişti o yıllarda. İlerleyen yıllarda yeniden okudum. Hatta zaman zaman bazı bölümleri yeniden açıp okuyorum. 
Harry Potter'ı ilk okuduğumda diğer kitaplardan farklı gelmişti bana ve merak uyandırıyordu. Kahramanların ve kurgunun farklılığı beni çağıran yönüydü. Umutsuzluğu yenmeyi bu kitaptan öğrendim. Bir ara o kadar etkilendim ki kitaptan evde bir Harry Potter köşesi oluşturdum. Kitaptaki eşyalardan ulaşabildiğim kadarını evin bu köşesinde bulunduruyorum. Gerçeklikten öte bir koleksiyon düşüncesi benimki. Sürekli bu kitabı hatırlatan bir köşenin evde olması beni mutlu ediyor. 
Filmini de izledim bu kitabın fakat filminden çok keyif almadım çünkü karakterler zihnimde zaten çiziliydi ve filmdekine çok benzemiyordu. Yan karakterler ve öğretmenler özellikle hayalimdekiyle uyumlu değildi. 
Farklı bir kitap benim için diğer kitaplarla kıyasladığımda. Aradan birkaç sene geçmesine rağmen halen sayfalarına çağıran bir kitap.  

SİZ ANNE DERSİNİZ AMA



ALİ ÇAĞAN KALAYCI


Bir elmas gördüm her şeyin ardında
Ona hayran kaldım baktığım her anda
Eşsizdi bence bu elmas dünyada
Parıldıyordu daima iyilik ışığının altında

GİZLİ BAĞ

Aden Mira Kartal

Sakuranın bir isim olduğunu duydum
Ya da selvinin
İsmi Çınar olan arkadaşlarım da var
Ya da Kiraz
Bunlar bana garip geliyor biraz

Lale, Menekşe, Gül, Itır
Bunlar çiçek isimleri olsa da
Belki çiçekler, ağaçlar
Canlı olduğu için 
Sahip çıkmış insanlar da
Ya da ne bileyim
Bir bağ var sanki görünmeyen
İnsanla doğa arasında


Uyku

 Elif Erva Ağar

Beklediğim zaman gelmiyorsun bir türlü
Ama ne zaman beklemesem
Ya da gelmeni istemesem
Gelip buluyorsun beni

Bazı geceler saatlerce
Seni bekliyorum başım yastıkta
Gelmiyorsun ve ertesi sabah
Mahmur gözlerle düşüyorum yola

Gelmemen gereken yerde
Beni bulmaman gereken yerde
Geliyorsun ansızın 
Yürüyorsun damarlarımda

Özellikle matematik dersinde
Ne kadar git başımdan desem de
İşe yaramıyor sözlerim
Yenik düşüyorum sana
Ve kapanıyor gözlerim usulca

BÜYÜMENİN KISA TARİHİ


Semih Yılmaz


 Aynaya sürekli bakar olmuştum. Ne farkım vardı arkadaşlarımdan, etrafımdaki insanlardan. Aynaya bakıyordum ama bir fark göremiyordum, yakışıklılığım dışında. Saçlarım, kaşlarım, gözlerim ve özellikle burnum yerli yerindeydi. Yalnız aynaya bakmıyordum boyumu ve kilomu da sık sık ölçüyordum. Bazı arkadaşlarımdan uzundum bazılarından da biraz kısa ama çok kısa değil. Bazı arkadaşlarımdan kilom biraz fazlaydı ama çoğundan da düşük. Bir türlü anlam veremiyordum neden bana ağabey dediklerine. Sadece sınıfımdakiler değil üst sınıftakiler bile kantinde, törende karşılaştıklarında bana ağabey, diye hitap ediyordu. Belki de saygıdan böyle hitap ediyorlar diye bir süre geçiştirmiştim durumu fakat alışveriş yaptığım marketin kasiyeri:
-Fişini unutma ağabey, diye hitap edince sadece yüzüne baktım. Fişi bile almadan çıktım. Belki de şaka olarak söylemişti fakat hassaslaşmıştım bu konuda. Artık ağabey, kelimesini duymak istemiyordum. İnsanlar ise sözleşmiş gibi her yerde patlayan mantarlar gibi git gide “ağabey” demeye başlamıştı bana. Belki eskiden de böyle hitap ediyorlardı ya da belki herkese karşı kullanılan bir hitap şeklidir bu diye kendimi avutmaya çalıştım. “Hocam”, kelimesi gibi bir şeydi belki de bu kelime. Pazarcı, mevye poşetini uzatırken hocam, diyordu. Müşteri para uzatırken hocam, diyordu. Etrafta belli bir yaşın üzerindeki herkes hocam diyerek konuşuyordu, bunu fark etmiştim fakat ağabey, nerden çıkmıştı. Hocam, deseler razıydım buna ama “ağabey” diyorlardı. Hatta “abi”.
Asıl büyük darbeyi indiren kantinci olmuştu bana. Öğlen arasında tostu uzatırken:
-Afiyet olsun abim, demişti. Hem de sadece abi değil, abim… Ne zaman bu kadar samimi olduğumuzu düşündüm. Tostu yiyecek iştahım kalmamıştı ama yedim. Belki de artık evden bir şeyler getirmeli ve kantinci ile samimi olmamalıydım. Tostu yerken kenardan kantincinin diğer öğrencilere nasıl hitap ettiğine baktım. Sadece birkaç öğrenciye “abla” dedğini duydum ama kimseye “abi” dememişti. Onun “abla” diye hitap ettiği öğrencilere zaten ben de “abla” diye hitap ederdim. Yaşı hayli büyük öğrencilerdi çünkü.
Kantinciden sonra ikinci darbeyi de servis şoförü indirmişti. Akşam servisten inerken sadece nezaket olsun diye ona hayırlı akşamlar abi, demiştim. Servis şoförü peşimden:
-Sana da hayırlı akşamlar güzel abim, diyerek hızla uzaklaşmıştı mahalleden. 
Artık aynalarda, metrelerde, tartılarda bana bu hitabın nedenini verecek bir şeyler yoktu. Aynalara bakmıyordum. Teraziye çıkmıyor, boyumu ölçmüyordum. Belki de gerçekten herkesin ağabeyiydim. Neyse ki annem ve babam “evladım” diyordu. Ha bir de öğretmenler…
Alışmıştım artık bu şekilde hitap edilmeye. Hatta bir süre sonra adımla beni çağıranlara ya da “kardeşim” diyenlere garip bakar olmuştum çünkü ben “ağabey”dim. 
Galiba çocukluk geride kalıyordu benim için. Bu hitap şekli bana en çok bunu hatırlattı, hissettirdi. Belki daha sonra “amca” diyeceklerdi, “dayı” diyeceklerdi ve en sonunda da “dede” …
Neyse ki o yıllara daha çok var, diye düşündüm. Ağabeydim ben. Herkesin ağabeyi. 

Benim Kahramanım

Belinay Coşkun

Resmini çiziyorum defterimin sayfalarına
Bazen bir anahtarlığım olsun istiyorum
Senin resmin olan
Bazen duvarımda bir poster

Neyse ki bir yastığım var
Üzerinde senin resmin olan
Teselli buluyorum onunla
Seni hatırladığım zaman

Yalnızca ben değilim seni seven
Biliyorum binlerce insan var
Seni gerçek dünyada görmek isteyen

Bir çizgi film kahramanını sevmek
Nedir siz bilir misiniz
Stich diyorum başka bir şey demiyorum
Stich’le uyanıp onunla uyuyorum
Bu sevginin sonu nereye gidecek
Ben de bilmiyorum

YORAN DÜŞÜNCELER

 

Aden Mira Kartal

Evrenlerden bahsediyor insanlar
Bir evren değil de çok evrenden
Paralel olanından, başkalarından

Eğer öyle ise neden evrenler arası yolculuk yok
Neden kendi evrenimize mahkumuz
Belki de başka evrenlerden bize gelenler var
Ama yaşadığım evren
Neden bana dar

Diğer evrenlerde de 
Zaman bizdeki gibi mi
Onların da var mı garip saatleri
Takvimleri
Onların da var mı güneşi
Gecesi, gündüzü

Bence kimilerinin dediği kadar
Fazla evren yok sonsuzlukta
Elli, bilemedin yüz
İşler çok karışır eğer daha fazlaysa

Mesela kıyameti var mı diğer evrenlerin
Ve varsa hepsinde birden mi kopacak
Hepsi birden mi yok olacak

Uzaylı, diyorlar
Mars diyorlar
Dünya dışı varlıklar diyorlar
Olabilir, neden olmasın diyorum
Sonra evreni düşünüyorum
Hepsini birden düşünmeye gücüm yetmiyor
Hatta yaşadığım evreni bile
Zaman zaman çözemiyorum

Belki de en iyisi 
Düşünmemek hiçbir şeyi
Açmak bir ders kitabını
Ve kaybolmak sayfalarında
İşaret koymak önümdeki şıklara

Ezeli Bir Yanılgı


Metehan Darıcı

İnsanlar birbirlerini ilk ne zaman yargılamaya başladı, diye düşünüyorum. Yargılamak derken bir suçtan dolayı değil, renginden, soyundan dolayı. Önce tarih geliyor aklıma ardından tarihi geride bırakıyorum. Dünyanın öncesine, ilk insanlara kadar gidiyor sanırım bu hikaye. Tarihin hangi dönemine baksam bir kıyas var. Savaşların, katliamların çoğunun sebebi de aslında bu değil mi? 
İnsanlar önce kendilerini kıyaslıyor başkalarıyla, ardından kendilerinin daha üstün olduğunu düşünüyor ve diğerlerinin kendilerinin daha altında olması gerektiğine karar veriyor. Bunu düşünürken iyilikten, güzellikten beslenmiyor yalnızca kendisini düşünüyor ve kendisini ön plana çekiyor. 
Yalnızca toplumsal, ulusal alanda değil günlük hayatta bile bunun yansımaları var. Örneğin bir okulda sınıflardan biri kendi sınıfını diğer sınıftan üstün görüyor. Aynı şekilde bir şehirdeki okullardan biri kendisin diğerlerinden üstün görüyor. Ya da bir şehir kendini diğer şehirden üstün görüyor ve temelde aslında insanlar kendilerini hep kardeşlerinden, arkadaşlarından, akrabalarından üstün görüyor. Büyük kaos o zaman başlıyor.
İnsanlar arasında, kardeşler ve toplumlar arasında farklılıklar vardı ama üstünlük demek zor buna. Bu farklılıklardır dünyayı güzelleştiren. Bütün meyvelerin tadı aynı olsaydı anlamsız olurdu. Bütün çiçeklerin kokusu aynı olsaydı, gülün adı olmazdı. Gül çiçekler içerisinde en güzeli belki fakat bu diğer çiçeklerin kötü olduğu anlamına gelmiyor. 
İnsanlık, önce farklılığın değerini anlamalı. Kendisine fark katan şeyi keşfetmeli. Üstünlük taslamak, üstün olduğunu düşünmek galiba yalnızca bir hastalık.