13 Aralık 2025 Cumartesi

Sessizce Havlayan Köpek


Asya Kılcı

Mira taşındıkları evden hiç hoşlanmamıştı. Ev eskiydi, duvarları geceleri çıtırdıyordu ve en garip olanı, saat tam 02.42’de her şeyin bir anlığına sessizleşmesiydi. Ne rüzgâr sesi kalıyor ne de dışarıdan bir araba geçiyordu.

Bu sessizliği ilk fark eden Mira değil, köpeği Köpük olmuştu. Köpük her gece tam 02.42’de kapıya dikiliyor, ama hiç havlamıyordu. Sadece kulaklarını dikip boşluğa bakıyordu.

Bir gece Mira dayanamayıp fısıldadı:
“Ne var orada?”
Köpük dönüp ona baktı. Gözleri normalden daha parlaktı.

Ertesi gün Mira evin bodrumunu keşfetmeye karar verdi. Bodrumda eski eşyalar, bir de kilitli bir kapı vardı. Kapının üstünde solmuş bir yazı duruyordu:
“Geri dönenler için.”

Gece yine 02.42 oldu. Bu sefer kapıdan bir tıklama sesi geldi. Köpük kapıya yaklaştı ama hâlâ havlamıyordu. Mira kalbi hızla çarparak kapıyı açtı. Koridor uzundu ve sanki evden daha eskiydi. Duvarlarda çizikler vardı, ama insan eliyle yapılmış gibi değildi.

Koridorun sonunda bir ayna vardı. Aynada Mira kendini gördü ama arkasında bir kişi daha duruyordu. Tam arkasını dönecekken aynadaki Mira konuştu:
“Gitme. Henüz hazır değilsin.”

Köpük aniden aynaya doğru koştu ve sessizce oturdu. O anda Mira fark etti: Köpeğin yansıması aynada yoktu.

Bodrumdan çıktıklarında saat yine çalışıyordu. Günler geçti, hiçbir şey olmamış gibi görünüyordu. Ama Mira, Köpük’ün artık dışarı çıkmak istemediğini fark etti. Sürekli bodrum kapısının önünde yatıyordu.

Bir akşam Mira eski evrakların arasında bir fotoğraf buldu. Fotoğrafta aynı ev vardı. Kapının önünde bir kız duruyordu. Yanında da bir köpek…
Ama köpek Köpük değildi.

Fotoğrafın arkasında şu yazıyordu:
“O beni geri getirdi.”

Mira o an anladı.
Köpük, bu eve ilk kez gelmiyordu.
Ve o gece 02.42’de sessiz kalan şey ev değildi…
Mira’ydı.

Karanlık Saat

Nurgül Asya Kılcı

Eski mahalledeki okulda herkesin fark ettiği ama kimsenin anlam veremediği bir şey vardı: girişte asılı duran büyük duvar saati tam 03.17’de durmuştu. Günlerdir kimse onu çalıştıramıyordu. İlginç olan ise şuydu; saat durmuş olmasına rağmen bazı geceler okulun içinden hafif bir tik tak sesi duyuluyordu.

Defne bu sesi ilk duyduğunda okuldan eve dönüyordu. Kapılar kilitliydi ama ses saatin bulunduğu yerden değil, bodrumdan geliyordu. İçini kaplayan korkuya rağmen merakı daha ağır bastı. Ertesi gün arkadaşı Arda’ya her şeyi anlattı. Birlikte bodrum kapısına gittiler. Kapının üstünde solmuş bir tabela vardı: “Girilmez.”

Kilit eskiydi ve kolayca açıldı. İçeri girdiklerinde hava soğuktu. Duvarlarda silinmiş yazılar vardı ama biri çok netti:
“Saat durduğunda gerçek başlar.”
Bodrumun sonunda tozlu bir masa ve üzerinde eski bir defter duruyordu. Defteri açtıklarında satırlar dolusu öğrenci ismi gördüler. Sayfaların en altındaki isim Defne’nin ismiydi. Ama Defne, buraya daha önce hiç girmemişti.

O anda ışıklar söndü. Karanlığın içinden bir fısıltı yükseldi:
“Zaman geri alınamaz.”
Duvar boyunca uzun, ince bir gölge hareket etti. Gölgenin kolları saat ibreleri gibiydi ve her hareketinde tik tak sesi yükseliyordu. Defne korkuyla defteri yere düşürdü. Sayfalar kendi kendine açıldı ve bir cümle belirdi:
“03.17’de bodrumda olan, gölgede kalır.”

Bir anda her şey aydınlandı. Bodrum boştu. Kapı, masa ve yazılar yok olmuştu. Ertesi gün okulda her şey normaldi. Duvar saati yeniden çalışıyordu. Kimse bodrumdan bahsetmiyor, Arda bile
yaşananları hatırlamıyor gibiydi.

Defne rahatladığını sandı ama sırasının üzerinde küçük bir kâğıt buldu. Üzerinde kendi el yazısıyla şu yazıyordu:
“Bir dahaki duruşta yalnız olmayacaksın.”

O gün derste öğretmen okulun geçmişinden söz etti. Bu binanın eskiden öğrencilerin davranışlarının gizlice izlendiği bir gözlem okulu olduğunu anlattı. Defne aynaya baktığında yansımasının bir an geç hareket ettiğini fark etti. Kalbi hızla çarpmaya başladı.

Gece tam 03.17’de uyandı. Odasında biri vardı. Korkarak baktığında onun kendisi olduğunu gördü.
“Biz kaybolanlar değiliz,” dedi diğeri. “Zamanda kalanlarız.”

Defne o an anladı. Defterdeki isimler kaybolan öğrenciler değildi. Saat her durduğunda, aynı anda birden fazla Defne oluşuyordu. Okul zamanı izliyor, Defne ise bu düzenin parçası hâline geliyordu.

Ertesi sabah okulda kimse Defne’yi tanımıyordu. Arda yanından geçti ve durup sordu:
“Affedersin, tanışıyor muyuz?”

Duvar saatine baktı. Saat yine 03.17’de durmuştu. Gölgenin içinde yeni bir öğrenci belirdi. Bodrumdaki defterin ilk sayfasında artık tek bir cümle vardı:

“Gözlem tamamlandı.”

Ve Defne gerçeği kabul etti:
O bu gizemi yaşayan kişi değildi.
Gizemin kendisiydi.

RENKLER

Gamze Sena Kuyucu


Kırmızı 
Asil bir renk kırmızı, al bayrağımızın rengi. Ama ben oldum olası sevmem kırmızıyı. Sanki bana negatif enerji yüklüyor. Hem derler kırmızı nazar getirir diye. Belki doğru değil ama ben inanıyorum. Benim hiç kırmızı kıyafetim yok ya da kırmızı eşyalarım. Kırmızıya olan nefretim buradan geliyor belki kim bilir? Aslında sonbahar geldiğinde ağaçlarda hoş durur kırmızı. Ama bu ona nefretimi değiştirmez. 

Turuncu
Turuncu sonbahar gelince gelir aklıma. Hem severim hem de sevmem, ikisinin arası. Aslında güzel bir renktir. Turuncuyu yapraklarda görünce ayrı bir neşelenirim nedensizce. En sevdiğim meyvelerin üzerinde var: portakal, mandalina. Turuncu benim dikkatimi çeker gördüğümde. Bu yüzde seviyorum belki de turuncuyu. 

Sarı
Sarı en sevdiğim renklerin arasında. Bana nedensizce enerji katıyor. Onu gördüğümde gülümsüyorum. Sarı rengini çok görürsem o günüm sanki öbür günlere göre daha iyi ve enerjik geçiyor. Mesela güneşin yoğun olduğu günlerde. Sarı bitkilere çok yakışıyor bence. Sarı öbür renklerin yanında olduğunda hepsine canlılık katıyor. Tıpkı ailenin en küçük neşeli çocuğu gibi. Resim çizdiğimde, içinde illa sarı rengi bulunur. Ya ağaçlarda ya tatlı bir kelebekte ya da sevilmeyi bekleyen bir kedide. 

Yeşil
Etrafta çok görmeme rağmen seviyorum yeşili de. Hani bir şeye çok maruz kaldığında ondan bıkarsın ya. Bende öyle olmuyor konu yeşil rengine gelince. Bir ara yeşil rengini pek sevmiyordum. Ama bazı kıyafetlerim, ayakkabım yeşil olunca sevmeye başladım. O zaman fark ettim yeşilin ne kadar değerli olduğunu. Mesela çimler yeşil yerine başka bir renk olsaydı, ilkbaharı seveceğimi tahmin etmiyorum. Hani ormanlar çok değerliler ya. Belki de ağaçlar yeşil olduğundan dolayıdır.

Mavi
Mavi bence sonsuzluğu ifade ediyor. Mesela denize baktığımızda sonunu göremiyoruz. Ya da gökyüzüne baktığımızda atmosferi ayırt edemiyoruz. Bence mavi denize de gökyüzüne de çok yakışıyor. Mavi insana bir umut katıyor bence. Çünkü gökyüzünden sonra uzayın olduğunu hepimiz biliyoruz ama göremiyoruz. Görmek için ise uzaya çıkmak gerekiyor. Ya da denizin ardında kara parçaları olduğunu biliyoruz. Ama o kara parçalarını görmek için gemiye atlayıp saatlerde yolculuk yapmak lazım. Ben sıkıldığımda hep maviye bakarım, gökyüzüne. Sıkıntımı alır götürür mavi. Beni de hayaller ülkesine bırakır.

Mor
Kız olmama rağmen pek de sevmem moru. Bana çok koyu gelir ton olarak. Aslında tam da nefret etmem mordan. Açık tonlarını severim bir nebze. Ben küçüklükten beri mor üzümü sevmem ya da karalahanayı. Renklerinden dolayı mı sevmiyorum, yoksa tatlarını mı beğenmedim bilmiyorum. Mor renginin benim için pek de bir anlamı yok. Gördüğümde de görmediğimde de hiçbir şey olmuyor. Ama mor rengi de lavantaya ve menekşeye ayrı bir yakışıyor. Bu yüzden içimde ona karşı minicik bir sevgi olabilir belki.

Pembe
Pembe küçükken en sevdiğim renkti benim. Kıyafetlerimin, oyuncaklarımın, kalemlerimin, kitaplarımın hepsinin pembe olmasını isterdim. Şimdi diyorum iyi ki her şeyim pembe değilmiş diye. Pembe benim için unutulamaz bir renk. Küçüklüğümü hatırlatıyor bana. O masum anıları, bitmek bilmeyen oyunları… Çok sevsem de küçükken, şimdi soğudum. Ama ömrüm boyunca pembe bana hep o günleri hatırlatacak.

Kahverengi
Kahverengi bana sakinliği aşılar. Kalabalık şehir ortamında herkes toprağa muhtaçtır. Sinirli olunca toprak negatif enerjiyi emermiş. Kahverengi hoş bir renk bana göre. Özellikle yeşille uyumu efsane. Kahverengiye baktığımda benim aklıma küçükken çamurdan yaptığım pastalar, yollar ve tencere, tavalar geliyor.
Beyaz
Huzuru temsil eder beyaz. Etraf karla kaplanınca insanın içine huzur dolar. Kışın sevilme sebebi belki de beyaz renginden dolayıdır. Aynı zamanda beyaz bana başarıyı da çağrıştırıyor. Başarılı insana yıldız gibi derler. Yıldızlar ise farklı renkte olsalar bile dünyadan bakınca beyaz görünürler ve hepimize tepeden bakarlar.

Siyah
Siyah herkes tarafından sevilir. Ben ise pek sevemiyorum. Siyah hüznü temsil eder. Evet, siyah renginde bir sürü kıyafetim var ve giyiyorum ama bir türlü sevemiyorum nedense. Siyaha baktığımda unutamadığım günler geliyor aklıma. Siyah en çok tercih edilen renk. Ama benim tercihlerimde ilk üçe giremez.
Gri
Gri karamsarlığı hissettiriyor bana. Hava kapalı olunca hiçbir şey yapasım gelmez o gün. Gri güzel bir renk. Kıyafetlerimde giyiyorum hep. Ama her tarafta görünce sıkıcı oluyor ara sıra. Özellikle de şehirlerde. Belki de gri etrafta çok da olmasa daha çok seveni olabilir. Gri aynı zamanda çaresizlik gibi. Fırtına olacağı zaman kuşların yuvalarında yaşadıkları panik ve çaresizliğin rengidir belki. 

Bende Bir Ağacım

Gamze Sena Kuyucu

Çok sevilmediğimi bende biliyorum
Görkemli değilim öbürlerinin yanında
Direklerle karşılaştırıldığımda bile
Cılız ve nahif kalıyorum

Çok sık olmayabilir yapraklarım 
Ama bende bir ağacım
Aslında yapraklarım acıtır biraz
O yüzden bana dokunan çok olmaz

Kışın sevildiğimi hissederim
Hatta beni süsleyen bile çıkar
Dökülmez yapraklarım her mevsim
Bu konuda belki de popülerim

Çok hızlı büyürüm
O yüzden dikerler beni
Başka bir sebepten dolayı dikerlerse
Heyecandan kururum
Sonrada kendimi sıcaklığın ortasında bulurum

Büyür kozalaklar dallarımdan
Oksijen süzülür yapraklarımdan
Bende bir ağacım
Bana ayrımcılık yapmayın

Öğrenmek ve Bilmemek Arasındaki Bağ

Gamze Sena Kuyucu

Öğrenmek
Yeni bilgiler edinmek
Düşüncelere yeni kapılar açmak demek
Özellikle meraklı isen
Zor değil öğrenmek

Normaldir bilmemek
Her insanın fıtratında vardır zaten
Sayılar, yollar sonsuz diyorlar ama
Sonsuz olan bir kelime de
Bilmemek bence

Bir söz vardır
Bilmemek değil öğrenmemek ayıp diye
Kim söylemişse 
Şair olmalı bence

Biz insanoğluyuz
Her şeyi bilemeyiz elbet
Ama bilmediğini öğrenirsen
Asıl budur maharet


AH ŞU ÇALAR SAAT

 

Yusuf Kerem Köse


Her sabah,
Kuş sesi yerine
Uyanıyorum seninle.
Ne kadar nefret etsem de,
Olmasan gidemem asla bir yere erkenden.

Tam rüyamın en heyecanlı yerindeyken,
Belki atacakken gol,
Bazen tam dünyayı kurtaracakken,
Çalıyorsun kulağımın dibinde iken.

Ah güzel çalar saatim,
Keşke bir kuş alabilsem senin yerine.
Ama alamadığım için,
Duymak zorundayım,
Cırtlak sesini,
Huzurlu bir müzik yerine.

BÜYÜKLÜK

Yusuf Kerem Köse

Büyüklük neye göre ölçülür?
Boy uzunluğu mudur?
Vücut yapısı mıdır?
Yoksa bilgi sayısı mıdır büyüklük?

Acaba büyüklü kimlerde görülür?
Uzun boylularda mı?
Kaslılarda mı?
Zekilerde mi görülür büyüklük?

Bunların hiçbiri
Değildir bana göre
Büyüklük.
Asıl önemli olan,
Saygıdır her şeyden önce.



ZITLIK

Yusuf Kerem Köse

İlla olmalı mı
Dünyada bir zıtlık?
N’olur
Herkes tutsa aynı takımı,
Herkes sevse aynı çorbayı,
Bir kişi siyahı, bir kişi beyazı.

Zıtlık kötü bir şey değil aslında.
Farklılık katıyor hayata.
Ne olsaydı
Aynı saç mı olsaydı herkesin kafasında?

Arada olması lazım zıtlık
Olmazsa olmaz belki hiç savaş,
Fakat yaşanır fikirsel olarak kıtlık.