5 Mayıs 2026 Salı

BEREKET

Kerim Yuvacı
 
Okulda uyunabilecek dersler varsa
Ramazan gayet keyifli ve oruç
Kolay geliyor insana

Öğretmenler sanki 
Bizden daha çok etkileniyor oruçtan
Daha iyi anlıyorlar bizi 
Diğer günlerdeki gibi yormuyorlar

Ramazan merhamet ayı
Ve bereket ayı
En çok okulda fark ediyorum bunu
Hocaların merhametinden
Notların bereketinden fark ediyorum. 

Özgürlük Nedir

Feyza Duran
 
Herkesin dilinde aynı kelime:
Özgürlük...
Kıymetli bence de
Fakat düşünüyorum sokakları görünce
Özgürlük
Dilediğin gibi dolaşmak, gezmek
Her istediğini yapmak mıdır
Özgürlük yasalara uymamak 
Başkalarının hakkını görmemek midir
Özgürlük
Kuralları çiğnemek
Adaletli bilmemek midir
Özgürlük
Başkalarının fikirlerini görmemek
Sadece kendi fikirlerini ifade etmek midir

Herkesin dilinde aynı kelime:
Özgürlük...
Anlamı başka belki de
Bu kelimenin 
Herkesin sözlüğünde 

Yağınca Yağmur

Feyza Duran

Yağınca yağmur
etrafı kaplar bir toprak kokusu
Bazı söylentilerde denilir ki
aslında bu insanın gerçek kokusu

Yağınca yağmur
Değişir zaman duygusu
Tam öğlenin ortasında
Bir bakmışız akşam saatlerinin sonu

Yağınca yağmur
Belki dağlarda bir coşku
Ama dünyanın başka bir yerinde
Belki bir yoksul evde
Yaşanır ıslanmak korkusu

Yağınca yağmur
Kimine bereket kimine rahmet
Kimine yalnızlık kimine uzak bir anı
Yağmur 
Sanki çağırmakta hep yanımızda olmayanı

Yağmur neyse de 
Gök gürültüsü var bir de
Saçak altındaki kuşlara
Beşikteki çocuklara 
Ansızın gelen ürperti

Yağmur yağınca
Doğa kendini yenileyince
Dünya güzel, her şey güzel
Yine de

BOŞ ZAMAN

 
Ertan Abdülkadir Erdoğan
 
Herkes boş zamanlarını değerlendirme derdinde
Ben ise zamanımı boşaltma derdindeyim
Çünkü boş zamanlar
En sevdiğim zamandır benim

Zamanım boşsa mesela
Bu oyun zamanı demektir
Bir oyunun dünyasına kapılıp
Dünyadan uzaklaşmak güzeldir

Adı üstünde boş zaman
Bazen yatıp uyumanın vaktidir
Hele de dışarıda yakıcı bir güneş varsa
Dışarı çıkmanın vaktidir
Çünkü sokaklar sakindir

Daha çok boş zamanım olsun isterdim
Günün her saatinde 
İstediğim gibi yaşayabilmek
İstediğim şeyleri yapabilmek için
Boş zaman denilen şey
Çok önemli benim için

İYİ BİR UYKU İÇİN

Furkan Yörük 
 
Günde yedi saat uyuyorum
Bu benim için yeterli mi bilmiyorum
Aslında yetersiz
Bunu gün içinde seziyorum

Bana kalsa uyurdum on iki saat
Kalkınca kahvaltı yapardım bir saat
Sonra bir film bulurdum izlemek için
Böyle yaşasaydım ne güzel olurdu hayat

Aslında erken yatsam her akşam
Mesela saat yedide
On iki saat uyumuş olurdum
Sabah kalkış saati geldiğinde

Ama erken uyumak ne mümkün
Televizyon, bilgisayar, bir de ödevler
Özellikle ödevler, ödevler, ödevler
Bilmiyorum ki ne zaman bitecekler

Dedeme bakınca bir umut gelmiyor değil
Günün yarısını uyuyarak geçiriyor
Kalan yarısını televizyon izleyerek
İyi bir uyku için galiba
Benim de yaşlanmam gerek

21 Nisan 2026 Salı

Rüya

Kerim Yuvacı

Kitapların bazıları üzüyor
Keşke hemen bitmese diyorum
Uzayıp gitse sayfalar
Bitmese olaylar

Bittiğinde bir kitap
Onu alıp da kaldırmak rafa
Ayrılmak gibi bir arkadaştan
Görüşememek gibi bir daha

Ve raflardaki kitaplar 
Sanki unutulmayacak anılar
Gibi duruyor baktıkça

Diyorum ki 
Kitaplar ve hayatlar
İkisinin de ortak yanı var
Bir kitap bir hayat
Bir kitap bir dünya
Biten kitaplar ise
Güzel, çok güzel bir rüya

Sessizlik

 Çiğdem Soydağ

Bazı insanları anlamak çok zor
Yalnızca dünya kendilerinin sanıyorlar
Bazıları hayatı böyle yaşıyor
Oysa başkaları da var dünyada

Bir sırada otururken
bir serviste Giderken 
Ya da kocaman okulda
Duymak aynı sesleri ne kötü

Oysa hayat bazen dinginlik istiyor
Bazen durup düşünmek istiyor
Kahkahalar her zaman işe yaramıyor
İnsan kimi zamanlar
Sessizliği dinlemek istiyor

10 Nisan 2026 Cuma

BAŞKA BİRİ

 Ebubekir Çakmak

I. Benzersizliğin Keşfi

Başka çocuklara hiç benzemediğini söylüyorlardı sürekli. Başka çocuklar küçük şeylerle mutlu oluyordu ama o, hiç olmamıştı. Başka çocuklar yemek seçerdi ama o, hiç yemek seçmeyen biriydi. Başka kardeşini kıskanırdı ama o, hiç kıskanmaz aksine çok severdi. Ne zaman yeni birileri gelse evlerine ya da bir düğünde, cenazede birileri görse hep aynı şeyi söylüyorlardı: Bu çocuk başkalarına hiç benzemiyor. 
Henüz dördüncü sınıfa giden bir çocuk, diğerlerinden ne kadar farklı olabilirdi ki? Bazen aynada kendine bakıyordu ama hiçbir fark göremiyordu arkadaşlarıyla kendisi arasında. Mesela boyu Ebubekir’le aynıydı. Saçlarının rengi ise Ferhat saçlarıyla aynıydı. Gözleri Yiğit’in gözlerinin rengindeydi. Peki ama farkı neydi başlarıyla? 
Artık kendisinin başkalarından farklı biri olduğuna neredeyse inanmaya başlamıştı lakin bu farkın ne olduğunu bir türlü bulamıyordu. Annesine, babasına soruyordu benim diğer çocuklardan farkım ne diye. Annesi ve babası tek cevap veriyorlardı: Sen başkasın.
Artık sabahları uyandığından aklında sadece bu mesele vardı yani herkesten farklı olması ve başka olması. Gece uyumadan önce saatlerce düşünüyordu beni diğer çocuklardan farklı kılan özelliklerim neler, diye. Derslerinin diğer arkadaşlarından iyi olması onu farklı kılmıyordu. Konuları çabucak anlaması da onun için bir farklılık değildi. Neydi, onun herkesten farklı olmasını sağlayan şey ne?
Herkeste iki el, iki ayak, iki kulak vardı ve kendisinde de böyleydi bu. 
Herkeste iki göz vardı ve görmeye yarardı, kendisinde de böyleydi. 
Kuşların konuştuklarını kimse anlamazdı, o da anlamazdı. 
Rüzgarın fısıltısını duyar fakat ne dediğini anlamazdı zaten kimse de anlamazdı. 
Başıboş köpek gördüğü zaman irkilirdi ama başıboş köpeklerden arkadaşları da irkilirdi. 
Herkesten onun farklı olmasını sağlayan şey neydi?
Annesine büyük dedelerini sordu, babasına sordu ama diğer dedelerden hiçbir farkları yoktu onların da. En azından anne ve babasının anlattığına göre öyleydi. 
Beşinci sınıfa yaklaşıyordu artık ve yaşıtlarından, arkadaşlarından farklı olduğunu söyleyen insanlar sürekli çoğalıyordu. İlk kez girdiği bir kırtasiyenin sahibi ona bakıp şöyle diyordu: 
-Sen başka bir çocuksun, nerelisin, kimgillerdensin?
Öğretmenleriyle bir müze gezisi yaptıklarında müze görevlisi ona bakmış ve şöyle demişti:
-Sen ne kadar farklı bir çocuksun, nerelisin?
Artık farklı olduğunun söylenmesinden sonra bir de nereli olduğu soruluyordu. Belki de fark buradaydı. Nereli olduklarını biliyordu hatta yaz tatilinde birkaç hafta köyde vakit de geçirirlerdi. Köylerinin diğer köyler arasında farklı bir tarafı, yönü yoktu ki... Köyleri kontların, asilzadelerin, lordların, şehzadelerin yaşadığı ya da yetiştiği bir yer değildi. Olsaydı bilirdi bunu. Köylerinde yalnızca bir cami ve bir okul vardı. Onlar da yeni yapılmış gibiydi. Nereli olduğu çok önemli olmamalıydı. Belki de kırtasiyecinin sorusu üzerinden gitmeliydi: Kimgillerdensin? Kimgillerden olduğunu gerçekten de bilmiyordu. Bunun üzerine yoğunlaşması gerektiğini düşündü. Annesine kalsa Hacalioğlları sülalesindenlerdi. Babasına kalsa Şekeryemezoğlu sülalesinden. Bu iki sülaleden ikisini de tercih etmek istemiyordu ama kimgillerdensin, denildiğinde verecek bir cevabı da olmalıydı. 
Duvarlara bakıyordu, tavana bakıyordu, yüzükoyun yatıp öylece düşünüyordu, farkı neydi başka çocuklardan? Kimgillerden olduğunu adlandıramamıştı, nereli olduğunun çok önemi yoktu. Belki de kendini hiçbir yere ait hissetmemesiydi onu farklı kılan şey. Arkadaşları, akranları hep övünürdü köyleriyle, kasabalarıyla. Hatta sülalesi ile övünenler de vardı. Annesi ve babası da kendi köyleriyle, atalarıyla övünürlerdi. O ise kendini hiçbir yere ait hissetmiyordu. 

DEVAM EDECEK