13 Mayıs 2026 Çarşamba

BİR SEBEP DAHA

Belinay Coşkun

Yıldızlar sadece parlamazlar
Yol gösterirler
Aydınlatırlar 
Parlayıp umut verirler 
Ay da onlara eşlik eder

Kaç çeşit yıldız var 
Belki de milyonlar 
Kuzey yıldızını bilirsiniz 
Parlar hem çok parlar 

Yıldızlar da ölürmüş 
Onlar da canlıymış 
İnsan üzülüyor
Bebek yıldız da varmış

KORKU

Belinay Coşkun

Karanlık mı geceyi getirir
Gece mi karanlığı getirir
Karanlık mı korkutur insanı
Yoksa gece mi

İnsan korkar mı geceden 
O zaman karanlıktan korkar
Karanlıkta bir ışık var
Adı da dolunay

Işık varsa
Neyden korkar insanoğlu
Işığın sönmesinden mi
Gecenin bitmesinden mi?

Gece’nin sonu görünür
Karanlık biter
Sabah olur gün doğar
Güneş var ise insan neyden korkar?

12 Mayıs 2026 Salı

BİR DÜNYANIN ÖNÜNDE

ÇİĞDEM SOYDAĞ
İBRAHİM GÜL
KERİM    YUVACI
DAĞHAN TOY
MEHMET TUĞRA AYDEMİR
ALİ ÇAĞHAN YILMAZ
SELİM ÇABUK
 
Hızlı hızlı yürüyebiliyordu fakat henüz uçmayı tam olarak beceremiyordu. Zaten kanatları onu taşıyacak kadar büyük değildi. Oysa çok küçük bir gövdesi vardı ancak kanatları gövdesinden de küçüktü. Kabuğunu kırarak dünyaya merhaba diyeli birkaç hafta olmuştu. Dünyaya gözlerini açar açmaz etrafına bakmıştı ve kardeşlerini görmüştü. O zamanlar hiçbirinin uçabileceğini düşünmemişti fakat kardeşleri artık uçabiliyordu kısa mesafeli de olsa. O, uçamıyordu. Uçamadığını gören annesi de hayli tedirgindi onun için. Kardeşleri artık kendi başlarına beslenmeye başlamıştı fakat o, halen annesinin ona yiyecek bir şeyler getirmesini bekliyordu. Aslında yuvadan inecek olsa beslenme sorunu yoktu fakat annesi onları özellikle Limon adlı kediden uzak durmaları konusunda sürekli uyarıyordu. Limon ne demekti bilmiyordu. Bu ismi, bu kediye kim vermişti, bunu da bilmiyordu. Çok düşünmüşler miydi acaba? Bir gün yuvanın kenarından annesi Limon’u gösterdi. Kocaman bir kediydi ve kocaman dişleri vardı. Yalnızca onların yuvalarına bakmıyordu, uçan her şeyle ilgileniyordu. Rengi sarı ve beyaz karışımı bir şeydi. Çok korkunç görünüyordu. Kardeşlerini ve onu bir hamlede yutabilecek kadar büyük bir ağzı ve uzun bıyıkları vardı. Annesi bile korktuğuna göre tehlikeli biriydi Limon. 
Günler geçiyor fakat o sadece zıplayabiliyordu. Bir türlü kanatlarını kullanmayı öğrenememişti. Annesi usanmış gibiydi ona yiyecek bir şeyler getirmekten. Kardeşleri de hiç kardeş gibi davranmıyordu. Hatta zaman zaman şöyle diyorlardı:
-Seninle yumurtadan çıkan herkes artık kendi başına uçabiliyor. Bu ne tembellik Allah aşkına. 
Bu sözler küçücük kalbini perişan ediyordu. Bir şekilde öğrenmeliydi uçmayı. Gece gündüz demeden kanat çırpmaya başladı. Hatta yuvasının dışına da çıkabiliyordu fakat kendini boşluğa bir türlü bırakamıyordu. Aslında onun korkusu biraz da Limon’du. 
O gün sabahın ilk ışıklarıyla yuvadaki herkes havalanmıştı. Bir süre sağa sola baktı ve yeniden uçma provalarına başladı. Ne yaptıysa bir türlü olmuyordu. Üstelik yuvanın dışına da çıkmıştı ve Limon pusuda bekliyordu. Bir tercih yapmalıydı ya uçmayı öğrenecek ya da Limon’a yem olacaktı. Tüm cesaretini topladı ve kendini aşağı doğru bıraktı. Ne yapsa ne etse bir türlü başaramıyordu. Biraz savrularak biraz uçarak çimler üzerine düştü. Neyse ki bir yeri kırılmamıştı. Çimler üzerinde yürümek ayrı bir keyifti. Sevmişti toprağı, yeşilliği fakat ya Limon? Limon görürse, koşup gelirse... Bir süre kendine saklanacak yer aradı ve ardını döndüğü bir anda Limonun kocaman burnuyla karşılaştı. Limon’un bir patisi havadaydı ve kuyruğunu sallıyordu. Yavaşça ona yaklaştı ve kokladı. Bu esnada gözlerini kapatmıştı küçük serçe. Bir süre gözlerini açmadan bekledi. Gözlerini tekrar açtığında Limon halen başucundaydı ama biraz daha sevimli bir eda ile bakıyordu. Tam kaçmayı düşünmüştü ki Limon önüne geçti. Yön değiştirdi fakat Limon yine önüne geçti. Bu esnada annesi durumu fark etmiş olmalı ki biraz yukarıdan uçarak seslenmeye başladı:
-Yavrum sen ne geziyorsun burada? 
-Uçacağım anne, birazdan uçmayı bekliyorum, dedi.
Bu esnada Limon’un kendine zarar vermek gibi bir düşüncede olmadığını da anladı. Toprakta, çimende yiyebileceği şeyler aramaya başladı. Bir türlü yiyecek bir şey bulamamıştı ve annesi tepesinden ayrılmıyordu. Bir kez daha ardına döndüğünde Limon’un ona yiyecek bir şeyler getirdiğini gördü. Limon’un getirdiği şeyler gerçekten de hoşuna gitmişti. Annesi ise yukarıdan durumu hayretle izliyordu. Limon bir süre sonra uzaklaştı ve annesi yanına gelerek onu uçması için teşvik etmeye başladı. Biraz öz güveni yerine gelmişti. Artık daha yükseğe sıçrayabilecek gücü vardı. Birkaç denemeden sonra havalanmayı başarmıştı. Çok kısa bir süreliğine havada kalmıştı lakin yere çakılması uzun sürmedi. Bir daha, bir daha, bir daha... Hiçbir şey değişmiyordu, hep aynı sonuç. Fakat en azından yuvasının yakınındaki bir duvara kadar uçabiliyordu. Önce duvara doğru uçtu. Bu kez çakılmamıştı. Biraz dinlendikten sonra yuvaya uçtu. Nefes nefese kalmıştı fakat çok mutluydu. Artık annesinin ona yiyecek getirmesine gerek kalmayabilirdi. Kendini çok yorgun hissediyordu. Vakit öğleye yaklaşmıştı. Kardeşleri onu  yuvadan izlemişler ve çok korkmuşlardı. Limon’un bu kadar iyi kalpli bir kedi olması onları şaşırtmıştı. Bir süre bütün aile öğlen uykusuna yattı. Uyandıklarında kardeşlerinden biri sordu:
-Anne, Limon neden kardeşimize zarar vermedi. Hani o tehlikeli biriydi?
Annesi bir süre düşündü. Aslında bu sorunun cevabını o da bilmiyordu. 
-Limon’un tok bir vaktine denk gelmiş olabilir diye düşünüyorum, dedi annesi ve ekledi:
-Bir kez sizden birine iyi davranması onun tehlikeli bir canlı olduğu gerçeğini değiştirmez. Belki de kardeşiniz şanslı bir günündeydi. 
Akşama doğru tüm aile yeniden yuvadan havalandı. Bu kez küçük serçe önce duvara indi, sonra yere kondu. Limon ortalarda yoktu. Birkaç denemeden sonra artık uçuyordu hem de tek hamlede yuvaya çıkabilecek kadar uçabiliyordu. Önünde keşfedilmeyi bekleyen büyük bir dünya vardı. Tehlikelerle ve iyiliklerle dolu bir dünya. 

EN SON SIRADAKİNİN ŞİİRİ

 Nil Ateş
 
                         Feyza ve Aslı’ya
Bu görüşümü eminim kimse mantıklı bulmaz
Fakat cümleleri hudutlarla esir bırakmak da adaletli olmaz
Eğlemeyim sizi hızlıca söyleyeyim fikrimi
Bence mektuplar lanetli

Ertan bilir bir ödev vermişti Türkçe öğretmenimiz
şiirimi bir askerin atına yazmıştım, belleğim oyun oynamıyorsa adı da “Hilmiz”
Ben de bu ismi bir çiçeğe vermiştim, okulda ıssız bir köşede çabayla dik duran
Adını Hilmiz koyduğum gibi solmaya başlamıştı güçlü çiçek yavaştan yavaşa
 
Ben bu şiiri mektupların lanetini bir kağıda aktarmak için yazdım
Çünkü belki bir hataydı ama Feyza ve Aslı’ya bir mektup yazdım
Aslında bunlar değildi anlatacaklarım ama çaba harcadım
Zamanımız çok dardı üstelik ben en son sıradaydım





HEDİYE

Feyza Duran

                    Nil ve Aslı için
Mektup belki de 
En değerli hediye
Bir arkadaşa bir dosta
Yazılan doğum gününde
Saklanır mektuplar bir dolapta
Ya kitabın ya defterin arasında

Mektup bir çiçektir aslında
Okudukça yeşerir, çiçeklenir
Okunmasa bile
Nefes alıp 
Nefes verir

Keşke yeniden eski günlerdeki gibi
Mektuplar getirse postacı
Baksak her sabah kapının önüne
Bir zarf ve 
Bir pul zarfın üzerinde

Mektup okumak ve yazmak
Sanki geçmişi yeniden yaşamak

GÖNDERİLMEYEN MEKTUP

Ali Çağan Kalaycı

Günlerden 12 Mayıs, 2000’li yılların 26.sı. 
Gönderen: Bir Yazar
Alan: Sevgili Hiç Kimse
Bugün yine istasyona gittim
İnsan bazen olmayacağını bile bile
Aynı yere dönüyor
Belki bir umut, bir sebep için
Alışkanlıktan
Belki de içimdeki küçük bir sevgi pıtırcığından
Aynı bankta
Tren her geçtiğinde 
Herkes ayrı bir dertte

İnsanlar kendi hayatını yaşıyor
Herkese bir son yazılıyor
Ben ise hep aynı bankta oturup
Kendi kaderimi yaşıyorum
Kaderini yaşayan insanları izliyorum

Bir bank
Bir dünya olabilir mi insana
Her zaman hep aynı anda
Hep aynı mekanda
Hep buradayım
Seni gördüğüm son dakikada
Elime tutuşturulmuş, buruşmuş bir mektuplarımı

Sana söylemek istediğim birçok şey vardı
Ama insan bazı cümleleri tam zamanında kuramayınca
İçinde taşıyor geri kalan ömrü boyunca
Duygularına kendine göre şekillendirmiş
Kendi için bir tren
Gerçek bir umut bekliyor

Bu mektubu belki hiçbir zaman okumayacağım
Belki okumayı bile unutacağım
Ama o günü, o yazı
Dökülen yapraklarıyla seni
Ve hala vedalaşamadığımız o günü
Tek bir an gibi 
Seni yaşayarak anıyorum

ER MEKTUBU

Furkan Yörük 
                 Baha için...
Bir gün askere gittiğinizde
Ve ayrı kaldığında her şeyden
Arkadaşım Baha sen hiç merak etme
Ben seni mektupsuz bırakmam
Akşamları uzandığında ranzaya
Açıp okursun mektuplarımı
Bir daha 
Bir daha

Arkadaşlık böyle bir şey değil mi
Merak etme
Unutmayacağım seni

MEKTUP

 Baha Kayhan

                Ertan için...
Bana hiç kimse mektup yazmadı
Yazacağını da düşünmüyorum
Ama sadece Ertan
Ders icabı da olsa
Bana bir mektup yazsın diye bekliyorum

Postacıya filan gerek yok
Evimin kapısının önüne bıraksın
Sessizce kapıdan ayrılsın
Canım arkadaşım benim
İyi ki varsın