1 Kasım 2025 Cumartesi

SESSİZ GECE

 
 Nehir Almacı


Gökyüzünde solgun bir ay
Rüzgar eser yavaş yavaş
Kalbimde saklı binbir dava
Zaman geçer olur telaş

Bir yıldız düşer gözüme
Gece serilir önüme
Sözlerim kalır içimde
Suskunluk dokunur gönlüme

Dalgalar kıyıya vururken
Kuşlar sessizce dururken
Gün biter yavaşça erirken
Hayaller göğe savrulurken

Uzakta ışık yanar yine
Çekilir karanlık derine
Bir huzur çöker kalbine
Sessizlik çöker her köşene

Ve bil ki günler geçse de
Mevsimler dönüp gitse de
İnsanlık bin kez sönse de
Umudun saklı içte 
Hep sende



 

 

TALİHİMİN TARİHİ

Ecem Ercins 
Reyhan Veske
Nehir Almacı
Metehan Akkaya
Sami Yusuf Avcı

1. Bölüm
Oldum olası talihsizdim. Bir türlü peşimi bırakmıyordu sakarlıklar. Bazıları üzerinde nazar var, diyordu. Hatta kimileri kurşun döktürmeyi öneriyordu. Önerilerin bazılarını ailem uygulamıştı fakat sonuç değişmiyordu. Herkesin günde onlarca kez geçtiği yolda yürürken benim ayağım burkuluyordu. Hem de düz yolda. Kimsenin takılıp düşmediği merdivenlerden yuvarlanarak inmeyi başarabilen biri varsa o da bendim. Yürümemde mi problem vardı yoksa adım atış tarzımda mı? İkisi de değil. Bir ara yanlış ayakkabı seçiminden kaynaklandığını da düşündü büyüklerim fakat ben çorapla yürürken bile evde zaman zaman düşüyordum. Yalnızca yürümek mi sorundu benim için? Hayır… Çay içmeye bile korkar hale gelmiştim çünkü çay bardağının kulpu elimde kalıyor bardak çatlayıp kulpundan ayrılıyordu bazen. Böyle durumlarda büyüklerim teselli veriyordu:
-Nazar çıktı, şükür sana bir şey olmadı ya…
Bana daha ne olabilirdi ki? Aklıma bile gelmeyen her şey başıma geliyordu. Düz yolda yürürken bir bisikletin tekerleği yerinden çıkıp da gelip sizi bulsa ne yaparsınız? Beni buldu o tekerlek ve yere sermeyi başardı. 
Sanki evrendeki her şey sözleşmiş ve üstüme üstüme geliyordu. Arkadaşlarım pikniklerde, halı saha maçlarında coşarken ben bir kenarda oturup başıma gelebilecek olası felaketlerden kendimi korumaya çalışıyordum. Adım çıkmıştı bir kere sakara. Arkadaşlarım yüzüme karşı söylemese de ardımdan Sakar, diye konuşuyordu, biliyordum. Son gittiğimiz pikniğin dönüşünde araç arızalanmış ve kimse aracın bakımlarını yapmayan şoföre kabahat bulmamıştı çünkü aracın arıza yapmasının tek sorumlusu onlara göre bendim. Son halı saha maçında kafasından sakatlanan arkadaşımın da sorumlusu bendim. Oysa küçücük bir şut çekmiştim top bana gelince. O günden sonra maçlara da çağırılmaz oldum. Zaten çağırsalar da artık gitmem. Kimse oynadığımız topun maç için uygun olmadığını düşünmedi bile. Nasıl olsa bir günah keçisi vardı: ben…
Böyle bir hayat nasıl güzel olabilirdi ki? Sabah uyandığımda başıma ne geleceğini düşünüyordum, akşam uyumadan önce yaşadığım şeyleri. Bir çözüm bulmalıydım, bir çıkış kapısı aralamalıydım. Nasıl olacağını ben de bilmiyordum. 
Günlerce düşündüm bu durumdan nasıl kurtulacağımı. Çaresiz bir şekilde, arkadaşlarımdan uzakta okul bahçesinde gezinirken gözüme okulun kedisi ilişti. Kaç zamandır buradaydı bu kedi. Kedinin adını Talih koymuştu öğrenciler. Bir anda beynimde şimşekler çakmaya başladı. Talihsizliğimden sürekli şikayet eden benim için iyi bir rol model olabilirdi belki de Talih. Talih’le vakit geçirirsem talihim değişebilirdi. Bunlar zihnimde dolaşırken üç beş karga Talih’e doğru yaklaşıyordu. Talih önceleri kargalardan habersiz gibi görünse de bir çırpıda üçünü birden kovalamayı başarmıştı ve bir kahraman edasıyla salına salına bahçede yürümeye devam etti. Artık talihsizliğimi değil, Talih’i düşünecektim ve takip edecektim. 
Ertesi teneffüs gözüm bahçede doğrudan doğruya Talih’i aradı. Güneş alan bir yere uzanmış bir yandan etrafı süzüyor bir yandan da keyif çatıyordu. Şu kedi kadar talihim olsaydı, diye içimden geçirdim. Bu esnada Talih beni fark etti ve tembel bir bakışla süzdü, ardından yürüyerek yanıma geldi. Galiba Talih beni anlıyor ya da bana yardım etmek istiyordu. Her ne kadar Talih’e dokunmayın, demişse de öğretmenlerimiz kendimi tutamadım ve Talih’le tatlı bir sohbete başladık. Bir teneffüste ne kadar anlatılabilirse anlattım ona yaşadığım şeyleri. Dinliyordu beni hem de sıkılmadan ve ara sıra tepki vererek. Günlerdir aralanmasını beklediğim kapı nihayet aralanmış gibiydi. O gece uyumadan önce düşündüğümde gün boyu hiçbir sakarlık yaşamadığımı fark ettim. Bu, bir ilkti benim için. Belki de Talih, talihsizliğimin sonunu getirecekti. 

2. Bölüm
Bir arkadaş bulmanın huzuru vardı içimde sabah uyandığımda. Koşarak okula gittim ve sabahın ilk saatlerinde Talih’i aradı gözlerim. Yoktu ama geleceğinden emindim. Benim talihimi değiştirecek kahramanımdı o. İlk teneffüste herkesten önce bahçeye koştum. Bu kez sağda solda değil hemen kapının önündeydi ve sanki beni bekliyordu. Ben dışarıya çıkar çıkmaz yanıma düştü ve birlikte yürümeye başladık. Gittikçe artan bir sevgiydi aramızdaki ve bunu hissediyordum. Sohbetlerimizden birinde ona neden isminin Talih olduğunu sordum. Birkaç mırıltıyla geçiştirdi ve bunu kendim düşünmeye başladım. Belki de kediler hep dört ayak üzerine düştüğü için bu ismi vermişlerdi. Belki dokuz canlı olarak bilindiği için… Belki de emsallerine göre daha güzel bir yaşam ortalamasına sahip olduğu için… Her ne olursa olsun benim için yeni bir hayata bakış penceresi olmaya adaydı işte bu kedi. Gün boyu yine onunla vakit geçirdim. Son teneffüs ben Talih’le otururken bahçede bir hareketlilik gördüm. Galiba basketbol maçı yaparken çocuklardan birinin parmağı kırılmıştı. Uzaktan izledim olanları. Parmağı kırılan çocuk acı çekiyordu fakat yüzünde bir tebessüm de vardı. Kimse kimseyi suçlamıyordu. Hatta öğretmenler bile oyundur, olur böyle şeyler diyor ve doğal karşılıyorlardı yaşanan durumu. Bambaşka duygulara doğru yol alıyordum. Demek ki olumsuzluklar yaşayan sadece ben değildim. Başka öğrenciler de talihsizlikler, kazalar yaşayabiliyordu. Bir gün daha talihsizlik yaşamadan geride kalmıştı. Galiba hayatım düzene girmeye başlıyordu. Her şeyi değiştiren küçücük bir kediydi. 

KAPI

 Zeynep Ada Karadaş


Kimileri başka dünyalar görmek için
Büyük masraflar eder
Ama ben
Bulunduğum yerden
Giderim bambaşka dünyalara
Kimsenin bilmediği diyarlara
Bazen hüzünlenirim 
Bazen neşelenirim
Sayfalar arasında

Bir buket çiçek mi deseniz bana
Birkaç kitap mı
Kitapları isterim hiç düşünmeden
Vardır kokusu çünkü onların da 
Tıpkı kitaplar gibi işler insanın kalbine
İçinize çekince

Bir yerlerde rastlayınca 
Daha önceden okuduğum bir kitabı
Rastlamış gibi oluyorum
Eski bir dosta

Kitaplar beni taşısa da başka dünyalara
Kahramanları sanki hep aramızda
Bazen rastlıyorum günün herhangi bir vaktinde
Otobüste, markette, parkta onlara

Kitap, en iyi arkadaştır derler
İnanıyorum ben buna
Üstelik benden hiçbir şey istemezler
Sayfalarında gezinmemden başka

İnsanlar hep son zamanlarda
Yalnızlıktan şikayetçi
Varıp da bir kitabın kapısını
Hiç çalmamışlar ki

SESSİZ ADA

 Zeynep Ada Karadaş

Yalnızlık gibi bir derdim hiç olmadı. Ben, gittiğim her yere mutlaka bir arkadaşımla giderim. Yemekte, çayda, parkta, sınıfta, trende hep onunla beraberim. Üstelik hiç şikayetçi değilim. O da değil bundan eminim. Zaten benden beklediği bir şey yok ki… Bana yük olduğu da yok. Ben sorarsam o konuşur, ben susarsam o da susar. Onunla konuşmak bambaşka dünyalara seyahat etmektir. Onunla dertleşmek tarihin çok eski zamanlarına gitmektir. Bazen hüzünlü bir penceredir onun yüzü bazen neşeli bir söğüt ağacı. Sohbete başlamak yürümek gibidir sessiz bir parkta. Bana bütün tecrübelerini anlatır, hayatın sırrını fısıldar bazen. Yeni yeni insanlarla da tanıştırdığı olur. Onun benimle tanıştırdığı insanlar da tıpkı onun gibidir. Bana zararı dokunmaz, korku vermez bu insanları tanımak bana. Aksine dünyamı zenginleştirirler, hayatı güzelleştirirler. 
Arkadaşım benim için bazen bir sığınak. Dünyanın kötülüğünden, insanların zalimliğinden bir kaçış. Bir ada benim için arkadaşım. Yalnızca onun ve benim bulunduğum bir ada. Normalde dağları, ağaçları, dereleri olur adanın benim adam kelimelerle kurulu ve sayfalarla çevrili. İki kapağın arasında benim arkadaşım ve hep yanımda. Evet, kitap benim en sadık arkadaşım. 

Çiçekçe

 Belinay Çoşkun

Kimi sevginin dilidir
Kimi baştanbaşa güzelliktir
Kimi saflığın temsilcisi
Kimi sadakatin şiiri

Onlar olmasaydı şayet
Kelimeler yetmezdi anlatmaya
Her zaman her şeyi
Mesela bir sevgiyi

Benim renkli bahçemdir onlar
En güzel düşüm
En sevdiğim uğraşım
Ve sevgili dert ortağım

Onlara sığınırım bittiğinde kelimeler
Güzel şeyler düşünmek için
Bazen onlara bahsederim
Tüm iyiliklerden

Her renk farklı bir çiçek
Her çiçek farklı bir duygu
Her çiçek ayrı bir dil 
Ve ben biliyorum bunu
Benim çiçeğim doğada
Mor bir lavanta

CANIM ARKADAŞIM

Belinay Coşkun

                Zeynep Ada Karadaş için...
Sınıfın en sessiz çiçeği
Benim biricik arkadaşım
Seninle tanırım gerçeği
Benim biricik arkadaşım

Sen olmazsan sınıf bomboş
Varlığın ne kadar da hoş
Ne olur bu teneffüste
Benimle oyna ve koş

İyi ki bu sınıftasın
Sen olmasan ne yaparım
Kalır tüm şiirler yarım
Benim canım arkadaşım

OKULUN ANLAMI

Zeynep Ada Karadaş
                                        Belinay Coşkun için...

Senin dünyan çok değişik
Üstelik heyecanlısın
Öğrenmenin arzusuyla
Hemen coşar canlanırsın

Heveslisin öğrenmeye
Ve bir şeyler bitirmeye
Elinde hep kâğıt kalem
Çabucak yazayım diye

Çok uzaktan geliyorsun
Hiç bıkmadan usanmadan
Yalnız bırakmadın beni
Bir gün bile yorulmadan

Hep yanımda olmalısın
Gelip beni bulmalısın
Okulumun tek anlamı
Galiba sen olmalısın 

SU

 Metehan Akkaya

Her şeyi temizleyen sensin
İçimizi serinleten
Ağaçları yeşerten
Bir rahmet olup gökten inen
Ya da yerin altında sessiz ilerleyen
Sensin
 
Sen susun
Senin olduğun yerde
Herkes sussun
Ve birbirine 
Su sunsun