28 Şubat 2026 Cumartesi

GÜL VE LALE

 Reyhan Veske

bazen düşünüyorum yeryüzünde
çiçekler olmasaydı
olmazdı belki renkler de
kimi sarı kimi pembe
kimi beyaz kimi kırmızı
çiçekler her yerde

kuşlar ve çiçekler
doğadan taşınır evlere, bahçelere
görmek ister insanları onları her yerde
bazen saksıda toprakta bazen
huzur veriyor insana, rastlamak bir çiçeğe

çiçeklerin hepsi güzel sözüm yok
ama bana sorarsanız gül başka
rengi başka, kokusu başka
bir de dikenleri olmasa

bir de laleleri çok seviyorum
keşke bütün parklarda bahçelerde
laleler olsa
sıra sıra, renk renk laleler
üzerlerinde kelebekler uçuşsa 

PES

elif eslem şimşek
 
 
sensin sınıfı kelebeği
en nazlı prensesi
masallardan çıkmış gibisin
sensin hepimizin neşesi
 
bizi güldürmeyi tek beceren kişi
biraz fazla konuşsa da
bizi çok yorsa da
çok iyi yapıyor bu işi

çok kolayca şiir yazar
ramazanda oruç tutar
ama yine de yorulmaz
tüm sınıfa kafa atar

ilerde büyüyünce o
olmalı mutlaka vekil
mecliste görelim onu
desin ki önümden çekil

adının ilk harfi b’dir
ikinci harfi ise e’dir
yedi harfli bir ismi var
SUS ARTIK BE
KES ARTIK LİN
KÜS ARTIK AY
PES ARTIK
PES 

RAMAZAN MANİLERİ

elif eslem şimşek, reyhan veske, metehan akkaya, belinay coşkun
 
oruç tutmak zormuş çok
mideme saplandı ok
sahur vakti doysam da
sabaha olmuyorum tok

sahura bir tost yedim
yedikçe bu ne dedim
bu tost beni susattı
hiç yemezdim bileydim

sahurda yedim hurma
halimi bana sorma
iftar vakti aman ha
gelip karşımda durma

ezana beş saat var
midemde gurultular
soruyorum anneme 
az kaldı diyor iftar


satılık oruç var bende
gelsin alsın bir dede
orucumu çalmışlar
arıyorum nerede

sahurlar mani mani
iftarlar yani yani
bugün ben çok acıktım 
canım çekiyor yahni

ramazanın pidesi
başka olur yemesi
fırına gidesim yok
alıp gelsin dedesi

dedemin dişi kırık
üstelik hep hıçkırık
oruç geldi geleli
bizim çene hep yırtık

BEKLENMEDİK KAZA

 Yusuf Kerem Köse
                                                                                "ı"sız lipogram çalışması

Bu kulüp, onun ilk profesyonel basketbol kulübüydü. Küçüklüğünden beri hayaliydi bu kulüpte oynamak. Bu sene 27’sine gelmişti. Normalde basketbolcular 20-25 yaş dönemlerinde basketbolcu olurdu ama o geç keşfedilmişti. Kulübe daha dün girmişti. Henüz bu şehirde bir evi yoktu, bu yüzden caddede bulunan bir otele yerleşti. Hemen otele geçti ve üstünü değiştirdi. Yatağa oturdu. Telefonunu kurcalarken ona mesajlar geldiğini fark etti. Şehirdeki gençler onu tebrik etmiş ve bu kulüpte harika performans göstereceğini söyleyerek ona moral vermişti. Bunu görünce çok mutlu oldu. Günü muhteşemdi resmen. Haftaya ilk antrenman saatine girecek idi. Telefonu yerine koydu ve deri bir uyku çekti…  

Antrenman günü gelmişti. İlk defa kulüpteki diğer oyuncular ile tanışacak idi. Antrenmana ilk girişte diğer oyuncular ona “Merhaba”, “Selam” gibi laflar söylüyordu. Antrenmanda da muhteşem oynuyordu, taraftarlardan top her ona geldiğinde onu takdir edercesine sesler yükseliyorlar idi. Tam bir smaca daha kalkarken beline darbe yiyene kadar her şey mükemmel gibiydi…

Hastanedeydi. Kulüptekiler, sevdikleri, ailesi de orada idi. Onu görünce hemen hepsi bir anda “Geçmiş olsun!” dedi. İlk antrenmandan belini incitmişti. Bu onun moralini bozmuştu. Bu nedenle 3 ay sahalardan uzak kalacak idi. Yine de olaya iyi tarafından bakacak oldu, artık ev almaya vakti var idi.

KARDEŞTEN ÖTE

Yusuf Kerem Köse
                           "o"suz lipogram çalışması

En yakın arkadaşım ile biz                                             
Ayrılmaz bir ikili gibiyiz.
Kimi zaman birbirimizi tamamlayan,
İki bulmaca parçası gibi.

Benden asla uzaklaşma,
Sevgili arkadaşım,
Eğer sen ayrılırsan benden,
Nasıl yaşarım acep nasıl?

Birbirimizden hiç ayrılmayalım,
Canım arkadaşım.
Ölene dek,
Hep kardeş kalalım.

TARZ MESELESİ

Yusuf Kerem Köse

                                 "ö"süz lipogram çalışması

Herkes farklı dünyada
Kimi siyah, kimi beyaz
Kimi sakin, kimi yaramaz
Kıymetli olan
İnsanız hepimiz, bu şaşmaz

Farklılık güzelleştirir hayatı
İnsanlar duymalıdır herkese saygı
Gruplandırılmamalıdır kimse ayrı ayrı
Olmasın kimsede dışlanma kaygısı

Ha siyah ha beyaz
Ha elinde kaval ha elinde saz
Artık anladım ki
Herkes farklı bir tarz










DEĞİŞİK SABAH


Yusuf Kerem Köse

                                                            "ü"süz lipogram çalışması
Her zaman aynı şeyleri yaşıyordu. Yataktan kalk, kıyafetlerini giy, okula git, okuldan gel… Artık bir şeylerin değişmesi gerektiği fikrindeydi, bunu annesi ve babasıyla paylaştı ama onu pek ciddiye almadılar. Fakat bu çok önemli bir problemdi. Bu onun en çok korktuğu şeylerden biriydi, ya hayatının sonuna kadar hep aynı şeyler tekrar ederse? Buna bir çare bulmalıydı. İlk denediği şey, akşam pijamalarını giymeyip okul kıyafetleri ile yatmaktı. Bu sayede sabah kıyafetlerini değiştirmesi gerekmeyecek ve aynı sabahı yaşamayacaktı. Fakat bu fikir annesini pek sevindirmemişti, kendisi uyumadan önce oğlunu kontrol etmiş ve onun okul kıyafetleriyle yattığını fark edince sinirlenmiş ve hemen pijamalarını giymesini söylemişti. İlhan istemese de annesini dinledi zira dinlemezse ne olacağını biliyordu ve bunların yaşanmasını hiç ama hiç istemiyordu. O nedenle istemeyerek de olsa pijamasını giydi. Hemen bir şeyler bulmalıydı, ne de olsa yarın diğerlerinden farklı olmalıydı. Bunlara kafa yorarken aklına harika bir fikir geldi. Eğer o akşam uyumazsa adeta yeni bir çağa uyanırdı, hayatında bir şeyler değişirdi. Bu fikir onu çok mutlu etti. Ancak uyumamak için vakit geçireceği şeyler bulmalıydı. Eline en sevdiği kitabı aldı ve onu okumaya başladı. Daha kitabın yarısına gelmiş iken gözleri uyku ile dolmaya başlamıştı bile, uyumamaya çalışıyordu fakat gözleri istemsizce kapanıyordu. Uyuma isteği bedenini ele geçirmişti adeta…
Sabah uyandığında kan ter içerisindeydi. Her yeri terlemişti ve sesi kısılmıştı. Annesi hemen bir ağrı kesici içirdi ona. İlhan’a “bence okula gitme” dedi. Zaten İlhan’ın ayağa kalkacak hali bile yoktu. Bu teklifi kabul etti. Annesi ve babası ona veda edip işe gittikten sonra aklına geldi ki aslında sabahını değiştirmeyi başarmıştı. Okula gitmemişti ancak hasta olmuştu ve bu onu rahatsız etmişti, galiba bir daha hayatını değiştirmek gibi olur olmadık saçma işlere bulaşmayacaktı.

NEYSE Kİ…

 Yusuf Kerem Köse
                                                                        "lipogram tekniği ile yazıldı, u'suz"


Yakın zamana kadar teknoloji o kadar gelişmemişti. Bizim şimdi kolayca elde edebileceğimiz şeyler o zamanlarda hayal bile edilemezdi. Örneğin o zamanlar Aya çıkmak imkânsız bir hayal gibi gelirdi; ama şimdi neredeyse her ülkeden insanlar aya çıkmayı başarıyor. Ya da eskiden insanlar her işi kendileri yapardı, ama şimdi insanların birçok işini robotlar yapabiliyor. Şimdi hikâyenin asıl meselesine gelelim. Hikâyemizin kahramanı; teknoloji ile yakından ilgilenen, meraklı, 15-16 yaşlarındaki Erdem.
 Erdem, o gün olacaklardan habersiz yatağına yatıyor ve gözlerini kapıyor. Ama sabah kendine geldiğinde o sıcak yatağında değil, üstü yırtık bir bezle örtülmüş eski püskü bir tahta parçasında kalkıyor ayağa. İlk başta olayın ciddiyetini anlamıyor, belki de fazla yattım, ben yatarken ailemin köyde acil işi çıktı ve beni de getirdiler, diye düşünüyor. Etrafı biraz inceliyor ve köyü olmadığını fark ediyor.  Çok farklı bir ortamdaydı. Köyü şehirlere göre biraz daha çağ dışı olsa da yine de teknoloji vardı az da olsa. Fakat o yerde hiçbir şey görünmüyor idi. Ayrıca dilleri de farklı gibiydi. Arapçaya benzer yazılar vardı birçok yerde. Erdem, gördüğü şeylere inanmak istemiyor, ona tanıdık gelen şeylerle karşılaşmaya çalışıyor, aynı zamanda nerde olabileceğini anlamak için etrafa bakınıyor iken bir ses işitti; o sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştı. Düşünmeye başladı. Ses hayli yakınındaydı. Tok ve teneke kazıntısını andıran ses Erdem’i etkilemişti. Türkiye’de böyle kelimeler söylenilmezdi. Rüyada olmalıydı, kendini birkaç kez cimcikledi ama faydası olmadı. Rüyada falan değildi, gerçekti yaşadıkları. Kaygı ve dehşet bedenini tamamen sarmıştı. Yoldan geçen birine kendini ifade etmeye, nerde yaşadığını sormaya çalıştı. Belli ki aynı dili söylemiyorlardı. Erdem, ailesinin hattını bilmekte idi. Adam anlamayınca el hareketleriyle telefon işareti yaptı, kayıp düştüğünü anlatmaya çalıştı. Adam anlamadı, fazla da önemsemedi ve hemen oradan ayrıldı.  Erdem üzülmüştü, çaresiz kaldığını hissetmeye başlamıştı. Kendini, yaklaşık 15 dakika önce yatıyorken yararlandığı örtüyle kendini sardı. Mevsim sonbahar olmalıydı. Biraz serindi çünkü. Kaygısı biraz azaldıktan sonra, aslında yazıları aslında anlayabildiğini fark etti. Nasıl yaptığını anlamamıştı. Aslında bilmemişti o dili hayatı sürece ama şimdi anlıyor idi. Sanki beynine yüklenmişti bir anda.  Büyük bir levha vardı köyün tam ortasında. O yazıyı anlamaya gayret etti. Biraz çabaladıktan sonra kavramayı başardı. Levhada “Kasabamıza Hoş geldiniz” yazıyor idi. Peki asıl mesele, kasabanın adı neydi? Araştırmaya başladı. Yazılar arıyor idi. Ne de olsa bilmediği bir şekilde anlayabiliyor idi yazan yazıları. Kasabanın neredeyse yarısını dolaştı, ama ne fayda… Kasaba adı yok idi hiçbir yerde. O an aklına müthiş bir fikir geldi. Birçok yerde birçok yazı yazıyor ve anlayabiliyor idi yazıları. “Neredeyiz şimdi?” kelimelerini toplayabilirse yoldan geçen insanlara kendilerini ifade edebilirdi. Kelimeleri aramaya başladı. Sokağın her tarafında yazılar vardı, ama aradıklarını göremiyor idi. Etrafta biraz gezindikten sonra biraz biraz elde etmişti aradığı kelimeleri.  O sırada gördüğü herkesten bilgi istedi, ama hiç kimse cevap bile vermiyor idi köyde…

Akşam olmaya başlamıştı, Erdemin hemen bir şeyler yapması lazımdı. Hayla insanlarla laflamaya çalışıyor idi ama hiçbir faydası görünmüyor idi. Tam o sırada, çok önemli bir şey fark etti. Köydeki herkesin elinin içinde sinyal alıcıya benzeyen bir madde vardı. Erdem korkmaya başlamıştı. Sanki gelecekte gibiydi. Köyde eskiden insanlar yaşıyor olmalı, diye düşündü Erdem çünkü robot gereksinimi gerektirmeyen çeşme benzeri yapılar vardı. Biraz da olsa robotik bilgisi vardı. Eğer sinyal alıcıyı görebilir ise robotların gücünü bitirebilirdi. Büyük ihtimal yüksek bir yerde olmalı; diye düşündü. Evlerin çatısına bakmaya başladı. Gördüğüne göre robotların sıkça gittiği bir mekân vardı. Orda olması gerekirdi. Tam da tahmin ettiği gibiydi. Biraz inceledikten sonra binanın tavanında bir sinyal alıcı gördü. Köyü robotlardan atlatmak istiyor idi. 
Tavana çıkmayı başarmıştı. Şimdi önünde tek bir engel kalmıştı. Sinyal alıcıyı kapatmak. Sessizce yanaştı ona, tam kapatma düğmesine basıyor idi ki bir robot Erdemi kenara çekti.  Etrafında bir sürü insanımsı robot vardı ve çok kızgın görünüyorlardı. Erdem hemen kaçmak istedi ama robot elini bırakmıyor idi. Gitgide yaklaşıyorlardı. Öleceğini hissetti…
-Erdem yine derse geç kaldın!
Annesinin sesiydi. Rahatlama geldi üzerine. Meğerse rüyaymış hepsi. Neşeyle kalktı yatağından, galiba dün bilgisayarı biraz fazla kaçırmıştı…