18 Mart 2026 Çarşamba

Koşullanmış Psikosomatik Stres Yanıtı

Nil Ateş

Zihin Bedeni Etkileyebilir mi?
Okul mu açıldı, Hastalıklar mı?
Ayça derslerinde başarılı bir öğrencidir. Araştırmayı sever, öğrenmekten keyif alır. Sorun “okulu sevmemek” değildir. Ancak okul açıldığı anda bir şey değişir.
Burnu tıkanır.
Boğazı hassaslaşır.
Halsizlik başlar.
Yaz tatilinde ise sapasağlamdır. Koşar, güler, gelişir.
On beş tatilde tek bir belirti görülmez
Takvim değişir.
Beden değişir.
Belirtiler başlar.
Bu tesadüf müdür?
Yoksa zihin, bazı ortamları fark edilmeden “tehdit” olarak kodlayabilir mi?
Ve bu kodlama bağışıklık sistemini gerçekten etkileyebilir mi?
Bu metin, zihinsel süreçlerin bedensel tepkilere nasıl dönüşebileceğini inceleyen bir analizdir.
Psikosomatik Süreç Nedir?
“Psikosomatik” kavramı, zihinsel süreçlerin bedensel belirtiler oluşturabilmesini ifade eder. Bu, belirtilerin hayali olduğu anlamına gelmez. Aksine, ölçülebilir biyolojik değişimlerin psikolojik süreçlerle tetiklenebilmesidir.
Stres yalnızca bir duygu değildir; aynı zamanda biyolojik bir yanıt mekanizmasıdır. Beyin bir durumu tehdit olarak algıladığında stres hormonları artabilir, otonom sinir sistemi aktive olabilir ve bağışıklık sistemi dengesi geçici olarak değişebilir.
Ortaya çıkan belirtiler gerçektir:
Burun tıkanıklığı
Mukus artışı
Halsizlik
Boğaz hassasiyeti
Mide rahatsızlıkları
Bu belirtiler gribe oldukça benzer. Hatta çoğu zaman “Yine mi hasta oldum?” sorusu akla gelir. Ancak temel fark şudur:
Enfeksiyon genellikle bir virüs ya da bakteri kaynaklıdır ve belirli bir süre içinde seyreder.
Psikosomatik yanıt ise tekrar eden stres mekanizmasının fizyolojik yansımasıdır.
Zihin hastalık “uydurmaz”; ancak alarm sistemini gereğinden uzun süre açık tutabilir.
Bu tür etkileşimler, zihin–sinir sistemi–bağışıklık sistemi ilişkisini inceleyen psikoneuroimmünoloji alanında araştırılmaktadır.
Beyin Nasıl Öğrenir? (Klasik Koşullanma)
20. yüzyılın başında fizyolog Ivan Pavlov, köpeklerle yaptığı deneylerde birlikte tekrar eden olayların beyinde bağlantı kurduğunu göstermiştir.
Başlangıçta doğal refleks şudur:
Yemek → Salya
Ancak her yemek öncesinde zil çalınmaya başlar. Ve eşleştirmeler farklılaşır.
Zil → Salya
Yani beyin, birlikte yaşanan olayları eşleştirir. Buna klasik koşullanma denir.
 Eğer okul ortamı tekrar eden stres deneyimleriyle eşleşmişse, beyin şu bağlantıyı kurmuş olabilir:
Okul → Tehdit
Tehdit algısı başladığında stres yanıtı devreye girer. Bu yanıt bağışıklık dengesini etkileyebilir ve fiziksel belirtilerin ortaya çıkmasına katkı sağlayabilir.
Burada söz konusu olan, “uydurulan” bir hastalık değil; öğrenilmiş bir fizyolojik alarm tepkisi olabilir. Bu tablo, koşullanmış psikosomatik stres yanıtı olarak değerlendirilebilir.
Hipotezleri Test Edelim
Bilim, ilk açıklamayla yetinmez. Alternatifleri değerlendirir.
Hipotez 1: Mevsimsel enfeksiyon
Kış aylarında enfeksiyonların artması beklenen bir durumdur. Ancak şu sorular önemlidir:
Belirtiler yalnızca okul günlerinde mi başlıyor?
Hafta sonu azalma gösteriyor mu?
Tatil döneminde tamamen kayboluyor mu?
Aynı ortamda bulunan herkes benzer sıklıkta hasta oluyor mu?
Doktor muayenesinde aktif enfeksiyon bulgusu saptanmış mı?
Ayça’nın durumuna bakıldığında:
On beş tatil gibi kışın yoğun olduğu dönemlerde belirtiler belirgin şekilde azalıyor.
Belirtiler çoğunlukla okul günlerinde ortaya çıkıyor.
Hafta sonu azalma gözleniyor. Aynı ortamda bulunan herkes benzer sıklıkta hasta olmuyor.
Doktor muayenelerinde aktif bir enfeksiyon bulgusu saptanmıyor.
Bu veriler enfeksiyon ihtimalini tamamen dışlamaz; ancak tek başına yeterli bir açıklama sunmadığını gösterir.
Hipotez 2: Kalabalık ortam
Kalabalık enfeksiyon riskini artırabilir. Ancak yaz tatilinde sosyal temas artmasına rağmen belirtilerin ortaya çıkmaması, yalnızca “kişi sayısı” değişkeninin açıklayıcı olmadığını düşündürmektedir.
Ayça yaz boyunca daha fazla kursa katılmış, daha fazla sosyal etkileşim yaşamış ve daha fazla misafirliğe gitmiştir. Buna rağmen belirtiler gözlenmemiştir.
Hipotez 3: Gizli enfeksiyon
Belirtiler grip benzeri olduğundan enfeksiyon ihtimali doğal olarak akla gelir. Ancak doktor raporlarında aktif viral ya da bakteriyel enfeksiyon bulgusuna rastlanmamıştır. Ateş, laboratuvar göstergeleri ya da belirgin enfeksiyon belirtileri saptanmamıştır.
Bu durum, belirtilerin tamamen biyolojik olmadığı anlamına gelmez; fakat enfeksiyonun birincil neden olmadığını düşündürür.

Sonuç
Ayça’nın yaşadığı durum, mevcut gözlemler ışığında en olası açıklama çerçevesinde değerlendirilmiştir. Belirtilerin belirli bir ortamla sistematik şekilde eşleşmesi, koşullanmış psikosomatik stres yanıtı olasılığını güçlendirmektedir.
Her birey aynı tepkiyi vermez. Çünkü stres algısı ve duyarlılık düzeyi kişiden kişiye değişir.
Bu tür durumlarda önemli olan, belirtileri küçümsemek ya da “sadece psikolojik” diyerek geçiştirmek değildir. Zihinsel süreçlerin bedensel sistemler üzerindeki etkisi bilimsel olarak araştırılan bir alandır.
Psikoneuroimmünoloji alanındaki çalışmalar, stresin bağışıklık sistemi üzerinde düzenleyici etkileri olabileceğini göstermektedir. Bu nedenle bazı fiziksel belirtiler yalnızca enfeksiyonla değil, öğrenilmiş stres yanıtlarıyla da ilişkili olabilir.
Elbette bu değerlendirme kesin bir tanı değildir; gözlemsel bir analizdir. Ancak bilim çoğu zaman kesinliklerle değil, güçlü olasılıklarla ilerler.
Ve bazen takvim değiştiğinde değişen yalnızca günler değildir. Beden de öğrenir.
Ama bu her zamna kalıcı değildir. Eğer insan ve zihin, değişmek isterse kendini yeniden kodlayabilir.

16 Mart 2026 Pazartesi

ÖZGÜRLÜK DESTANI


Gamze Sena Kuyucu

Ne ana dedi onlar ne yar
Söyledikleri tek kelime vatan
Kalplerinde iman 
Ve umut yan yana
Siperler çelikten değildi 
Siperler sadece can

Düğüne gider gibi gittiler şehadete
Al kınalarla, dualarla, sancaklarla
Uğurlarken onları sevdikleri
Su dökmedi arkalarından
Yalnızca şu ağıt
Döküldü dudaklarından
“Çanakkale içinde bir kırık testi”
Şehitlik onlarda yüce hevesti

Aylardan deli mart günlerden on sekiz
Yerinden oynadı dağlar yerinden koptu deniz
Çanakkale geçilmez nidalarıyla
Bıraktılar dünyaya, tarihe kocaman bir iz

Analar ağlasa da ağıtlarla ağlamadı vatan
Çanakkale güller yurdu oldu şehit kanlarından
Özgürlük destanıyla uyandı koca millet
Uyandı ve kurtuldu bitmeyen yastan

Şimdi haykıran bir ses taşında toprağında
“Dur Yolcu” diyor, bu destanı unutma
Unutma şehitleri, unutma düşmanını
Doğmamış çocukların aşkına
Anan baban aşkına
Unutma vatan aşkına
Allah, Kur’an aşkına

14 Mart 2026 Cumartesi

RAMAZANDA İNSAN NEDEN DEĞİŞİR

NİL ATEŞ
(Söyleşi)

Yade: Selamün Aleyküm Lale. Nasılsın?

Lale: Aleyküm Selam Yade. Allah’a şükür iyiyim. Ama aklıma takılan bir sorum var.

Y: Bu soruyu benimle paylaşır mısın? Belki cevabını beraber bulabiliriz.

L: Komşum Ali Abi’yi tanıyorsun değil mi? Mahallede ne zaman bir kavga olsa işin içinden hep o çıkıyordu. Sürekli agresif ve gergindi, gereksiz kavgalara giriyordu.

Y: Evet, hatırlıyorum Ali Abi’yi. Peki, ne olmuş? Yoksa hasta mı oldu, bir sıkıntısı mı var?

L: Yok Yade’ciğim. Bildiğim kadarıyla bir sağlık sorunu yok. Ama davranışları çok değişti. Olumsuz yönde değil, olumlu yönde. Geçen gün iki çocuk onunla kavga çıkartmaya çalıştı. Ali Abi de “Ben oruçluyum, ben oruçluyum” dedi. Kimseye kötü bir söz söylemedi, kavgaya girmedi, tartışma yaşamadı. Ama bu nasıl oldu, tam anlayamadım. Ramazan Ayı geldi ve pat diye yeni bir Ali Abi koydular gibi. Geçen gün de huzurevlerine yardımda bulundu; ben de destek oldum.

Y: Ali Abi ve senin adına çok sevindim, huzurevine yardımda bulunmuşsunuz ya. “Kim bir müminin sıkıntısını giderirse, Allah da kıyamet günü onun sıkıntılarından birini giderir.” diye buyurmuş Peygamber Efendimiz. Fakat Ali Abi konusuna gelecek olursak… Benim de biraz kafam karıştı.

L: Bir dakika. Aklıma bir hadis geldi: “Oruç bir kalkandır; sizden biri oruçlu iken kötü söz söylemesin, bağırmasın. Eğer biri ona sataşırsa, iki defa 'Ben oruçluyum' desin.” Peygamberimiz böyle buyurmuştu.

Y: Aklına bin yaşa Lale! Bu tam da durumu yansıtan türden bir hadis oldu. Buradan bazı çıkarımlar yapabiliriz. Peygamberimiz “Oruç bir kalkandır” diyor. Yani oruç bizi kötü sözlerden, kalp kırmaktan, günahlardan koruyor. Tabii, eğer orucumuzu hakkıyla tutarsak bu oluyor.

L: Haklısın Yade. Hadiste “Sizden biri oruçlu iken kötü söz söylemesin, bağırmasın” diyor. Yani oruçlu olan kişinin kötü söz söylemesi, bağırması orucu zedeler. Bu yüzden Ali Abi oruçluyken kimseye bağırmayıp kötü söz söylemiyor olmalı.

Y: Haklısın Yade! Hadisin sonunda da “Eğer biri ona sataşırsa, iki defa ‘Ben oruçluyum’ desin” şeklinde. Ali Abi de öyle yapmış. Onu kızdırmaya çalışan çocuklara böyle diyerek kavga çıkarmaktan kendini korumuş.

L: Çok haklısın. Yani Ali Abi’nin neden Ramazan’da hiçbir kavgaya girmediğini anladık. Ancak… Dedim ya, Ali Abi bir huzurevine yardımda bulunmuştu. Bunun sebebi ne o zaman? Ali Abi normalde karşılıksız yardımlardan hoşlanmaz. Ramazan ayında ne değişti?

Y: Belki de bunun da bir ayette ya da hadiste cevabı vardır. Bir düşüneyim… Aklıma bir ayet geldi: “Ramazan ayı ki, insanlar için hidayet ve doğru yolu gösteren açık deliller vardır; bu ayda iyilik yapanlar daha çok sevap kazanır.”

L: İşte bu çok işe yarar bir bilgi oldu Yade! Bu ayetten birçok şey çıkarabiliriz. “Ramazan ayı ki, insanlar için hidayet ve doğru yolu gösteren açık deliller vardır” diye başlıyor ayet. Demek ki Ramazan ayında normal zamanlara göre daha fazla yol gösterici var, Ramazan ayında doğru yolu bulmak daha kolay oluyor. Bu sayede iyilikler de artıyor.

Y: Haklısın. Diğer kısmında da “Bu ayda iyilik yapanlar daha çok sevap kazanır” diyor. Yani bu ayda yapılan iyilikler daha fazla sevap kazandırıyor. Bu yüzden Ali Abi de sevap işlemeye teşvik olmuş olabilir.

L: Haklısın. Aynı zamanda “Kim bir oruçluyu sevindirirse, onun sevincine ortak olur” diye bir hadis var. Yani oruçlu bir kimseyi sevindirince sen de seviniyorsun. Belki de Ali Abi yaptığı bir iyilikte, yardım ettiği oruçlunun sevincine ortak oldu ve bu sayede iyilik yapmaya teşvik olmuş oldu.

Y: Şimdi bunun da nedenini çözdük! Aslında Ramazan ayı düşündüğümüzden ne kadar büyük bir bereket, ne kadar büyük bir yol göstericiymiş! 11 ayın sultanı diye boşuna Ramazan’ı seçmemişler. Çünkü Ramazan bir sultansa, sevapları ve sevap işleyenleri sultan ettiği için sultan. İnsanları iyiliğe teşvik edip kavgalardan uzaklaştırdığı için sultan.

L: Çok haklısın. İnşallah her insan Ramazan ayında nice sevaplara, nice iyiliklere adım atar. Çünkü iyilik paylaştıkça her eve, her aileye de dokunur. Allah’ım bizi ve tüm müminleri doğru yola ulaştırsın inşallah.

Y: İnşallah Laleciğim. Görüşürüz. Güle güle.

L: Güle güle!

BEREKETİN KAPILARI RAMAZAN

Nil Ateş

Ramazan geldi, ayların ve Allah’tan medet umanların sultanı,
Helale attığımız her adım, Kudret’e söylediğimiz her kelime değer kazandı.
Anladım haşmetten uzağı ve fakru zaruret içinde olanı,
Ve ayrıca Alemlerin Rabbi’ni, kainatın gölgesiz ışığını.

Geçtiğim her yolda bir hikmet olduğunu hissettim,
Aldığım her solukta ilk sözleşmemi anımsadım, sanki derin bir ritim.
Bazı beşerler celalli, hışımlı; lakin onları dert etmedim.
Rahmet gökte yazılı, Esmaül Hüsna'yı ezbere kalbim.

İçimde derin bir teslimiyet, emin adımlarla yürüyüşüm,
Mukabele sesleri yükseliyor caminin mahyasından, ben de onun ışığıyla büyümüşüm.
Beşerlerin iki günlük düşüncesi hangi taşı oynatsın?
Ben Allah katında özelim; iman tereddütten arınmış, yüreğimle ışıldasın.

Gün boyu binlerce olay ve his yaşadım,
Fakat hiçbir ibadetime riya karıştırmadım
Hakiki bereketin ve iç huzurun kapılarını açan,
Her ev için bir tabak yemek olan Ramazan, hoş geldin, canıma değer olan.

12 Mart 2026 Perşembe

SEN

Aden Mira Kartal
 
Bir gün bile 
Rastlamasam sana
Hissediyorum yokluğunu derinden
Seni arıyor gözlerim
Kantinde, marketlerde, büfelerde

Sana rastlamak sabahın erken saatinde
Ya da akşam dönüşlerinde
Bir masanın kenarında 
Bir dolabın önünde
Mutlulukların en büyüğü
Kimse bilmese de
 
Sen benim beyaz düşlerimsin
Sen benim beyaz günüm
Sen benim ekmeğimin tadı
Çayımın buğusu
Sen peynirsin
Biriciğimsin 

EVİN YOLU

Semih Yılmaz
 
 İlk kez bir ramazan ayını kazasız belasız geride bırakmıştı. İlk kez orucun tamamını tutmuştu. Arkadaşlarından halen ramazanın tümünü tutmayanlar vardı. Hatta hiç oruç tutmayanlar vardı ve derslerin yoğunluğu yüzünden tutamıyoruz, şeklinde bir bahaneleri vardı. Ama o tutmuştu işte tam otuz gün. Şanla şerefle, onurla otuz gün oruç, dile kolay. 
Geçmiş yıllarda yalnızca hafta sonları oruç tutabiliyordu ama bu sene bir cesaret gelmişti kendisine. Orucun son günü içinde garip bir burukluk hissetti. Yeniden oruç tutmak için bir sene beklemek uzun bir süreydi. Bu düşüncesini arkadaşlarına söylediğinde az kalsın dayak yiyecekti. Ramazanın bitmesi onu üzüyordu. Hayatının bir düzene girdiğini hissediyordu ramazanla birlikte. Sahura kalkmak evet zordu fakat sabah kahvaltı yapmasına gerek kalmıyordu. İftarı beklemek zordu ama öğlen yemek sırası beklemekten daha zor değildi. Susuzluk zordu, açlık zor değilse de...
İşte arife günü gelmişti. Bayram olup olmadığı belli bile değildi çünkü bayram tatili ile yarıyıl tatili birleşmişti. Normalde arife günü, yarım gün tatil olur ve bayram alışverişi yapılırdı fakat zaten tatilde oldukları için bayram tatilini hiç hissetmiyordu. Ertesi gün bayramdı. Yani orucun bittiği gün. Yani son iftardı yapılacak olan bu akşam. Yani dün bitmişti son sahur. Üzücü müydü bitmesi ramazan ayının bilemiyordu ama içinde bir burukluk vardı. 
Akşam son iftardan sonra ramazanla veda etmesi gerekiyordu. Ramazanın son gününde genelde çocuklar ve arkadaşları oruç tutardı. Bazılarının şöyle bir alışkanlığı vardı: Ramazanın başında, ortasında ve sonunda oruç tutmak... Bayram öncesi hiç değilse arkadaşlarımla son bir kez görüşeyim ümidiyle çarşıya doğru yürüdü. Yollar insan seliyle doluydu. İnsanlar akın akın çarşıya iniyorlardı. Galiba bayram alışverişi yapmak içindi bunca telaş. Otobüsler, taksiler, yayalar... Her yer insan ve araç kaynıyordu, korna sesleri insan seslerine karışıyordu. Bir an çarşıya inmekten vazgeçmeyi düşündü fakat iyice yaklaşmıştı. Üstelik birkaç arkadaşıyla da haberleşmişti çarşıda Ulu Cami’nin bahçesinde buluşma fikrini. Şimdi bahçeye kendisi gitmezse ayıp olurdu. Sözünde durmamış olurdu. Çaresiz kalabalıklar içinden Ulu Cami’ye doğru yürüdü. Bahçeye ulaştığında büyük bir huzura da ulaşmıştı. Bahçe tenha idi. Kuş seslerini bile duyabiliyordu neredeyse. Çarşının tüm gürültüsü ile arasına bir perde çekmişti. Cami bahçesinin bu kadar huzurlu ve hoş olduğuna daha önceden hiç rastlamamıştı. Banklardan birine oturdu, etrafta tanıdık bir yüz aradı fakat kimsecikler yoktu. Güneş, etkisini göstermeye başlamıştı ve oturduğu banka hafifçe uzanmaya karar verdi. Bir süre de böyle bekledikten sonra bank üzerine uzanmanın güzel bir fikir olacağı hissine kapıldı. Güneş ışığı sadece ışık değil de tatlı bir şey gibiydi. Uzandı ve gözlerini kapadı. 
Uyandığında bir bir hacı emmi vardı başucunda. Hacı emmi soruyordu:
-İyi misin evlat, iftar yaklaştı ve sen öğleden beri burada uyuyorsun.
Gözlerin silerek uyandı:
-İftara kaç ne kadar var hacı emmi?
-Bir hafta var iftara.
Böyle bir cevap beklemiyordu. Bir hafta olur muydu iftara? Yine de doğrulmalıydı. Yüzünü yıkamalı ve kendine gelmeliydi. Şadırvana doğru ilerlediğinde etraftaki kuşların kendisine güldüğünü sezdi. Ciddi ciddi aralarında konuşuyordu kuşlar ve kahkaha atıyorlardı. Şadırvana vardığında musluktan akan suyun garip olduğunu fark etti. Sudan avucuyla bir yudum aldı. Su değildi bu, galiba ramazan şerbetiydi. Birkaç yudum daha aldı. Yüzünü şerbetle yıkayamazdı. Birkaç yudum daha, birkaç yudum daha... Oysa az önce iftara bir hafta olduğunu söylemişti hacı emmi ve oruç olmalıydı. Ramazanın son günü oruç bozmak... Olamazdı böyle bir şey. Gücünün yettiği kadar bağırdı: 
-Olamamaaaaz, ben oruçluyum. 
Bir sarsıntı ile kendine geldi. Başı çok ağrıyordu. Her tarafı uyuşmuş gibiydi. Tepesinde tanımadığı biri vardı. Bu, az önce gördüğü hacı emmiye benziyordu. 
-Güneş çarpmasın yavrum, dedi. Uyuma burda, haydi evine git. 
-İftara ne kadar var hacı emmi?
-Daha iftara ne’tiiin, üç dört saat var. Sen kalk evine git. Güneş çarpmış seni.
Başı dönüyordu ve çok ağrıyordu. Eve doğru yürürken hangi ayda, hangi günde ve saatte olduğunu bile unutmuştu. Oruçlu olmalıydı ama orucun kaçıncı günüydü hatırlamıyordu. Etrafta insanlar sürekli akın akın bir yerlere koşuyordu. Onların bu telaşını anlamakta zorlanıyordu. Neyse ki evin yolunu unutmamıştı. 

10 Mart 2026 Salı

ÜÇ GÜN OLDU

Nil Ateş

Üç gündür kelimelerimiz birbiriyle buluşmuyor sadece
Gözlerini hiç görmedim fakat artık gözüme geliyor sessizce
Alev mavisi diye betimlemişlerdi bakışlarını bir kere
Kendimi avutuyorum bir tek bu düşle

Bizim hiç tanışmadığımızı söylüyorlar
Ancak hakkında her şeyi biliyorum, yanıtsız  sorular
Aklım sende kaldı günleri bekleyemiyorum
Bu hafta içi yeniden buluşalım artık dayanamıyorum

Sen olmadığın için seni düşlerimde görüyorum
Söylediğin sözler aklıma geldikçe gülümsüyorum
Bu hafta içi seni yeniden okuyacağımı söylüyorlar
Onlara inanmaktan başka seçeneğim mi var
 
Not: Bu şiir Hepimiz Gökyüzü Olmak İstedik serisinin Lordlar ve Varisler kitabındaki Nova karakteri için  yazılmıştır. 

GÜNLÜK

Feyza Duran

Bazı insanlar bunun içine yazar
Duygularını, sırlarını
Bazen de insanlar hakkındaki düşüncelerini
Ama en çok da sıradan günlerini

Belki de takılırlar
Tuhaf geçmeyen günlerini yazmaya
Acaba diyorlar mıdır
Sıra dışı geçsin de günler
Bu boş sayfalara yazalım cümleler

Bazıları ise hatırlamak istemez
Bir önceki gün ne yaşadığını 
Bir önceki sene yazdıklarını
Onlar günlük yazmaz
Günlük yaşarlar
Galiba en iyisi bu
Ya da yalnızca yazılmalı mutluluklar