Elif Eslem Şimşek
Telefonumun şarjı o gece yüzde 3’tü.
Ama elimden bırakmıyordum. Saat 02.17 O saatte uyanık olmam için hiçbir sebep yoktu. Ertesi gün okul vardı. Annem üç kere “Yat artık” demişti. “Tamam” deyip ışığı kapatmıştım ama ekran karanlıkta daha parlak geliyordu. O gece odanın sessizliği farklıydı. Normalde evin içinde küçük sesler olur; buzdolabının uğultusu, rüzgârın camı hafif titreştirmesi… Ama o gece ses yoktu. Sanki ev nefesini tutmuştu. Telefonum titredi. Bildirim gelmemişti. Ekrana baktım kilit ekranında kendi yansımam vardı. Ama… bir saniye. Yansıma bir tık geç hareket etti. Ben kaşımı kaldırdım. Yansıma yarım saniye sonra kaldırdı. Kalbim hızlandı. “Işık farkıdır,” dedim. Gözlerim yoruldu herhalde. Parmağımı ekrana koydum. Telefon açıldı. Bildirim yok. İnternet açık. Her şey normal. Ama kamera uygulaması kendi kendine açıldı. Arka kamera değil. Ön kamera. Ekranda yüzüm vardı. Loş, solgun, uykusuz. Bir an kendi gözlerime baktım. O an içime garip bir his düştü. Sanki ekrandaki ben… beni izliyordu. Telefonu kapattım. Bir saniye sonra tekrar titredi. Bu sefer gerçekten bir bildirim vardı.
Bilinmeyen Numara: “Seni görüyorum.”
Boğazım kurudu. Hızla odaya baktım. Kapı kapalı. Dolap kapalı. Pencere kapalı. “Saçma,” dedim. Arkadaşlarımın şakası olabilir. Mesajı açtım. Tek bir fotoğraf vardı. Kalbim göğsümden çıkacak gibi oldu. Fotoğrafta benim odam vardı. Yatağım, masam, dolabım ve ben. Yatağın üzerinde oturuyordum. Elimde telefon vardı. Fotoğraf, tam o an çekilmiş gibiydi. Ellerim buz kesti. Odayı tekrar taradım. Kamera? Gizli bir şey? Ama nasıl? Mesaj tekrar geldi.
“Arkanı kontrol et.” Yavaşça başımı çevirdim. Kapı kapalıydı. Ama kapının altından hafif bir ışık sızıyordu. Koridor ışığı yanmıyordu normalde. Annemle babam uyurken her yer karanlık olurdu. Yatağımdan kalkamadım. Bedenim sanki bana ait değildi. Telefon yine titredi.
“Geç kalıyorsun.”
Ekran bir anda karardı. Şarjım yüzde 1. Tam kapatacağım sırada ön kamera yine açıldı.Bu sefer ekranda sadece ben yoktum. Arkamda, kapının önünde bir gölge vardı. Net değildi. İnsan gibi ama değil gibi. Nefesim kesildi. Yavaşça arkamı döndüm. Kapının önünde kimse yoktu. Tekrar ekrana baktım. Gölge bir adım daha yaklaşmıştı. Çığlık atmak istedim ama sesim çıkmadı. Telefon elimden kaydı, yatağa düştü. Ekran hâlâ açıktı. Ekrandaki ben ayağa kalktı. Ama ben kalkmamıştım. Ekrandaki ben, kameraya yaklaştı. Gözleri… tamamen siyahtı. Ve fısıldadı:
“Yer değişiyoruz.” Telefon kapandı. Oda zifiri karanlık oldu. Bir saniye… iki saniye… Sonra bir şey hissettim. Yatağın üzerinde değildim. Soğuk, cam gibi bir yüzeydeydim. Hareket edemiyordum. Karşımda… odam vardı. Ama camın arkasından bakıyordum. Bir ekranın içindeydim. Odamda biri duruyordu. Benim yüzümle. Annemin sesi geldi koridordan:
“Gece yine telefona mı baktın? ”O “ben”, sakin bir sesle cevap verdi:
“Yok anne. Erken uyudum.”
Sabah okula gitti. Arkadaşlarımla konuştu. Güldü. Ama gözleri hep donuktu. Ekran parlaklığı gibi yapay bir ışık vardı bakışlarında. Ben ise karanlık bir boşlukta, camın arkasından izliyordum. Bazen telefon açılıyor. Ön kamera açılıyor. O an kısa bir anlığına dünyayı görebiliyorum. Ve yeni bir yüz görüyorum. Uykusuz. Ekrana çok yakın. Yansımasına dikkat etmeyen. Eğer bir gece telefonuna baktığında yansıman bir saniye geç hareket ederse… Şarjın azsa… Ve saat 02.17’yi gösteriyorsa… Telefonu bırak. Çünkü birileri yer değiştirmek için bekliyor olabilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder