6 Haziran 2026 Cumartesi

MÜMKÜNSE UZAK OLSUN

 Nurgül Asya Kılcı
 
Nereden çıkmıştı bu arıcılık merakı bilemiyorum ama havalar ısınmaya başlar başlamaz babam durup dururken arılardan bahsetmeye başladı. Yalnızca ailevi bir konu değildi bu, tüm akrabalarımız arasında tek konu arı ve arıcılık haline gelmişti. Ne kadar zevkli bir uğraş olduğu, üstelik doğal balın faydaları gibi konular neredeyse her gün gündemimizdeydi. Sonunda dedemler, amcamlar ve halamların da ortak olduğu arıcılık hikayemiz başlıyordu. Kurban Bayramı’na bir gün vardı ve beş kovan arı artık bahçemizdeydi. Mavi, kocaman bir sehpayı andıran kovanlar yan yana dizilmişti. Benim için yalnızca bir görüntüden ibaretti bu manzara. Bahçenin görünüşünü çok bozmamıştı ama büyüklerimiz hayli heyecanlıydı. Ara sıra gidip arıların çalışmasını izliyorlardı. 
Arılar zekiydi, çalışkandı. Arılar, doğanın en becerikli canlılarıydı ancak hayatımız yalnızca onlardan ibaret de değildi. Beş kovan arının sığıdığı bir bahçe ekilip biçilen bir bahçeydi aynı zamanda. Ağaçlarla, meyvelerle, sebzelerle dolu bir bahçe. 
Bayram boyunca çok da varlığını hissetmemiştim kovanların. Hatta bu kadar kolay mı, diye kendi kendime düşünüyordum. Kovanlar orada öylece duruyor ve gariban arılar çabayla, çalışmayla bal yapıyorlardı. Hem de bizim için... 
Bayram çabuk bitmişti ve bahçedeki diğer işlere devam etmemiz gerekiyordu. Aslında bu işleri yapanlar büyüklerimizdi fakat ben de zaman zaman yanlarında bulunup yaptıkları şeyleri anlamaya çalışıyordum. Belki günün birinde bu işleri benim de yapmam gerekecekti. Domates, biber fidesi nasıl dikilir, maydanoz ve tere nasıl ekilir?.. Bunlar önemli şeyler olmalıydı. Hiç değilse yarım saat kadar büyüklerimin yanında durayım düşüncesiyle onlara doğru yürüdüm. Babam arılarına şerbet veriyor, diğer büyüklerim ise fide dikiyorlardı. Nasıl oldu ise babam arıların kovanını düzeltirken kovanın altında bir boşluk oluşmuş ve arıların tamamı dışarıya çıkmıştı. Bu işlemi yaparken üzerinde arı kıyafeti vardı ve çok endişeli değildi. Sadece elini sokmuştu arılardan biri. Arılar strese girmişti ve etrafa dağılmaya başlamışlardı. Fide dikmekle meşgul olan annem, halamlar ve amcam bir anda hareketlendiler. Arıların saldırısına maruz kalmışlardı ve ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Bu manzarayı kaçırmamam gerekiyordu ve ben de video çekmeye başlamıştım. Arıların saldırısına uğrayan aile bireylerini başka ne zaman bulabilirdim ki? Güzel bir video olacaktı bu ve senelerce saklanacak, izlenecekti. Bir süre sonra arılardan kurtulmuş ve dinlenmek için bahçenin kenarında bir yere oturmuşlardı. Video çekimim sona ermişti. Ben de onların yanına oturdum. Çok yakınımda bir vızıltı duymuştum bu esnada. Çok ama çok yakınımda. Elimle saçıma uzandığımda kıpırtılar hissettim. Vızıltı kulağımın hemen dibinden ve saçlarımın arasından geliyordu üstelik bir tane de değil... Ağlamaya başladım, elimle bir yandan saçlarımın arasına giren arılardan kurtulmaya çalışıyordum. Telaşımı gören büyükler hızla yardım ettiler. Bu kadar çabaya, telaşa rağmen hiçbir yerimde acı hissi duymuyordum. Demek ki bana acımışlar ve beni sokmamışlardı. 
Kaç gündür hiçbir sorun yaşamadığım arılar artık benim için o kadar masum canlılar değildi. Durup dururken düşman sahibi mi olmuştum yoksa onları düşman mı edinmiştim bilemiyorum. Zaten bu kadar kolay olmayacağını biliyordum arıcılığın ama artık şunu net olarak anladım: Arıcılık bana göre bir iş değil. Zaten bal yemeyi de çok sevmem. Uzak olsun arı da balı da. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder