13 Haziran 2026 Cumartesi

KAYBOLUŞ

Asya Kılcı
 
Bana sorarlar sürekli
“Sen hangi evdensin?” diye
Ben de bakarım boş boş
Cevap veremem bir kere 

Gryffindor mu cesurmuş
Slytherin mi zekiymiş
Ben ikisini de isterim
Ama karar zor işmiş

Şapka bile şaşırır bana
“Sen kimsin?” der fısıldar
Ben içimden düşünürüm
“Biraz ben de karışığım”

Büyü dersinde elim titrer
Asam bazen çalışmaz
“Wingardium Leviosa” derim
Ama tüy yerinden kalkmaz

Quidditch izlerim uzaktan
Uçmak güzel ama zor
Ben yerde daha mutluyum
Rüzgâr bana fazla spor

Hogwarts koridorlarında
Kaybolurum sık sık ben
Haritayı açsam bile
“Ben neredeyim?” hemen

Görünmez Dünyanın Gölgesinde Yaşamak

 Asya Kılcı

Harry Potter serisini neden bu kadar sevdiğimi ben de tam olarak bilmiyorum. Belki büyü dünyasını sevdiğim içindir belki de karakterleri gerçekten tanıyormuşum gibi hissettiğim için. Ama bildiğim bir şey var o da seriye başladığımdan beri kendimi Hogwarts'tan koparamıyor olmam. Bazen o kadar çok düşünüyorum ki bir gün aklıma kimine göre saçma olabilecek bir şey geldi: Ya Hogwarts gerçekten varsa ve biz mugglesak?
Düşüncesi bile çok korkunç. O hayranı olduğum evren gerçekten varsa ve biz gerçekten bunu bilmiyorsak? Ya büyücüler aramızda yaşıyor, kendi dünyalarında eğitim görüyor, savaşlar veriyor, dostluklar kuruyor ve biz bunların hiçbirinden haberdar değilsek? Ya bütün bunlar bir kurgu değil de sadece bizden gizlenen bir gerçekse? Belki de bu yüzden Harry Potter'ı okumayı hiç bırakamıyorum. Çünkü her sayfayı çevirdiğimde içimde küçük bir ses, “Ya bütün bunlar gerçekse?” diye fısıldıyor. 
İnsanlar bana sürekli bunun sadece bir kitap serisi olduğunu söylüyorlar. Aslında haklılar da. En azından mantıklı olan bu. Ama bazen insan fark etmeden mantıkla hayaller arasında kalan ince çizgiyi aşabiliyor. Bazen kendi kendime düşünürken King's Cross İstasyonu'ndaki dokuz üç çeyrek peronunun gerçek olmasını istiyordum, penceremin önüne bir baykuşun konup bana o heyecanla beklediğim Hogwarts kabul mektubunu getirmesini hayal ediyordum. Tabii ki bunların hiçbiri gerçek olamazdı. Ama yine de içimdeki o his asla kaybolmayacaktı. 
Belki de beni korkutan şey, Hogwarts'ın gerçekten var olma ihtimali değil. Eğer gerçekten varsa benim o dünyanın bir parçası olamayacak olmamdı. Belki de Harry, Ron, Harmonie ve Draco ile tanışamayacak olmamdı. Ya da onlarla birlikte Lord Voldemort’a karşı savaşamayacak olmamdı. Çünkü düşünsenize sevdiğiniz, hayranı olduğunuz, içinde yaşamayı hayal ettiğiniz bir dünya gerçekten var. Ama siz onun kapılarının dışında kalıyorsunuz. Her şey yaşanıyor, insanlar büyü yapıyor, Quidditch maçları düzenleniyor, Büyük Salon'da öğrenciler kahkahalarla yemek yiyor, yeni dostluklar kuruluyor…Ve siz bunların hiçbirini bilmiyorsunuz.
Belki de bir muggle olmak, sandığımız kadar sıradan değil, sandığımızdan çok daha hüzünlüdür. Çünkü var olmasını istediğin ama gerçekte olup olmadığını bilmediğin bir evreni özlüyorsun. İşte bu, insanın içini garip bir şekilde acıtıyor.

11 Haziran 2026 Perşembe

MEYVE DUASI

Yusuf Ensar Güler
 
Yaz boyu en çok özlediğim meyve
Sanırım portakal
Tamam karpuz da fena değil 
Yeşil erik, çilek, elma
Ama hiçbiri değil portakal
Onunla aramdaki sevgi bambaşka

bana sevdiren kış mevsimini 
Biraz da portakal oldu sanki
Eskiden mandalinaydı
Fakat o çok sıktı beni
Soyması garip, yemesi bir hoş
Meyve dediğin olmalı portakal gibi
Sulu ve turuncu
Üstelik o beni sıkmıyor
Ben onu sıkıyorum
Canım istediğinde her an
Tabak tabak götürüyorum
Bazen de bardak bardak

İster sıkıp iç
İster soyup ye
İstersen reçel yap kabuğundan 
Meyve değil başka bir alem mübarek
Allah’ım beni uzak etme portakaldan...

Küçük Bir Sitem

 Kadir Üstündağ
 
 Saat akşamın altısı olmuştu ve halen ortalıkta yoktu. Üstelik dörtten sonra geleceğini söylemişti ve biz de inanmıştık. Daha önce de bunu yapmıştı ama o zamanlar söz vermemişti. Madem gelmeyecekti, gecenin bir buçuğunda attığım mesaja neden cevap verdi ve neden geleceğini söyledi. Bu durum aslında biraz arkadaşlığımızı sorgulamamı gerektiren bir önem içeriyor fakat neyse ki okullar kapanmak üzere. Seneye de ALLAH büyük. Neyse ki Yusuf adam gibi adamdı ve beni yalnız bırakmadı. Saat dört otuz olduğunda yanımdaydı. 
İnsanın böyle arkadaşlarının olması güzel. Bu kocaman binada tek başıma ve üstelik çoğu benden küçük çocuklara tahammül etmek nasıl zor bilemezsiniz. İp atlayanlar, ebelemece oynayanlar, bahçede böcek kovalayanlar... 
Onu dört yıldır tanıyorum ve ilk kez ona bu kadar güceniyorum. Gelmemesinden öte bana söylediği sözler can sıkıcı: Millet Bahçesinde bisiklet sürüyorum. Yanımda başka arkadaşım var.
Millet Bahçesi dediğimiz yer şurası. Üstelik bisikleti de var ve gelmiyor adam yanımıza. Yanında başka arkadaşı varmış. Biz kimiz peki, seni bu kocaman binada bekleyen bizler kimiz? Buranın da bahçesi var bisiklet sürmek için. Üstelik kocaman bir bahçe ama adam gelmek istemiyor ve diyor ki yanımda arkadaşım var. Benim yanımda arkadaşım var şu anda, gerçek bir arkadaş: Yusuf... Söz verdiği zaman gelen ve bahane uydurmayan bir arkadaşım var. Gerçi Yusuf da zaman zaman beni ekti ama en azından söz verip de ekmedi. 
Bu senenin diğer seneleri de var.
Zaten gün bitti bitecek. 
Geriye sadece tutulmayan sözler kalacak bir de sınanmış arkadaşlıklar. 
Canın sağ olsun arkadaşım. Umarım şu saatlerde bisikletinin tekerleği patlamıştır da tamirci arıyorsundur.

KÜÇÜK BİR ÖZGÜRLÜK

Semih Yılmaz

Herkesin kendini özgür hissettiği zamanlar vardır
Kimileri bir hastaneden çıkınca yaşar bunu
Kimileri başka şehirlere gidince
Kimileri dağlarda yaşar bu duyguyu
Kimileri okyanuslarda

Bugün özgürlüğün ilk günü
Bugün başka gökyüzü
Bugün başka sokaklar, yollar
Kaç aydır bekliyordum bugünü

Yarın bir sınav yok
Haftaya da yok
Hatta birkaç ay boyunca
Yaşayacağım hayatı doya doya

Herkesin kendini özgür hissettiği zamanlar vardır
Benim için özgürlüğün başlangıcı
Sınavların bittiği andır