11 Kasım 2023 Cumartesi

ÜLKELERİN EN GÜZELİ

Sude Gökçe Çelen

Türkiye’mi severim
Ülkemi korurum
Riske atmam özgürlüğümü
Korurum vatanımı
İleri götürürüm
Yine hep Türkiye’mi
En güzeli ülkelerin Türkiye’m

KURTULUŞ MÜCADELESİ

 Merve Sena Öztürk

Cumhuriyet kuruldu
Ulus vatan kurtuldu
Milletimiz sevindi 
Hürriyete kavuştu
Uzun yıllar savaştı
Rahatlığı düşünmedi askerler
İllerinden köylerinden uzakta
Yendiler düşmanı
Ellerinde ay yıldızlı bayrak
Terk etmediler cepheyi

OKUL SEVGİSİ

Emir Asaf Konaç

O
kumayı yazmayı
Kimseler bilmezken öğrenir orada
Uzak değildir kimseye bahçesi, sınıfı
Leylekler yuva kurmuş olur çatısına
Seviyorum her sabah gitmeyi okuluma
En değerli bilgiler, en güzel kitaplar
Vardığımda okulumda beni karşılar
Güz gelince bende hep bir heyecan başlar
İlk günkü neşeyle okulum beni karşılar
Sende bulduğumu başka bir yerde bulamıyorum
İyi ki varsın okulum

KALBİMİN BAŞKENTİ

Zehra Fırat

Başka şehirler de gördüm
Denizi, dağları, ormanları olan
Başka şehirler de gördüm
İçinde kocaman binalar olan
 
Ama senden başkasını sevemedim nedense
Denizin yok ama bir ırmağın var
Ormanın yok ama dağların var
Kışın çok soğuksun
Yazın çok sıcak
Ama benim için hep sıcak bir şehirsin
 
Belki burada doğduğumdan
Belki burada doyduğumdan
Başkasın sen Sivas
Başka bir şehirsin
Kalbimin başkentisin

DİK DURUŞ

Elif Sude Göçer

                        Filistinli çocuklar için…

Her gün çocuklar ölüyor
Kimse bunları görmüyor
Bizim gibi yavrular
Hiç kimsesiz kalıyor
 
Yaşam hakları telef oluyor
İnsanlar buna dur demiyor
Böyle de olunca işte
Dünyanın hiç anlamı kalmıyor
 
Anlayın durumlarını
Zor geçen zamanlarını
Hiç değilse ibret alın
Onların dimdik durmalarını

ATATÜRK'ÜM

Elif Sude Göçer

Türk’üm türküm Atatürk’üm
Gözleri mavi Türk’üm
Saçları güneş
Kendisi de güneş Türk’üm

Vatan elden gidiyordu
Askerlerimiz yetmiyordu
Hemen koştu yardıma
Düşmanı kovdu Türk’üm

Nurlar içinde yatsın
Mekanı cennet olsun
Vatanı cennet yaptı
Yeri de cennet olsun

10 Kasım 2023 Cuma

SIRÇA HAYALLER

Üner Taha Aydemir

Bir pencere yetmez çoğu zaman
Görmek için dünyayı
Bir pencereye nasıl sığdırabiliriz
Hiç bitmeyen bir rüyayı
 
Yağmur mesela sığar mı
Ardına pencerelerin
Ya da sonbahar yaşanır mı
Ardında siyah perdelerin
 
Rüzgar nasıl hissedilir
Gerisinde iki camlı pencerenin
Ya da toprak kokusunu
Nasıl çekeriz içimize derin derin
 
Pencere ardına hayalleri
Mümkün müdür sığdırmak
Esir kalmış bir mahkûm gibi
Umutların ardından bakakalmak

TEBESSÜM


Üner Taha Aydemir

     Kışın ayak seslerini duyurmaya başladığı bir sonbahar akşamıydı. Ağaçlar yapraklarının tamamıyla değilse de dökmüşler, kışa hazırlardı. Günler iyiden iyiye kısalmış, karanlık artık erken çökmeye başlamıştı. Telaşlı karıncalar gibi insanlar evlerine koşuyorlardı. Öğrencilerin okul yorgunlukları, çalışanların iş bezginlikleri yüzlerinden okunuyordu. Herkesin yüzünde aynı mutsuzluk, umutsuzluk vardı. Evlerine gidince dinlenecekler miydi? Bütün yorgunlukları bitecek miydi? Yüzlerine mutluluk maskesi takacaklar mıydı? Bunları düşünüyor, bir yandan da aynı kalabalığın içinde sürükleniyor, evine ulaşmaya çalışıyordu. Evi uzaktı ama ulaşım araçları güzergâhında olmadığı için her akşam bu insan selinin içine karışmak zorundaydı. Artık ezberlemişti yolları, gözlerini kapatsa bile ayakları kendiliğinden gidiyordu. Mesela iki yüz metre sonra kaldırım ortasında koca bir çukur vardı aylardır onarılmayı bekleyen, onun hemen sağından geçmeliydi. Tam buradan geçerken yanından üç tane lise öğrencisi sırtlarında çantalarıyla yürüyor olacaktı. Konuşurlarken zaman zaman birbirlerinin isimlerini de söylüyorlardı, o kadar aşina olmuştu bunlara. Onları geçtikten sonra sarı ışıklarıyla günün son ekmeklerini satmak telaşındaki fırın olacaktı sırada. Özellikle çok acıktığı zamanlarda bu fırının önünden geçmek başka bir şeydi. Neyse ki bugün çok aç değildi. 

     Düşünmeye devam etti, her gün yaptığı şey buydu. Neden mutsuz insanlar, neden kendisine selam veren birileri yok etrafta? Neden her gün bir film setinde gibi aynı yolları arşınlamak gerek? Bozuk kaldırımı geride bıraktı. Fırına doğru ilerlerken ilk kez farklı bir şey gördü. Az ilerde, fırının hemen önünde mutlu bir genç vardı. Ay beyazı dişleri, tebessüm eden yüzünde parlıyordu. Mutlu görünüyordu. Elinde yarım bir pide vardı ve koparıp koparıp yemeye devam ediyordu. Kimdi? Nereden gelmişti? Neden bu kadar mutluydu? Yaklaştı, yaklaştı nihayet genç de kendisini fark etmişti. Göz göze geldiler. Hayatında ilk kez bu kadar neşe dolu bir çift gözün kendisine baktığını hissediyordu. Tam önündeyken bir sesle irkildi:

    -Ekmek ister misin, ben doymak üzereyim. 

    Bu teklif karşısında akşamın, sonbaharın, kalabalığın her zamanki sıradanlığı dağıldı. Artık dünyada yalnızca ikisi var gibiydi. İşin kötüsü canı ekmek de çekmişti o an. Kararsız kaldı fakat eli uzanmıştı bile istemsizce. Gencin kıyafetine, ellerine baktı. Temiz giyimliydi, elleri de temizdi ve hala tebessüm ediyordu. Yürüyen, gelip geçen insanların aksine tebessüm ediyordu. Mutluydu. Ekmeğinden bir parça kopardı ve uzattı. Almalı mıydı bu ekmeği yoksa suratını asıp yoluna devam mı etmeliydi? Eli uzanmıştı bir kere, almalıydı. Bir el büyüklüğünde kendisine uzanan pideyi aldı ve tebessüm etme ihtiyacı hissetti. Tebessüm etmeyi bile unutmuş gibiydi, üzerine çevrili mutlu bir çift göze bakarak:

     -Te.. te.. teşekkür ederim, dedi.  

     Yürümeye devam etti. Bir elinde çanta vardı, bir elinde ekmek parçası ama ekmek parçasında dünyanın bütün ağırlığını hissediyordu. Yüzüne deminden beri aradığı, unuttuğu tebessüm usul usul gelmeye başlamıştı. Yine kendisini kontrol edemediğini hissetti eli ekmeği ağzına doğru götürmüştü bile. Isırdı ekmeği. Tazeydi, sıcaktı…

     Yol, keyifli bir hal almıştı. Etrafındaki asık suratları görmüyordu. Göğe baktı… Bir süre sonra evinin kapısının önündeydi. Zile basacaktı ve ya eşi açacaktı kapıyı ya çocuklardan biri ama yine elinin istemsizce cebinden anahtarını çıkarıp kapıya taktığını ve çevirdiğini fark etti. İçeriye girdiğinde yüzünde temiz bir tebessüm vardı. Eşi şaşırdı, o da tebessüm etti. Yanına gelen çocukları anne ve babanın tebessüm ettiğini görünce onlar da gülümsedi. Kimse bir şeyler konuşma ihtiyacı hissetmiyordu. Mutfağa doğru yürüdüler.