25 Ekim 2025 Cumartesi

O YANINDAYSA

Gamze Sena Kuyucu


Büyülü dünyayı açan bir kapı
Yeraltında yaşayan bir çocuğun macerası

Bazen en yakın dost olur sana
Bazen acıları söyler en kötü anında
Sadece bir tane kalem lazım bana
Belki de bir şair olur çıkarır beni yarına
Belki de bir söz olur hayatın
Unutamadığın bir zamanında

SAYALIM, SEVELİM

Gamze Sena Kuyucu

Olmasalar hayatın belli bir kısmında
Ne yapardık acaba
Çoğu kişi matematik yüzünden
Onlardan nefret ediyorlar ama
Onlar olmasa
Ne yapardık şu karmaşık dünyada

Sayılar çoğu insan için 
Önemsizdir belki
Benim için hepsi 
Büyülü bir hazine sanki

Sayılar, önümde durmadan uçuşuyor
Saate bakıyorum onlar
Kitabı açıyorum onlar
Takvimde onlar
Notlarımız okunuyor onlarla
Sınıf kapısında yine bir sayı
Günleri sayıyorsak onlar sayesinde
Hatta yaşımız, dünyada ne kadar kaldığımız da
Sayılarla öğreniliyor yalnızca
Belki de diyorum her insan
Adı konulmamış kocaman bir sayı 
Aslında 

ÖĞRETMENLER

Belinay Coşkun

Her sabah öğrencilerle birlikte
Birileri girer okul bahçesinden içeri
Biraz yorgun biraz uykusuz
Ama yine de 
Yerindedir keyifleri

Gün boyu küçücük çocuklarla
Bazen masaldan dünyalara dalarlar
Bazen bilimin uçsuz bucaksız bahçesinde
Bilgiyi kovalarlar

Öğretmenler 
Sessiz kahramanı çocukların
Ve mimarı geleceğin
Kimseler görmese de
Öğrencilerden başka kimseler
Bilmese de

BİR FİLM MACERASI

 Belinay Coşkun

                                                                     Ayhan Erkan İlkokulu Ortaokulu Anısına
Bir sonbahar günüydü. Okulun bahçesindeki kavaklar sonbaharın bütün tonlarını yapraklarında taşıyordu. Sonbaharı hissettiriyordu düşmeye hazırlanan ve zaman zaman rüzgarla ağaçtan ayrılan yapraklar. Hava ne çok soğuktu ne de çok sıcak. Bahçeye birkaç çocuk geldi, biraz sonra bu sayı artmaya başladı. Ellerinde tabletler vardı çocukların. Ekip tam olunca video çekmeye başladı çocuklar. Film çekeceklerdi fakat ellerindeki tabletlerden başka bir ekipmanları yoktu. Onlar, malzemelerinin yetersiz olduğunu düşünmediler bile sadece çekecekleri videoya odaklanmışlardı. Kendilerine güveniyorlardı. Büyük bir heyecanla film çekmeye başladılar. Birkaç sahne çekiyorlar ardından mola veriyorlardı. Kahkahaları uzaklardan bile duyuluyordu. Bazıları öğrenci rolündeydi çocukların bazıları ise öğretmen. Onlar için film çekmenin çok eğlenceli olduğu uzaktan görülebiliyordu. Her şey yolunda gidiyordu fakat bir süre sonra aralarında bir anlaşmazlık başladı. Hepsi ayrı bir kenara çekilmişti. Galiba bir dargınlık vardı aralarında. Bu durum çok uzun sürmedi. Yeniden bir araya geldiler ve neşeli bir şekilde kaldıkları yerden devam ettiler. Çok heyecanlı ve istekliydiler. Bir süre sonra çekimleri bitmişti. 
Biraz yorgun duruyorlardı ama hepsinin de mutluluğu yüzlerinden okunuyordu. Tam dağılacakları sırada hafif bir rüzgar eski. Bahçedeki kavaklardan birkaç yaprak daha yere düştü. Hava ne soğuktu ne sıcak ama çocukların heyecanları ve kalpleri sımsıcaktı. Bir işi belki de bir projeyi yerine getirmiş olmanın huzuru vardı yüzlerinde. Belki de hiçbir zaman başkalarının izleyemeyeceği bir film çekmişlerdi ama hepsinin gözlerinden okunuyordu büyük oyuncu, büyük senarist, büyük yönetmen oldukları hissi. 

İLK YILIMIN ANISI

Zeynep Ada Karadaş

Okula başlama yaşım gelmişti ve çok sevinçliydim. Oldum olası okulu hep sevdim. Rengarenk sınıflar, resimli kitaplar, yeni arkadaşlar ve güler yüzlü bir öğretmen… Okulum biraz uzaktı ama sorun yoktu çünkü babam da aynı okulda öğretmendi. Her sabah onunla okula gitmek büyük bir keyifti benim için. Masal gibi bir hayattı yaşadığım. Hani çizgi filmlere, hikâye kitaplarına konu olabilecek bir hayat. Bir an önce okuyabilmek istiyordum, yazabilmek istiyordum. Çok çaba sarf ediyordum ve babam da en büyük yardımcımdı. Öğrenci olmak ne güzel bir şeymiş diye düşünürken birdenbire işler tersine dönmeye başladı.

Oysa daha okumaya başlayacaktım, yazılar yazacaktım. Aileme şiirler yazacaktım. Kendi masalımı kendim okuyacaktım. Ödevlerim bittikten sonra elime bir kitap alıp hayal alemine dalacaktım. Hatta bahar geldiğinde sınıfça gideceğimiz piknikleri düşünüyordum bazen ve düşündükçe okulu daha da çok seviyordum. Hafta sonları çok sıkıcı geliyordu bana. Çoğu arkadaşımın aksine keşke haftanın yedi günü okul olsa diye düşünüyordum ama işte her şey birdenbire tersine döndü.

O zamanlar her şeyi anlayabilecek yaşta değildim. Sadece ailemin söylediklerini hatırlıyorum: Bir süreliğine okullar tatil…

Bu bir süre hiç bitmedi. Önce başka sürelere ertelendi ardından okul yerine dersleri tabletten ya da bilgisayardan dinleyebileceğimiz söylendi. Sınıf yoktu, sıralar yoktu, öğretmenimiz sadece bir ekrandan ibaretti. Normalde insanlar okul sıralarının rahatsızlığından bahseder ama ben o sıralarda evdeki çalışma masamdan daha rahattım. Gün boyu evin içindeydim. Evet, ailemle birlikte olmak da güzel bir duyguydu ancak ders, okulda olmalıydı. Yatak odasında yemek yemek ne kadar abesse evden ders dinlemek de o kadar abesti. Daha önceden birazcık cazip gelen ekran, artık çok sıkıcıydı. Gözlerim yoruluyor, zihnim karışıyordu. Zoraki oynamak zorunda kaldığımız bir oyun gibiydi her şey. Günler, haftalar böyle geçti. Bir dönemi böyle kapattık.

Evet, öğretmenimiz yeterince çaba sarf ediyordu fakat yine de okul olmalıydı, okulun bahçesi olmalıydı, simit ve kraker kokan sınıflar olmalıydı, sınıfta yaramazlık yapanlar olmalıydı, okulun girişinde bir nöbetçi öğrenci olmalıydı, teneffüslerde okul bahçesi kuş ve çocuk sesleriyle dolmalıydı…

Çok sevdiğim okulda ilk senemin böyle geçeceğini söyleseler inanmazdım ama böyle geçti çünkü tüm dünyayı evlere kapatan salgının ilk senesi benim okuldaki ilk seneme denk gelmişti.


Söğüt Ağacı


Zeynep Ada Karadaş

Herkesi sevdiği bir ağaç var
Benim en sevdiğim ağaç söğüt
Nerde rastlasam ona
Sanki bana veriyor hayata dair öğüt

Yalnızca bir ağaç değil söğüt
Bir masalın dünyaya sarkan dalları
Bir rüyanın dünyaya inmiş yaprakları
Bir ağaç değil söğüt
Bir ruhu var onun biliyorum
Bu yüzden en çok
Söğüt ağacının altında dinleniyorum
Ve en güzel öyküleri
Söğüt yapraklarından dinliyorum

YÜKSEKLERDE BİR YAŞAM MÜCADELESİ

 
Yiğit Efe Demir

Çok zor bir hayatın tam ortasındaydım. Kış gelmişti ve artık yiyeceklerimiz de azalmıştı. Beş yavru ile kocaman kışı nasıl geçirecektim bilemiyordum. Bir evin en üst katında yaşıyordum. Neyse ki evde oturanlar bizim henüz farkımızda değillerdi. Sadece sabahları biraz yavrular gürültü yapıyordu, o kadar. Onları ikaz ediyordum ama çok da anlamıyorlardı söylemek istediklerimi. Bu yuva bizim değil mi, diyorlardı. Evet, bu yuva bizim diyordum ama evin bizim olmadığını anlamıyorlardı. 
Kış gelmişti ve geceler hayli çetin geçiyordu. Evin sahibi de henüz soba yakmaya başlamamıştı. Pintinin tekiydi zaten. Oysa onun da çocukları vardı ve ihtimal onlar da üşüyordu. Yaz boyunca artakalan yemeklerle yavrularımı beslemeye çalışmıştım. İnsanlar yazın daha fazla israf ediyorlardı ve bu bizim işimize geliyordu fakat kış öyle değildi. 
İnsanların iyileri de vardı, kötüleri de. Mesela hemen birkaç bina ötemizde yaşayan komşularımız çok mutluydu çünkü orada yaşayanlar iyi insanlardı. Yemeklerinden kalanları değil yiyeceklerini veriyorlardı ihtiyacı olanlara. Hatta onlar için özel yiyecekler alıyor, içecek bile bırakıyorlardı ama bizim durumumuz onlar gibi değildi. Bırakın yiyecek vermeyi yemek artıklarını bile bize vermiyorlardı çünkü yemeklerinden bir şey artmıyordu. 
Bilemezdim böyle olacağını. Bilseydim biraz gözlem yapar sonra taşınırdım buraya. Baharın ilk günleriydi ve her şey çok güzeldi o zamanlar. Günlerce sağdan soldan ot, çalı, ip ve dal parçaları toplamıştım buraya. Aslında burada daha önce başkaları da yaşamış ama terk etmişlerdi. Onların neden gittiğini sorgulamam lazımdı. Belki de bu yüzden burayı terk etmişlerdi. Bilemezdim böyle olacağını. 
Hepsi bir tarafa bir de bu evin haylaz kedisiyle uğraşmak zorundaydım. Ne zaman yiyecek aramaya çıksam gözüm hep arkada kalıyordu. Onu güç bela atlatıyordum ama bu defa yavrularım için endişeleniyordum. Döndüğümde hepsini sayıyordum, yerindeler mi diye. 
Belki de en iyisi leyleklere uyup göç etmekti buradan ama onlar kadar uzun kanatlarım yoktu ki. Üstelik yavrularım daha uçmayı yeni öğrenmişti. Yine de bir çözüm olmalıydı. Kışı geçirmek için daha yakında bir yuva kurmalıydım. 
O sabah her şey değişti. Büyük bir gürültüyle uyandım. Hemen yavrularımı saydım, hepsi yerindeydi. Bahçe kapısının önünde iki araç vardı biri boş biri ise eşya dolu. Olanları sessizce izlemeye başladım. Biraz daha yakından bakmak için karşıdaki ağaca uçmayı düşündüm fakat haylaz kedi pusuya yatmıştı, hareket edemiyordum. Havalandım ve bir tur attım gökyüzünde. Evet evet, ev sahibi değişiyordu. Yeni biri eve taşınıyordu, eski ev sahibi de eşyalarını yüklemeye başlamıştı bile. 
Öğleye doğru yeni ev sahibi eve yerleşti. Eski ev sahibi ise kedisini zorla alarak araçla mahalleden uzaklaşıyordu. Bu durum hoşuma gitmişti. Hemen yerimden uçup kedinin bulunduğu yere yaklaştım ve ona “gaaaaak gaaak” dedim. Eğer bizim dilimizi anlıyorsa ne demek istediğimi anlamıştır mutlaka. 
Yeni ev sahibi benim uçtuğumu görmüş ve tebessüm etmişti. Bir süre sonra kapının biraz ilerisine yiyecek ve su koyduğunu fark ettim. Artık içim rahattı. Yavrularımı yaza kadar besleyebilirdim. Belki de burada hayatımın kalan günlerini tamamlamak en iyisiydi benim için. 

MAYDANOZ

Yiğit Efe Demir

Ne zaman çıksam pazara 
Karşımda ilk onu görüyorum
Ne işe yarar acaba diye sorguluyorum
Ama bir cevap bulamıyorum

Kimileri diyor ki gözlere iyi gelir
Kimileri diyor ki salatanın sultanı
Ama ben onu en çok 
Omlette seviyorum

Evet aslında güzel bir bitki belki
Ama sorun bitki değil ki
Kendini maydanoz zannedenler bence sorun
Gerçek maydanozla ne derdim olur ki