ÇİĞDEM SOYDAĞ
İBRAHİM GÜL
KERİM YUVACI
DAĞHAN TOY
MEHMET TUĞRA AYDEMİR
ALİ ÇAĞHAN YILMAZ
SELİM ÇABUK
Burada yaz çok kısa geçer ve yaz akşamları bir başkadır. Şehrin en güzel göründüğü yerlerden birisi Sivas Kalesi’dir. Yaz akşamları Sivas Kalesi pek çok insan için huzur ve sakinliğin adresidir. Ben de bu düşüncelerle Kale’ye çıkmaya karar verdim. Kalede kafeler vardı ve bir kafede oturuyordum. Şehrin ışıkları sanki bir kartpostal gibiydi. Gece, hafif serinlik çökmüştü. Oturduğum kafede masada fenerler vardı. Masadaki fenerler pilleri azaldıkça daha az ışık yayıyordu ve etraftaki net görüntüler kaybolmaya başlıyordu. Bir süre sonra aniden karşıma beyaz sakallı bir amca çıktı. Acaba gördüğüm amca gerçek mi diye düşündüm fakat uyku saatime daha çok vardı. Onu gören yalnızca ben değildim çünkü etraftan da ona bakanları görebiliyordum. Neredeyse kafedeki tüm masa lambalarının ışığı cılız hale gelmişti ve her yer loştu. Aniden bu loş ortamda bir ışık parladığını gördüm. Gittikçe artan bir ışıktı bu ve bir yükselip bir azalıyordu. Ak sakallı amca hiç kimsenin beklemediği bir hareket yapmıştı. Elindeki kocaman gazete tomarını ateşe vermiş ve aniden ortalıktan kaybolmuştu. Belki de yanan kağıtların alevinden onu kimse göremiyordu fakat ak sakallı amca kaybolmuştu.
Dakikalar geçtikçe gazetenin sönmesi gerekiyordu ve herkes böyle bir sonuç bekliyordu fakat sönmek yerine alevler daha da artmıştı. Masalara kadar sıçramıştı yangın. Masalar, sandalyeler, pilleri bitmek üzere olan masa lambaları alev almıştı. Etraftaki insanlar sanki donmuş gibiydi. Kimse yangını söndürmek için çaba göstermiyordu ve dumanlar her yeri sarmıştı. Dumandan nefes alamaz hale gelmiştim fakat etraftaki insanlar sanki bir resim karesi gibi öylece bekliyordu. Güç de olsa yangının olduğu yerden uzaklaşmaya başladım. Yangın büyüyordu. Şehre doğru ilerliyordu. Kale’den indiğimde siren sesleri duymaya başladım. Onlarca itfaiye Kale’ye doğru gidiyordu. Bir an aklıma kafedeki insanlar geldi. Acaba halen oturuyorlar mıydı yoksa kaçmışlar mıydı? Bu kadar büyük bir yangını ilk kez görüyordum. Normalde Kale’den her yer görünürdü ama bu kez Kale her yerden görünüyordu. Geceyi aydınlatan büyük bir meşale gibi yanıyor, yanıyordu. Tam artık olay yerinden kurtulduğumu düşünüyordum ki aniden önümü elinde kamera ve mikrofonlar olan birileri kesti. Şöyle diyordu elinde mikrofon tutan kişi:
-Galiba yangının neden çıktığını siz gördünüz? Bu yangını kim çıkardı ve yangın yerinde yaklaşık kaç kişi vardı?
Konuşmak istiyordum fakat sesim çıkmıyordu sanki. Konuşuyordum ama kendi sesimi duymuyordum. Ha bire başka mikrofonlar başka kameralar geliyordu önüme. Artık yoluma gitmeye karar vermiştim ki bu kez de yolumu polisler çevirmişti:
-Hayırdır kardeş, nereye böyle telaş telaş, diye sordu biri.
Bana bir şaibeli gibi bakıyorlardı. Kendimce başımdan geçenleri anlattım. Neyse ki beni duyuyorlardı ve söylediklerimi yazıyorlardı. Her şeyin sebebi o, dedim. Ak sakallı amca. Bir gazete yaktı ama sanki yaktığı şey gazete değildi sadece.
-Ak sakallı amcayı biraz daha tarif eder misin, diye biri sordu.
Tam hatırlamaya çalışıyordum ki polislerin yanında ak sakallı amcayı gördüm. Bana tebessümle bakıyordu. Sanki benimle alay ediyordu. Parmağımla işaret ederek:
-İşte şu amca, dedim. Gazeteyi yakan kişi yanınızda zaten. Neden bana soruyorsunuz ki?
Polisler parmağımı gösterdiğim yere doğru baktılar. Sonra birbirlerine baktılar. En yaşlı ve tecrübeli olanı yanındakine fısıldadı:
-Halen şokta galiba.
Bu esnada genç olan polis elindeki yarım şişe suyu bana uzattı.
-Kendine gel biraz.
Suyu içince birdenbire kendime gelmiştim. Duman kokusu ve telaş neredeyse yok olmuştu. Şişeyi yeniden sahibine uzattım. Teşekkür ederim, derken yüzüne baktığımda karşımda yine ak sakallı amca vardı. Yine bana gülümsüyordu.
-İşte burada, gazeteyi yakan amca, Kale’yi yakan amca burada diye bağırdım.
Bu esnada omzuma bir el dokundu:
-Efendim vakit geç oldu. Artık kapatıyoruz. Zaten sizden başka kimse de kalmadı.
Kale’deydim. Her şey yerli yerindeydi. Hesabı ödedim ve üstü kalsın diyerek şehre yönelmiştim ki karşımda yeniden ak sakallı dedeyi gördüm. Gülümsüyordu. Ben de ona baktım ve bir kahkaha attım.