Akın Eliş
Reklamlarla dolu bir dünyada yaşıyoruz. Telefonu açıyoruz, reklam.
Televizyonu açıyoruz, reklam. Otobüs bekliyoruz, reklam. Sokakta yürüyoruz,
reklam. Kantine giriyoruz, reklam. Test çözüyoruz, reklam. Reklamlarla
büyüyoruz, reklamlara yaşıyoruz. Yeri ve zamanı yok gördüğümüz, duyduğumuz
reklamların.
Arkadaşlarımızın kıyafetlerine bakıyoruz, marka. Su içiyoruz, marka.
Kalem alıyoruz, marka. Çikolata istiyoruz kantinden, marka… Her yerde markalar
yürüyor reklam yaparak. Bizler de bu reklam dünyasının bir piyonu oluyoruz.
İçtiğimiz bir şişe suyun, yediğimiz küçücük bir gofretin, kullandığımız
kalemin reklama nasıl bir ihtiyacı var? Gerçekten reklamlara aldanarak mı
insanlar tüketiyor her şeyi? Mesela araba almadan birileri reklamlarını izliyor
mu? Dondurma alırken daha önce izlediğimiz reklamların etkisinde kalıyor muyuz?
Soruları çoğaltmak mümkün. Hepsinin de cevabı galiba evet.
Reklam fikrini ilk kez kim hangi ürün için düşündü, diye düşünüyorum.
İyi niyetli miydi ilk kez reklam yapan kişi?
Tanıtım ve reklam aynı şey olmamalı diye düşünüyorum. Tanıtımın niyeti
iyicil, reklamın niyeti kötücül olabilir. Tanıtıma insanların ihtiyacı olabilir
ve kısa sürelidir. Reklam ise süresiz, hep devam eden bir beyin yıkama aracıdır
diye düşünüyorum.
