28 Aralık 2024 Cumartesi

GRİ VE YALNIZLIĞIN RENGİ

 Elif Naz

Gri kimsenin aklına bile gelmeyen yalnızlığın rengi. O da adı gibi yalnız, kimsenin ilgisini çekmeyen siyah ve beyazın karışımını temsil eden, içinde biraz iyi biraz kötü barındıran, bende çok garip ve karamsar hisler uyandıran renk. O çok farklı ve çok yalnız. İçindeki siyahtan kurtulamayıp beyaza adım atamayan, artık pes etmiş, bıkmış, nötrleşmiş bir renk. İşte bu yüzden beni etkiliyor, tıpkı benim gibi.
Gri ve yalnızlığın rengi. 

BAZEN

Ekin Akçay

Ben olmak istiyorum
Bazen bir kapı
Her şeye açık bir kapı

Ben bazen olmak istiyorum
Bir bardak
Hayata dolu tarafından bakılan

Ben bazen olmak istiyorum
Bir pencere
Bütün rüzgârları içine alan

Ben bazen olmak istiyorum
Bir dolap
İnsanların özel şeylerini koyduğu

Ben bazen olmak istiyorum
Bir kamera
Bazen de sadece mutluluğu görmek istiyorum bütün diğer pişmanlıklardan nokta. 

ADI PİŞMANLIK

 Ekin Akçay


Kötülük neden bir insan tarafından başka bir şeye yapılır ki? Can sıkıntısı mı, art niyet mi yoksa bir diğerinin başının belaya girmesi mi? 
Bence her ne amaçla olursa olsun bu gerçekten de hoş karşılanacak bir şey değil. Bir düşünsenize karşıdakinin canının yanması, kalbinde derin bir iz bırakır büyüyüp gidecek olan. Karşıdaki hiç düşünmez, bir an bile. Çünkü düşünürse ne olacağını bilir. Üstelik düşünen kişi yürekliyse. Bazen fark edilmez bile karşıdaki söylemezse. Tabii bazıları vardır ki söylemez, yapanın kapılar kapandıktan sonra anladığı. Hani adı pişmanlık olan.

2025'İN İLK GÜNÜ

 Nehir Güver

Yılbaşı sabahına bir gün kaldı. 
Bütün çocuklar Noel Baba’nın gerçek olduğuna inanıyor ama öyle bir şey olmadığını o çocuklar dışında herkes biliyor. Ben ailemdeki herkese hediye almıştım. Yarın sabah o hediyeleri birlikte açacağımız için o kadar heyecanlıydım ki heyecandan uyuyamamıştım. Gözüme uyku girmiyordu. O zaman ben de dışarıya çıkayım dedim. Dışarıya çıktığımda çok fazla kar yağmıştı ve herkesin ayak izi silinmişti. Karda yürümeye başlamıştım, uzun bir süre yürüdükten sonra kocaman ayak izlerinde kırmızı pamuk tozları görmeye başlamıştım. Ayak izleriyle pamuk tozlarını takip ettim yakınlaşınca sanki karşımda iri bir gölge duruyordu. Gölgeye yaklaştığımda bir de ne göreyim? Karşımda beyaz sakallı, koca göbekli, sırtında kambur torbasıyla Noel Baba duruyordu. Bu imkânsızdı, yani öyle biri yok. Neredeyse bayılacaktım. Bunca zamandır yanılıyormuşum. Hala nasıl ayakta durabildiğime hayret ediyorum. Bence bir rüyadaydım. Hayır, rüyada değilim. Rüyada olsam uyanırdım. Iıııgh. Şu an karşımda Noel Baba duruyorken ona sorular sormak yerine rüyada olup olmadığım konusunda kendi kendimle tartışıyordum.
Ben bunları düşünürken Noel Baba birden ıslık çaldı. Yukardan dört ren geyiği ve onlara bağlı ışıltılı, süslü ve kırmızı koltuklu bir kızak indi. Bir kere daha bayılmak üzereydim. Ağzım açık, gözlerim sonuna kadar açık, Noel Baba’ya bakıyordum. İçimde aynı sorular tekrar dönüyordu. Noel Baba karşımda bana dik dik bakıyordu o sırada. Noel Baba bana bakarken:
-Aşırdığın hediyeleri geri ver, dedi. 
Neyden bahsettiğini anlamamıştım. Ona:
-Nasıl yani diyerek cevap vermiştim çünkü hediyelerle bir alakam yoktu. Noel Baba ve ren geyikleri:
-Hediyeleri geri ver ver ver ver ver… diyordu. 
Igıııh. Sadece bir rüyaymış. Üzülmeme gerek yok. İyi ki bir rüyaymış. Bu kadar rüyaya rağmen gece bitmemişti. Of… Hemen uyuyakalmıştım. Uyandığımda bu sefer sabahtı. Hem de yılbaşı sabahı. Ben herkesten daha erken kalkmıştım. Kimseyi uyandırmadım. Onlar uyandıktan sonra hep birlikte oturma odasında toplandık. Herkes birbirine hediyeleri vermişti. Bu 2025’in ilk sabahını mutlu bir şekilde geçirmiş olduk.

SENSİZ OLMUYOR

 
Amirhossein Hamedıshahraki


İster çok sıcak olsun hava
İsterse çok soğuk
İster sabahın beşi olsun
İster gecenin onu
O yoksa bir eksik hayatım
O yoksa çekiliyor damarımda kanım
Çok fazla bekleyince beni
Tadı kaçıyor
O yüzden bekletmeden koşuyorum ona
Sabah akşam demeden
Gidiyorum yanına

Ekmek ne kadar azizse
Su ne kadar değerliyse
Sen de o kadar değerlisin 
Sensiz bir hayat düşünemediğim doğru
Sensiz olmuyor ey şekersiz çay
Sensiz günü yaşanmamış sayıyorum



SENSİZ ASLA

Atakan Kıvanç Ağca

Seni özlediğim kadar
Özlemiyorum hiçbir şeyi
Sen yokken anlamı yok
Hayatın ve dünyanın
Anlamı yok derslerin
Okula koşmanın

Senden uzak kaldığımda bir süre
Hayat bana zindan oluyor
Dünya bir cehennem
Karışıyor her şey birbirine

Gün biter bitmez
Senin kollarında buluyorum kendimi
Uyku
Ey güzel uyku
Sen ne sihirli bir şeysin

YENİ BİR DOST

Agâh Taha Temizkan

Günlerdir yanımdasın
Yalnız günün belli saatlerinde değil
Gece başucumda 
Sabah yanımda
Okuldayken sıramda

Aslında beklemiyordum senden bu kadar vefa
Kimlerden kimlerden beklemişim boşu boşuna
Ne güceniyorsun bana
Ne kırılıyorsun
Pet şişem, küçük dostum
Sen beni terk etmezsen
Ben seni terk edemem
Nasıl bağlandım sana bilsen 

KAPI

FATMA BEREN KARATEPE
AGAH TAHA TEMİZKAN
AMIRHOSSEIN HAMEDISHAHRAKI
ELVİN RANA PELİT
ATAKAN KIVANÇ AĞCA



Geriye, sandalyeye döndü ve usulca yerine oturdu. Zaten uzun süredir dizleri ağrıyordu. Ayakta fazlaca bekleyemiyordu. Kapı hızlı hızlı vuruldu. Yeniden ayağa kalktı ve duvarlara tutunarak kapıya kadar gitti, kapıyı açtı:
-Çiğköfte galiba sizin. Afiyet olsun. 
Cevap vermesine fırsat bile bırakmadan yemekleri getiren kişi koşar adım merdivenlerden indi. Oysa yemek söylememişti. Çiğköfteyi zaten sevmezdi. Acaba kim söylemişti bu yemeği? Belki de karşı komşusuna gelmişti. Ya da alt kata getireceği yemeği kendisine getirmişti. Bir süre elindeki poşete baktı. Belki karşı kapı açılır, diye bekledi. Kimseden ses seda gelmeyince kapıyı kapadı. Zaten dizleri ağrımaya başlamıştı yine. Mutfağa geçti ve çiğköfteyi masaya bıraktı. Acıkmıştı aslında. Çiğköfteyi de daha önce hiç yememiş fakat görüntüsünden dolayı bir ön yargı oluşmuştu. Sevmiyorum, deyip senelerce yememişti. Eli istemsizce poşete uzandı. Ayran da vardı poşetin içinde. Sadece ayranı içse bile ona yeterdi. Ayrana uzandığı anda yeniden kapı vurulmaya başlandı. Belki de siparişin gerçek sahibiydi gelen. Telaşla poşeti topladı ve eline alarak kapıya doğru usul usul yürüdü. Kapıyı açarken poşeti uzattı fakat kapının önünde duran kişi de ona bir poşet uzatıyordu. Diğer eliyle ikinci poşeti de aldı. Poşeti bırakan kişi hiçbir şey söylemeden merdivenlerden koşarak indi. Şaşkındı. Poşetten güzel bir koku geliyordu. Göz ucuyla baktı. Kebap vardı içinde. Yine bir süre kapının önünde bekledi. Karşı kapıya baktı, aşağı katları dinledi. Mutfağa döndü. 
İki poşeti de masaya bıraktı. Açlık iyice kendini hissettirmeye başlamıştı. Çiğköfteye bakmak içinden bile gelmiyordu. Kebaba baktı. Onun da yanında ayran vardı. Yine ayrana doğru uzanmıştı ki kapının vurulduğunu duydu. Bu kez poşetleri masada bırakarak ve güçlükle kapıya doğru ilerledi. Bir günde üçüncü kez kapısı vuruluyordu ve açmaya gidiyordu. Çok yorucuydu bu iş onun için. Kapıyı açtı ama kimse yoktu ortalıkta. Birileri kendiyle dalga geçiyordu belki de. Kapının önünde bekledi, bekledi. Tam kapatıp içeri girecekti ki eşikteki poşeti gördü. Yine bir yemek firmasına aitti poşet. Artık içinde ne var diye merak etmiyordu. Hatta poşeti orada bırakıp kapıyı kapatmayı bile düşündü. Son anda uzandı ve poşeti yerden aldı. Onu da mutfağa, masanın üzerine bıraktı. 
İştahı kaçmaya başlamıştı ama açtı. Masada üç paket yemek vardı. Birinden başlamalıydı. Gelen son poşete doğru uzandı. Bu poşette ayran yoktu. Gazlı içecek vardı ucundan görebildiği kadarıyla. Aç karnına bunu içmese iyi olurdu. Tam hangi poşetten başlayacağına karar vermek üzereydi ki kapının önünde yine sesler duymaya başladı. Kapının ardından bir ses duydu:
-Murtaza Bey, siparişiniz kapıda. 
Önce canı sıkıldı fakat adının Muhittin olduğunu hatırladı. Murtaza adında kimseyi hatırlamıyordu. 
Artık kapıya bakmamaya karar verdi. Son kez kapıya bakacak ve bir daha hiç bakmayacaktı. Oturup tıka basa karnını doyuracaktı ve ardından uzanacak, eline bir kitap alacak ve okuyacaktı. Şayet çok yorgun olmazsa kahve bile yapabilirdi kendine. 
Bu düşüncelerle kapıyı açtı. Kimseler yoktu. Eşiğe baktı, paket filan yoktu. Üst kata, alt kata uzanarak baktı, kimseler yoktu. Hırsla kapıyı kapattı. Mutfağa girdi. Masaya baktığında şaşırdı. Masa boştu.
Sandalyelerden birini tuttu ve usulca yerine oturdu. Zaten uzun süredir dizleri ağrıyordu. Ayakta fazlaca bekleyemiyordu.