Gamze Sena Kuyucu
Okula başlamadan önce aslında hiç aklımda bu tarz şeyler yoktu. Sıradan bir okul olduğunu düşünüyordum kasabamızdaki okulun. Çocukluğumdan beri bahçesinde oynadığım, etrafında gezindiğim bu okulun içinde bir de Z-Kütüphane vardı. Orasını da çok severdim ve eğlenceli bulurdum.
Nihayet ben de bu okulun öğrencisi olmuştum artık. Üç katlıydı okulumuz ve ben üçüncü kattaki sınıflardan birindeydim. Ayrıca okulumuzun bodrum katı spor ve konferans salonu olarak kullanılıyordu. Bu katın bir kısmı da yemekhaneydi.
Halk oyunlarına çocukluktan beri ilgim vardı ve okulumuzda halk oyunları kursu açılmıştı. Halk oyunları çalışmasını okulumuzun zemin bodrum katında yapıyorduk. Eğlenceli birkaç çalışmadan sonra öğretmenimizin gelmediği bir gün garip şeyler olmaya başladı. Her şey buradan sonra başlıyordu aslında.
Arkadaşlarımızla kendi kendimize çalışırken okulun arka kapısının bulunduğu yerden garip bir ses gelmişti. Önceleri umursamadık fakat sesler git gide sıklaşıyordu ve artıyordu. Bu sesi galiba sadece biz duyuyorduk çünkü başkaları da duysa mutlaka tepki verirdi. Üstelik herkes dersteydi. Bu ses nereden geliyordu, kim çıkarıyordu? Korkulacak bir durum değildi ya da öyle düşünüyorduk. Kocaman, kalabalık bir okuldu burası ve herkes derste, sınıfındaydı.
Halk oyunları çalışmasını bırakarak sesin geldiği yöne doğru gitmeye karar verdik. Burası, öğretmenlerimizin bize yasakladığı alandı. Merakımıza yenilerek o tarafa doğru gitmeye karar verdik. Madem öğrencinin girmesi yasaktı buraya, o halde sesleri kim çıkarıyordu? Sorular, sorular, sorular…
Zemin katın merdivenlerinden bir gölge gibi hızla ilerledik ve kameraların göremediği kör noktadan seslerin geldiği yöne doğru sessizce ilerledik. Kalbimiz ağzımıza gelmiş gibiydi. Yaptığımız belki iyi bir şey değildi fakat bizi kendisine çeken bir şeyler vardı. Her yere baktık fakat ses çıkarabilecek bir şeyler, kimseler yoktu.
Üstelik okulumuzun arkasındaki yıkılmış, terk edilmiş evleri ilk kez bu kadar yakından görüyorduk. Hayalet bir kasaba gibiydi burası. Kimler yaşamıştı, neden terk etmişlerdi, sahipleri acaba neler yaşamıştı? Soruların ardı arkası gelmiyordu. Evler, hep birbirine benziyordu ve sıra halindeydi. Kafamızdaki soruların cevaplarını verebilecek kimse yoktu. Artık derslere, sınıfa dönüş vaktiydi.
Akşam olduğunda yaşadıklarımızı aileme anlatıp anlatmamakta önce endişe duydum fakat anlatmam gerekiyordu. Yemekten sonra anneme konuşmamız gerektiğini söyledim. Annemin rengi değişmişti. Korkmuş görünüyordu ama meseleyi ona anlatınca yüzündeki gerginlik silindi. Tebessüm etmeye başladı ve şöyle dedi:
-Bu yaşadığınız şeyler senelerdir ara sıra anlatılır kasabada ama kimse önemsemez. Evlerin niçin terk edildiğine dair kimsenin bir fikri yok fakat okulun bulunduğu yerin daha önceden mezarlık olduğu söylenir. Bu söylenti de zaman zaman senin anlattığına benzer olayların yaşanmasıyla ilgili olabilir.
Aslında korkunç bir şeydi bu fakat annem öyle doğal ve içten anlatmıştı ki tüm endişelerim silinmişti. Ben de tebessüm etmeye başladım.
Ertesi gün arkadaşlarıma bu konuyu anlatmayı düşünüyordum fakat onlar da ailelerinden aynı hikâyeyi duymuşlardı. Şimdi halk oyunlarına devam etmek vaktiydi.
Halk oyunlarından sonra eve geldim. Düşündüm, acaba öğretmenimize bu yaşadığımız olayı anlatalım mı diye. Ben anlatmak istiyordum. Arkadaşlarımla da konuştum. Okula gidince öğretmene söylemeye karar verdik ama nasıl diyecektik? Olayı en başından itibaren anlattık. Öğretmenimiz anlattıklarımızı duyunca güldü ve:
-Çocuklar, evet orası önceden mezarlıktı. Hatta bazen biz de öyle sesler duyuyor, sizin yaşadığınız olayları yaşıyoruz, dedi.
Hocamızın söylediği bana pek inandırıcı gelmemişti. Arkadaşlarımızla bu olayı unutmaya karar verdik. Seslerin yukardan geldiğine kendimizi ikna etmiştik. Birkaç gün sonra bu sefer yine spor salonunda halk oyunları çalışıyorduk. Başımızda öğretmenimiz yoktu. Bu sefer açıklayamayacağımız bir şey oldu. Kapı kendiliğinden açıldı. Bir şakadır, diye düşündük. Kapının ardına baktık ama kimse yoktu. İçimiz biraz ürperse de çalışmaya devam ettik. Spor salonunun yanındaki odadan sesler gelmeye başladı. O oda kilitliydi ve kimse kullanmıyordu. Okulun bazı eski eşyaları oradaydı. Bu sefer hepimiz çok korktuk. Bu olayları birleştirince burada bir şeylerin olduğu fikrine vardık. Gizemi çözülmesi gereken bir durumdu bu. Cesaretimi toplayıp o odaya gittim. Kapısının önüne geldim. Büyük ihtimalle açılmayacak, diye düşünmüştüm ama açıldı. Arkadaşlarım yanımdaydılar. Hepimiz donup kalmıştık. Kapı, yavaş yavaş açıldı. İçerisi çok tozluydu. Hepimiz biliyorduk, buraya yıllardır girilmiyordu. Peki ama o sesleri çıkaran kimdi? Tam o anda öğretmenimiz geldi.
-Aa! Buranın kapısını açık mı unutmuşum. Hay Allah! Eee… Siz burada ne yapıyorsunuz çocuklar?
Hocamızın sorusuna karşılık ne cevap vereceğimizi bilemedik. Bence bu durumu hocamıza söylememeliydik. Ben hemen hocamıza:
-Hocam, kapı açıktı da… Biz de merak edip baktık, dedim.
-Neyse çocuklar, şuranın kapısını örtelim de çalışmalarımıza devam edelim, dedi hocamız.
İçimiz biraz rahatlamıştı ama o sesin nereden geldiğini bilmiyorduk. Biraz daha halk oyunları çalıştık. Sonra herkes evlere dağıldı. Kafamda bir sürü soru vardı. Acaba o sesler nereden gelmişti? Bu okul yoksa gizemli miydi? Hocamızın dedikleri doğru muydu?.. Hiçbir sorumun cevabı yoktu ama yarın bu gizemi çözmeliydik.
Okula gittiğimde hemen arkadaşlarımı yanıma çağırdım ve onlara:
-Arkadaşlar, bu okulda gizemli şeyler dönüyor. Bizim bu gizemi çözmemiz lazım. Herkes okuldan çıktıktan sonra araştırsın. Buranın geçmişini sorgulayalım belki bir şeyler elde ederiz, dedim.
Arkadaşlarım da benim gibi düşünüyorlardı. Eve geldiğimde bilgisayarımın başına geçtim. Araştırmaya başladım. Çok bir bilgi elde edemedim. Sadece bir kaynakta önemli bir şeye rastladım. Burada kaynakta, okulun arkasındaki eski evlerden bahsediliyordu. Merak ettim ve okumaya devam ettim. Okuduklarıma göre o evlerden birinde önceden bir büyücü yaşıyormuş. Büyücü öldükten sonra o evde kimse yaşamamış. Şimdiki hali de harabe işte. Okuduğum şeylerin gerçek mi yoksa yalan mı olduğunu bilmiyordum.
O yüzden bu haberi arkadaşlarıma söylememeye karar verdim. Okula gittiğimde arkadaşlarım yeni bilgilere ulaşamamışlardı. Ben de onlara yeni bir bilgiye ulaşamadığımı söyledim. O gün kursumuz yoktu. Okulun müdüründen izin alıp spor salonuna indik. Çalışmak için izin almıştık. Okul çıkışında çalışmamıza gerek kalmayacaktı. Arkadaşlarımla aşağıya indik. Bu sefer kimseden ses çıkmıyordu. Hepimiz spor salonunun ortasında birbirimize yakın bir şekilde duruyorduk. O sırada pencereden geçen bir karaltı gördüm. Hemen arkadaşlarıma söyledim. Hepimiz pencereye odaklanmıştık. Bu esnada bir sesle irkildik:
-Çocuklar, burada ne yapıyorsunuz, dedi.
Bağırarak arkamıza döndük. Hepimiz pencereye odaklandığımız için gelen temizlikçiyi görmemiştik. Temizlik görevlisi hepimizi spor salonundan çıkardı. O gün Cuma olduğu için spor salonunu temizlemesi gerekiyormuş. Hepimiz dışarıya çıktık. Acaba geçen gün okuduğum kaynakla alakalı olabilir miydi gördüğüm karaltı, bilmiyordum. Arkadaşlarıma da bahsetmek istemiyordum bundan. Boşuna onların da korkmasını istemiyordum. Aslında okulda bir gece kalabilsek bu sırrı çözebilirdik belki de.
Pazartesi günü arkadaşlarıma bu fikrimi söylemeye karar verdim. Söylediğimde önce karşı geldiler ama sonradan fikirlerini değiştirdiler. Arkadaşlarımla birlikte bir izin kağıdı hazırladık ve çıkardık. İzin kağıdına göre okulda ders çalışma kampımız vardı güya ve ailemizden bu durum için izin alınması gerekiyordu. Ailemiz izin verdiği taktirde bir gece okulda sabaha kadar çalışacaktık. Yani, öyle düzenlemiştik belgeyi. Bu belgeyi anneme götürdüğümde pek inanmadı bana ve:
-Eğer böyle bir şey olsaydı okuldan bir telefon ya da mesaj mutlaka gelirdi, dedi.
Oysa şimdiye kadar ona hiç yalan söylemediğimi biliyordu. Nereden çıkmıştı bu endişe. Ben de:
-Bilmiyorum anne, sen imzaladıktan sonra gelecektir belki de mesaj, bize böyle söylediler, sen izin veriyor musun, vermiyor musun, dedim.
Annem:
-Neyse, sadece bir geceymiş, mesaj da gelirse neden izin vermeyeyim, senin için de iyi olur, dedi.
Mutluluktan havalara uçuyordum.
Salı sabahı birimiz rehberlik öğretmenini oyalama görevini üstlendi. Birimiz de kapının önünde gözcü olacaktı. Ben ve bir arkadaşım odaya girerek sistemden ailelerimize durumu haber veren bir mesaj atacaktık. Bunu çok zorlanmadan gerçekleştirdik. Bu yaptığımız şeyler, güzel hareketler değildi. Bunun vicdani azabını duyuyorduk ama içimizde bitmek bilmeyen bir merak duygusu vardı. Birkaç gün sonra hem öğretmenimizden hem de ailemizden özür dileyerek durumu anlatmaya karar verdik ama önce bu sırrı çözmemiz gerekiyordu. Son aşamada okul dağıldıktan sonra kalabileceğimiz bir yer bulmamız gerekiyordu. Ben, müzik sınıfını önerdim. Sonuçta kimse oraya girmiyordu. Orada olduğumuzu da fark etmezlerdi. Orada eski resim çalışmaları ve projeler vardı sadece. Herkes bizim çıktığımızı zannederken biz orada saklanacaktık.
Arkadaşlarım ve ben yanımıza el feneri ve gerekli malzemeleri almıştık. Dersler bittiğinde planımızı uyguladık ve müzik odasına geçtik. Saat 6 olduğunda okulun kapısı kilitlendi. Okulda sadece biz ve derin bir sessizlik vardı. Havanın kararmasını bekledik. Her şeyi kayıt etmek için yanıma tabletimi de almıştım. Arkadaşlarım ve ben el fenerlerini açtık. İlk olarak üst katlarda dolaştık. Ne aradığımızı bilmiyorduk. Tüm sınıflara girmiş, her kata bakmıştık ama bir şey bulamamıştık. Sadece spor salonunun olduğu kat kalmıştı. Asıl olayların orada döndüğünü hepimiz biliyorduk fakat inmeye de korkuyorduk. İnmek zorundaydık, başka şansımız yoktu. Herkes birbirine yakın yürüyordu. Merdivenlerden yavaş yavaş aşağıya indik. İlk olarak konferans salonunun o taraflara gittik ama bir şey yoktu. Yemekhaneye de girdik, yine bir şey bulamadık. Geriye kalmıştı spor salonu. İlk spor salonuna girecektik ama arkadaşlarımı durdurdum. Spor salonunun yanındaki kullanılmayan odaya bakalım dedim. Birkaç arkadaşım bu odaya girmek istemedi çünkü halk oyunları öğretmenimiz orayı kilitlemişti ama ben kapıyı açtım çünkü kilitlenmemişti. Hepimiz çok korkmuştuk. Bu esnada benim kısmen araladığım kapı kendiliğinden açılmıştı. Bağırarak okulun giriş katına koştuk. Okulu kilitledikleri için dış kapı açılmıyordu. Hepimiz giriş kapısının önündeydik. Hocamızın kapıyı kilitlemesine rağmen kapı kendiliğinden açılmıştı. Spor salonuna bakamadık çok merak etmiştim ne kadar korksam da. Bizim burada olmamızın nedeni zaten spor salonuydu. Korkumu yendikten sonra arkadaşlarıma:
-Arkadaşlar, okulun kapısı kilitli, bizim de buraya gelmemizin nedeni spor salonu zaten. Acaba insek mi, diye sordum.
Arkadaşlarımın bazıları bu fikre karşı çıktılar ama bazıları da desteklediler. Ben de:
-Anca beraber, kanca beraber, biz buraya bunun sırrını öğrenmek için geldik, boş boş oturacak mıyız, dedim.
Zor da olsa hepsini fikrime ikna ettim ve aşağıya indik. Hepimiz spor salonunun kapısının önünde bekliyorduk. Kimse içeriye girmeye cesaret edemiyordu. İlk adımı ben attım. Arkadaşlarım da arkamdan geldiler. İçeriyi aradık, taradık ama hiçbir şey bulamadık. Sabaha kadar spor salonunda kalmaya karar verdik. Hepimiz bir yere oturduğumuzda zil çaldı. Yanlış duymamıştık, okulun zili çalmıştı, hem de bu saatte. Hepimiz korkmuştuk ve kaçmaya başladık. Yine okulun üst katlarına çıktık. İşin garip tarafı sadece spor salonundaki hoparlörden gelmişti zil sesi. Üst katlara çıkarken karşımızda aniden güvenlik görevlisi belirdi. O da bizim kadar korkmuştu fakat kendini toparladı ve:
-Çocuklar, burada ne yapıyorsunuz, yarın Müdür Bey’le konuşup yaptıklarınızın hepsini anlatacağım, dedi.
Planımız suya düşmüştü. Hepimizi birer birer evimize kadar bıraktı görevli. Saat daha gece yarısı bile olmamıştı. Şimdi, durumu ailelerimize nasıl anlatacaktık? Eve gelip kapıyı tıklattım. Annem yarı uykulu bir şekilde kapıyı açtı ve:
-Kızım, bu saatte sizi niye bıraktılar sizi, diye sordu. Artık yorulmuştum. Yalan söylemekten ve bu sırrı içimde taşımaktan bitkindim. Zaten planımız da yolunda gitmemişti. Her şeyi en baştan anneme anlatmaya karar verdim. İçeriye geçtikten sonra durumu ona özetledim ve çok pişman olduğumu da ekledim. En sonunda:
-Özür dilerim anneciğim. Böyle olsun istemezdim ama okulda garip şeyler var, biz de merak ettik ve okulda kalarak bunu çözmek istedik. Bir daha böyle şeyler yapmayacağız, söz, dedim.
Annem önce çok kızdı fakat bir süre sustuktan sonra:
-Haydi yatağa. Bunu yarın müdürünle konuşacağım, dedi.
Disiplin cezası gelebilirdi. Düşündüm, düşündüm. Disiplin cezasını değil, bu gece yaşadıklarımızı. Düşüncelerle uyuyakalmışım. Uyandığımda hemen hazırlanıp okula gittim. Annem de yanımdaydı. İçimi korku ve telaş kaplamıştı. Acaba annem ne diyecekti Müdür’e? Bu gün neler yaşayacaktım, hiçbir fikrim yoktu. Benim gibi diğer arkadaşlarımın da velisi gelmişti. Hepsinin velisi müdürle konuşmuş ve bizi suçlu bulmuş, bazıları ise yaşadıklarımızı anlatıp daha çocuk olduğumuzu, hata yaptığımızı söylemişti. Müdür, yaşadıklarımızı duyunca şaşırmış, bize tutanak tutmaya karar vermiş ve velilerimize:
-Eğer böyle şöyle devam ederse ben konuyla alakadar olurum. Bir daha böyle şeyler olmasın, çocuklar da halk oyunlarını spor salonunda değil müzik sınıfında çalışacaklar. Ben bu konuyu ilgili öğretmenimize iletirim, demiş.
Bu konuşmaları duyunca biraz rahatlamıştım ama tutanak da basit bir şey değildi mutlaka. Bundan sonra en küçük bir hatada disiplin cezası alabilirdim. Müdür bizleri okul çıkışı odasına çağırdı ve biraz kızdı. Sonra da bu konu kapandı.
Halk oyunları çalışmalarının spor salonunda yapılmayacağını Müdür de söylemişti ama ben bu işten vaz geçmek istemiyordum. Bir şey vardı bulmam, çözmem gereken. Arkadaşlarıma halen bu merakımın devam ettiğini söyleyince:
-Farkında mısın bilmiyoruz ama yaşadıklarımızın tek sorumlusu sensin, dediler. Etrafımdaki arkadaş sayısı iyice azalmıştı. Geriye sadece dört kişi kalmıştık bu işi çözmek isteyen. Jennifer, Lily, Diana ve ben Rose.
Bu üç kişi benim en sevdiğim arkadaşımdı. Kararlaştırdık, artık okul çıkışları ailemizden izin alıp okula yeniden gelecektik. Kalan dört kişi ile birlikte bu işi çözmeye karar vermiştik. Ne olursa olsun. Ben de arkadaşlarıma geçen gün okuduğum haberi söyledim. Bu haberin gerçek olduğunu bilmiyorum ama hani araştırmıştık ya okulun geçmişini, az kişi kaldık. Bu haberi size söylemek istiyorum. Hani okulun arka tarafında harabeler var ya, onların birinde önceden bir büyücü yaşıyormuş. Büyücü öldükten sonra kimse o eve girmemiş ya da girememişler. Ne diyorsunuz, sizce gidip o eve bakalım mı? Diana biraz ürktü ve :
-Rose, bu bence çok iyi bir fikir değil, dedi. Ama ben ısrarcıydım ve:
-Başka çözümü yok Diana, emin ol hiçbirimize bir şey olmayacak, dedim. Biraz ikna olmuş gibiydi. Eve gidip elbisemizi değiştirip saat üç buçukta okulun bahçesinde olacaktık. Annem izin verdi çünkü artık burasının güvenli olduğuna inanıyordu üstelik gündüz vaktiydi. Çocuklar, kasabamızda genelde akşama kadar okul bahçesinde oynardı. Elbiselerimi değiştirip gittiğimde diğer arkadaşlarımın benden önce oraya geldiğini gördüm.
-Haydi gidelim, dedi Jennifer. Tüm evleri birer birer gezdik. Harabeydi hepsi de ve çoğunun duvarları yıkılmıştı. Dış duvarlarda yaramaz çocukların yazdığı yazılar ve çizdiği garip şekiller vardı. Başka hiçbir şey yoktu burada. Büyücünün evi olduğu rivayet edilen eve gelmişti sıra. Hepimiz aynı anda içeri girdik. İçerde gariplikler vardı. Diğer evlere benzemiyordu burası. Her yerde kurumuş kan lekesine benzeyen izler vardı. Hatta duvarın birinde kanlı bir el izi ve “yardım et” yazısı vardı. Bunun ne anlama geldiğini hepimiz biliyorduk. Ürkmüştük bu yazıyı gördükten sonra. Zaten içerisi çok kasvetliydi ve kötü kokular vardı. Diana sessizliği bozdu:
-Gidelim buradan, ben size gelmeyelim, demiştim. Burada gariplikler var, dedi.
Lily:
-Diana haklı ama ya bu işi kökünden çözeceğiz ya da bizden öncekiler gibi bize bir anı olarak kalacak yaşadıklarımız, dedi.
-Ben, kökünden çözmeyi tercih ediyorum, dedi Jennifer.
Ben de Jennifer’a katıldığımı söyledim çünkü mantıklı olan buydu. Üçe bir kalmıştı Diana. Bu yüzden evin içini gezmeye devam ettik. Odalardan birinde sandalye vardı ve salınır vaziyetteydi. Harabe olduğu için dikkatimizi çekmedi. Mutlaka adımlarımızdan sallanıyordur diye içimizden geçmişti belki de. Biz sandalyede olağanüstü bir şey olmadığına kendimizi ikna etmişken bir çığlık sesi yükseldi ve odanın kapısı hızlıca kapandı. Hepimiz kapanan kapıyı açarak dışarıya çıktık. Aslında çok da anormal şeyler değildi yaşadıklarımız çünkü hava biraz rüzgârlıydı ve kapı bu yüzden kapanmış olabilirdi. Arkadaşlarım böyle düşünmüyordu. Koşarak okulumuzun yanına geldik. Jennifer:
-Tüm taşlar yerine oturdu şimdi, dedi. Okulun altında mezarlık vardı. Spor salonu da mezar yerine kazınarak yapılmıştı. Arkasında ise garip bir harabe… Bu yaşadıklarımız mutlaka bu olaylarla ilgili, dedi.
Ben onun gibi düşünmüyordum. Bir açıklama yaptım:
-Ya bence bir efsaneye inanmamalıyız yaşadıklarımız gayet normal şeyler. Etrafta bir sürü insan yaşıyor farkında mısınız? Lily:
- Eee, şimdi ne yapacağız?
-Bence ailelerimize haber edelim. Bu işe devam ettiğimizi bilsinler, dedim. Jennifer:
-Ailelerimiz bizi ciddiye almayacaklar ve bizi önemsemeyecekler. Hatta bu işi bırakmamızı isteyecekler. Lily:
-Jennifer haklı. Bu işi sadece dördümüz çözeceğiz. Diana:
-Ya başımıza bir olay gelirse, ailelerimiz bizi merak ederler. Şu anda bizi okulun bahçesinde oynuyoruz sanıyorlar. Ben annemgile haber vermeden bir şey yapamam, dedi.
-Sana katılıyorum Diana. Zaten şimdiye kadar ailemize bu eve geldiğimizi söylememiz gerekirdi. Jennifer:
-O zaman bir büyüğe danışalım. Hem bu olaylara merak saran. Başımıza bir olay gelirse onun haberi olur, dedi. Aslında mantıklıydı. Ben düşüncemi söyledim:
-Mantıklı ama ben o eve tekrar girmek istiyorum. Etrafı tam inceleyemedik. Anında çıktık. Diana:
-Saçmalama, o eve bir daha girmem ben, dedi.
-Tamam siz gelmeyin ben giderim, dedim. Lily:
-Seni tek bırakamayız bari birimiz gelsin seninle, dedi. Jennifer:
-Ben gelirim, diye öne atıldı. İkimiz içeri girdik. Gene o yazıyı ve sandalyeyi gördük. Şuanlık bizi ürperten bir şey olmadı. Farklı bir odaya girdik. Duvarda kitaplık vardı. Kitaplığa dokunduğum an etraftan garip sesler gelmeye başladı. Umursamadım ve incelemeye devam ettim. Sesler gittikçe yükseliyordu. Jennifer:
-Hadi Rose gitmemiz lazım, dedi. Harabeden çıktık. O kitaplık neden oradaydı? Etrafı incelediğimizde sandalye dışında başka eşya yoktu. Lily ile Diana ‘ nın yanına gittik. Olanları anlattık. Gayet normal karşıladılar. Ama benim aklıma kitaplık takılmıştı. Neden oradaydı? Kitaplığa dokunduğumda neden sesler gelmeye başladı? İçimde o kitaplık hakkında bir şüphe vardı. Bunu şimdilik arkadaşlarıma söylemedim. Yarın okul çıkışı tekrar buluşmaya karar verdik. Neyse ki kursum yoktu. Eve geldiğimde yorgundum. Yatağa uzandım. Düşünmeye başladım. Belki de o kitaplık gizli bir bölmeye açılıyordu? Yok ya öyle bir şeyin ihtimali bile yok. Harabeyi kim ne yapsın? Peki haber edeceğimiz kişi kimdi? Bu düşünceler içerisinde uyuyakalmışım. Uyandığımda yemeğimi yedim. Annem bende bir tuhaflıklar olduğunu sezmişti. Ama sesini çıkarmıyordu.
-Yorgun görünüyorsun, bir sıkıntın mı var tatlım, dedi. Bende:
-Yok anneciğim ne sıkıntısı? Sadece çok koşmalı oyunlar oynuyoruz o yüzden, dedim. Çok üstüme gelmedi. Bende odama çıktım.
Ertesi gün okul çıkışı buluştuk. Söze başladım:
-Birini buldunuz mu? Jennifer:
-Benim aklıma sadece erkek kardeşim geliyor. O da olmaz zaten. Böyle olaylara meraklıdır ama annemgile anlatsa inanmazlar, hem bizden büyük değil, dedi. Diana:
-Benim aklıma kimse gelmiyor, dedi. Lily:
-Aslında okuldan birisi olabilir. Hem bu konuda onlarında yaşadığı bir olay vardır. Ne diyorsunuz? Dedi.
-Mantıklı. Ama kim işte? Dedim. Jennifer:
-Okuldaki herkese soralım. Onları tanımaya çalışalım. Hem bu süreç içerisinde biraz da olsa dinlenmiş oluruz, dedi. Hepimiz Jennifer‘in dediğini kabul ettik.
Okuldaki herkesi tanımaya çalışıyorduk. Gerekli olanları not alıyorduk. Hatta öğretmenlerin bile özelliklerini not aldık. Bu süreç bir hafta sürdü. Özellikleri uymayanları sırayla eledik. Geriye dört kişi kalmıştı. Okulumuzun biyoloji hocası Steven, bizden iki yaş büyük öğrenci Tom, bizden bir yaş büyük öğrenci Sophia ve okulun temizlik görevlisi Max.
Biyoloji hocamız gizemli biriydi. Ders dışında konuşmazdı. Konuşursa da böyle gizemli şeyler için konuşurdu.
Tom okulun popüler çocuğuydu. Oda zamanında bu konularla uğraşmış ama tek olunca vazgeçmiş. Biraz havalı ve zararsız biridir. Okulda genellikle iki arkadaşıyla dolaşır.
Sophia sessiz bir kızdı. Dersleri ortaydı. Böyle olaylara çok ilgili. Hatta kendi yazdığı korku hikayesi bile var. Yaşına göre minyon tipli biri.
Temizlik görevlisi Max ise çok eğlenceli biri. Bize şakalar ve espiriler yapar. Bazılarının söylediğine göre okulda neler olmuş en ince ayrıntısına kadar biliyor.
Hangisine danışacağımız konusunda kararsızdık. Birkaç gün boyunca da bu dört kişiyi gözlemledik. Onlara sorular sorduk. Son olarak kime danışacağımızı kararlaştırdık. Biyoloji hocamız bu konuya uzak durmuştu. Zaten onun hakkında çok bilgi bile bilmiyorduk. Belkide bizi ailelerimize söyleyebilirdi. O yüzden ona danışmaktan vazgeçtik. Tom bu konuda meraklıydı. Ama ailesi ona yasak koymuştu. Yaşadığı şeyler biraz psikolojisini bozmuş olmalı. Ona danışmak pek iyi bir fikir değil. Sophia bu olaylarla ilgili ama çok ürkek biri. Sadece hikaye yazmakta iyi. Hem bizden sadece bir yaş büyük. Bize pek danışmanlık yapacağını sanmıyorum. Son olarak okulumuzun temizlik görevlisi Max kaldı. Max tam aradığımız kişiydi. Bu konulara çok ilgisi olduğu söylenemez ama güvenilir. Hepimizin ailesini tanıyor. Hem akıllıca kararlar alacağına eminim.
Danışacağımız kişi belliydi. Ama kabul edecek miydi? Onu bilmiyoruz. Öğle arası onunla konuştuk. Bize biraz nasihat verdi ve tehlikeli bir işin içinde olduğumuzu söyledi. Ben dayanamadım ve:
-Belki de bizim gibi birkaç kişinin de başını belaya sokacak. Hadi Max ne kadar zor olabilir ki? Dedim. Max kendinden emin bir şekilde:
-Çocuklar siz bu işin ne kadar tehlikeli olduğunu bilmiyorsunuz. Sizin gibi bir sürü kişi buranın gizemini çözmeye çalıştı ama hepsinin sonu belli. Jennifer:
-Ama bizim sonumuz onlardan farklı olacak. Tabi sen eğer bize danışmanlık edersen, dedi. Diana:
-Yoksa bizi yalnız mı bırakacaksın. O zaman biz de tek başımıza bu işi çözeriz, dedi. Lily ise:
-Anlıyorum Max , bizim için endişeleniyorsun. Ama biz zaten bu işin içindeyiz, belaya bulaştık bile. Hadi lütfen bizi kırma, dedi. Zor da olsa Max‘ ı ikna etmiştik. Max ‘ e bu okulda yaşanan her şeyi anlatmasını istedik. Max :
-Ben buraya ilk geldiğimde okuldaki çoğu hoca yeniydi. Sadece müdür ve iki hoca bu okulun geçmişini biliyordu. Çocuklar varken okulu temizlemek zor olduğu için okul bitince temizliyordum. Sınıfları her gün, spor salonunu cuma günü, yemekhaneyi ve konferans salonunu da kullanıldığı zaman temizliyordum. O zaman tek ben yoktum. İki görevli daha vardı. Anlaşarak temizliyorduk. O hafta spor salonunun temizliği bana kalmıştı. ilk defa tek başıma temizleyecektim. En fazla ne olabilirdi ki? Temizlemeye başladım. Sonra okulun arka kapısından sesler geldi. İlk başta aldırış etmedim. Ama ses giderek artınca baktım ve okulun arkasındaki harabe evleri gördüm. O evler benim çocukluğumda anlatılan efsanevi büyücünün evine çok benziyordu. Tekrardan içeri girdim ve devam ettim. İşimi bitirmeye yaklaşmıştım ki spor salonunun yanındaki eski depodan sesler geldi. Ama müdür bize, oranın kullanılmadığını, anahtarının da sadece beden eğitimi hocalarında olduğunu söylemişti. Okulda çalışanlar ve müdür dışında kimse kalmamıştı. Merakıma yenildim ve oraya gittim. Kapıyı açmaya çalıştığımda aniden açılmıştı. Donup kalmıştım. Sonra kapıyı örttüm, işimi bitirdim ve spor salonunu terk ettim. Bu olayı öbür çalışanlara anlattığımda onlar da böyle şeyler yaşadıklarını, sebebini ise hiç kimsenin bilmediğini söylediler. Pek ikna olmamıştım. Ama aklıma gördüğüm büyücünün evine benzeyen harabeler geliyordu. Merakıma yenik düştüm ve kasabalılara sormaya başladım. Diana sözünü kesti:
-İyide internet yok muydu? Neden kasabalılara sordun ki? Dedi. Max :
-O zamanlarda internet ne arasın? Yoktu elbette. Neyse ben devam edeyim. İşte yaşlılara sordum. Çoğu bu konu hakkında bir olay bilmediklerini söyledi. Ama yüzlerinde korku ifadesi belirdi. Sadece biri gerçeği söyledi. O evlerden birisi büyücünün eviydi. Terkedildikten sonra dört tane arkadaş o eve bakmaya girmişler ve yok olmuşlar. Aileleri haftalarca aramış. Haber alınamayınca umudu kesmişler. Jennifer:
-İyi de bizde o eve girdik ve yok olmadık. Çok saçma, dedi. Max devam etti:
-Hikâyeyi duyduğum an tanımıştım. Bu çocukluğumda anlatılan efsanevi büyücünün hikayesiydi. Belli etmesem de korkmuştum ve bir daha bu konu hakkında konuşmadım. Taa ki sizinle konuşana kadar, sözü bitmişti. Aslında korkmuştum ama belli etmemeye çalıştım. Lily:
-Benim anlamadığım bir kısım var. Jennifer‘in da dediği gibi , neden biz yok olmadık? Dedi. Max:
-Adı üstünde çocuklar efsane gerçek mi yoksa yalan mı bilmiyorum, dedi.
-Bu bana hiç inandırıcı gelmedi, dedim. Diana:
-Neyse ki biz yok olmadık. Özellikle de Rose ve Jennifer. Siz iki kere girdiniz, dedi. Lily:
-Benim aklıma takılan bir kısım var. Max sen eski deponun kapısını o günden sonra açmaya çalıştın mı? Max :
-Hayır, hiç açmaya uğraşmadım. Neden sordun ki? Dedi. Ben araya girdim:
-Çünkü bizde oradan sesler duyduk. Aynı senin yaşadığını yaşadık, dedim. Diana:
-Yani o eski depoda bu olayın içinde, dedi. Jennifer:
-Demek oluyor ki ilk işimiz o eski, depoya gitmek, dedi. Okul çıkışında hepimiz o depoya gittik. İçeri ilk gün ki gördüğümüz gibi tozdu. Etrafta gariplik yoktu. Normal depoydu. İçeri girip aramaya başladık. Ne aradığımızı bilmiyorum. Ama küçücük bir ipucu bile bizi bu gizeme götürebilirdi. Aklıma kitaplık geldi. Odayı ararken anlatmaya başladım:
-Max biz o büyücünün evinde kitaplık gördük. Kitaplığa dokunduğum an garip sesler çıktı. Sence bir geçidin kapağı olabilir mi? Max:
-Bilemiyorum. Belki de bir geçitin kapağıdır. Neden olmasın? Dedi. Lily:
-Şimdi biz geçit kapağımı arayacağız? Jennifer:
-Bura kilitli olmasına rağmen sesler geliyor, aynı zamanda harabe evde garip bir kitaplık var. Düşünürsek kulağa mantıklı geliyor. Burada bir yerlerde geçit olmalı, dedi. Bence de mantıklıydı. Artık ne aradığımızı biliyorduk: Geçit. Ben duvarları sırayla tıklatmaya başladım. Bir kısma geldiğimde ses farklı çıktı. Evet burada geçit olmalıydı. Hemen öbürlerine seslendim:
-Bakın ses buradan garip geliyor. Geçit burada. Ama nasıl açılacak? Max geldi ve elini duvara sürtmeye başladı. Geçit nasıl açılıyor onu bulmaya çalışıyordu. Duvarda bir çıkıntı vardı. O çıkıntıya bastığı an kapı büyük bir gürültüyle açıldı. Bu kesinlikle insan elinden olan bir şeydi. Biz geçidi ararken saat epey ilerlemişti. O yüzden geçidin olduğu yere işaret koyduk ve depodan çıktık. Eve geldiğimde mutluydum. Çünkü artık gizem çözülüyordu. Peki o geçitler ne işe yarıyordu? Belki de büyücü hala yaşıyor? Sorular hiç bitmiyordu. Ertesi gün okula gittim. Max aceleyle yanıma geldi ve:
-Rose dün siz gidince ben okulun kameralarına baktım. Depoda kamera yoktu. Ama deponun olduğu koridorda kamera var. İnceledim. Göze çarpan bir şey yoktu. Temizlikçiler girip çıkıyordu. Sonra ise aklıma arka bahçeye bakan kamera geldi. Okulun kullanılmayan arka kapısından biri girip çıkıyordu. Dikkatli incelediğimde bu kişinin okulumuzun temizlikçilerinden biri olduğunu öğrendim, dedi.
Demek gelen sesler bunlardı. Eski oldukları için o kadar sesler çıkıyordu. Okul tadilat yapılmıştı. Sadece arka kapı ve depoya dokunulmamıştı. Bunu arkadaşlarıma anlattığımda şaşırdılar. Lily:
-İyi de neden harabeden çıkmak yerine okulu tercih ediyor? İşte bu soru hepimizin kafasını karıştıran soruydu.
Geçidin önündeydik elimizde kayıt için tabletim ve el fenerleri vardı. Geçitten ilerlemeye başladık. İlerledikçe geçit daralmaya başlıyordu. Sanki geçidin hiç sonu yokmuş gibi görünüyordu. Uzun bir süre yürüdükten sonra karşımıza aydınlık bir yer çıktı. Birsürü tane insan vardı. Hepsi de şaşırmış bir şekilde bize bakıyordu. Biz ise onlara…
Artık her şey çözüme kavuşmuştu. Oradaki insanlar kendilerine bir laboratuvar oluşturmuşlardı. Tahmin edilmez diye burayı seçmişler. Etrafta bir sürü bilimle alakalı malzemeler vardı. Yıllar önce kaybolan dört kişi buradaydı. Onlarla konuştuk. Aslında onlar kaybolmamışlar. Bilim için kendilerine yeni yerler arıyorlarmış. Burayı bulmuşlar ve çok beğenmişler. Dikkat çekmesin diye de aralarından biri okula temizlikçi olarak girmiş.
Artık bizde ara sıra buraya geliyor, burada deneyler yapıyorduk. Onlara bir sürü lezzetli yemek getiriyorduk. Tabi ailemize her şeyi anlatmıştık. Biraz kızsalar da sonra sevindiler. Laboratuvardaki insanların isteği ile bu yeri yaymadık. Bura hala gizemini sürdürüyordu. Sadece biz de bu gizemin içindeydik. Jennifer:
-Ya, ben olmasam hiçbir şey açıklığa kavuşamayacaktı. Hepinizi ben ikna ettim. İşte Jennifer farkı. Hepimiz kahkahalarla güldük.