Yasin Kesürük
Okul tüm sıkıcılığıyla devam ediyordu. Hayatında yeni hiçbir şey yoktu. Ezberden yaşıyordu sanki günleri. Oysa ona lise öğrenciliğinin çok zevkli olacağını söylemişlerdi. Üstelik iyi bir lise kazanmıştı ama bu kadar tekdüze bir hayat beklemiyordu. Son zamanlarda erkenden uyuyup geç uyanma gibi bir alışkanlığa da kapılmıştı. Akşam yemeğinden bir süre sonra uyuyordu. Taş gibi uyuyordu. Rüya görmüyordu. Ertesi sabah uyandığında yine aynı hayatı yaşayacak olmak, zihnini yoruyordu. Düşünmek istemiyordu hiçbir şeyi fakat düşünmekten yoruluyordu zihni.
O akşam yine erkenden uykuya dalmıştı. Gece saat tam on iki olduğunda birdenbire uyandı. Sanki onu birileri çağırmış, uykudan uyandırmıştı. Saatine baktı tam on ikiydi saat. Bir süre alacakaranlıkta tavana, perdelere baktı. Neden uyandığını anlamaya çalıştı. Deprem mi oldu yoksa diye endişe etti fakat hiçbir şey anormal değildi. Yeniden uykuya daldı. Nasıl olsa ertesi sabah yine sıradan bir güne başlayacaktı.
Sabah uyandığında aklında halen gece yarısı neden uyandığının sorusu vardı. Bir süre zihninde bu soru dolaştı fakat günün sıradanlığı arasında unutmuştu yaşadıklarını. Okula gitti, derslerine girdi. Konular işlendi. Teneffüslere çıkıldı ve nihayet akşam eve döndü. Artık önceki gece yaşadığını unutmuştu bile ta ki yatağa girinceye kadar.
Yine erkenden uyudu. Rüya görmedi. Zihninde hiçbir şey yoktu. Bir süre uyuduktan sonra yine sanki biri çağırıyormuşçasına uykusundan uyandı. Bu kez kendini yatağının içinde oturuyor vaziyette buldu. Saatine baktı, yine tam on ikiydi. Belki de fazla uyuyorum, diye aklından geçecekti ki bir fısıltı duydu:
-Bir dilek tut.
Ellerini yüzüne götürdü, gözlerini ovuşturdu, saatine tekrar baktı. Artık daha az uyumalıyım, diye içinden geçirdi ve yeniden uykuya daldı.
Sabah uyandığında fısıltı kulağında gibiydi:
-Bir dilek tut.
Bunu arkadaşlarına anlatsa kesinlikle alay konusu olurdu. Ailesine anlatsa alacağı cevabı biliyordu:
-Ayetelkürsü okumadan yatma.
Oysa okumadan yatmazdı.
Okulda yine aynı şeyler yaşandı. Sadece dersler farklıydı. Bir ara beden eğitimi dersinde okul bahçesi dışından kendilerini izleyen bir yaşlı adamı gördü. Adamın yüzünü seçemiyordu ama hiç buralı birine benzemiyordu. Bir bahane ile o tarafa doğru yürüdüğünde kimsenin olmadığını fark etti. Durup dururken neden böyle şeyler yaşamaya başladım, diye hayıflandı fakat çabucak unuttu yaşadıklarını.
3. Gece
Normalde bir süre oyalanıp biraz geç yatmayı düşünmüştü. Hatta gece on iki gibi yatarsam bu tür şeyler yaşamam, diye de aklından geçmişti fakat her günkünden daha da erken uyumuştu o akşam. Gece yarısı yine aniden uyandı. Tekrar uyumayı düşünüyordu ki fısıltı biraz daha belirgin bir şekilde odasında duyulmaya başlandı:
-Bir dilek tut.
Kaybedeceğim ne var ki diye düşündü. Tutayım bir dilek. Aklına ertesi günkü matematik sınavı geldi. Kendine çeki düzen verdi ve boş odaya şöyle konuştu:
-Yarınki matematik sınavının kolay geçmesini diliyorum.
Bunu yaptığına inanamıyordu. Zaten fazla da çalışmamıştı. Eğer dileği gerçekleşirse bu bir mucize olacaktı.
Her günden farklı olarak bu kez artık bir dileğin test edilme günüydü onun için. Okula gittiğinde yalnızca matematik sınavını bekliyordu. Sınav saati geldiğinde biraz heyecan vardı aslında ama bir yandan da kendine kızıyordu. Bu yaşadıklarını birilerine söylese kesinlikle ruh doktoruna görünmesi gerektiğini söylerdi.
Gerçekten de matematik sınavı çok iyi geçmişti. Bunun gece tuttuğu dilekle alakası var mıydı, bilmiyordu lakin bu sınavın bu kadar kolay geçmesi sıradan bir olay değildi. Matematiği çok iyi olan arkadaşlarının bile sınavı kötü geçmişti. Belki de abartmamak lazımdı. Psikolojik bir iyi olma haliydi bu. Aslında matematik de çok zor bir şey değildi.
Farklı ve güzel bir gün geçirmiş olmanın mutluluğuyla evine döndü. Ailesi, yüzündeki mutluluğu sezmişti. Bu akşam erkenden uyumak istemediğini söyledi ailesine. Uyumamak için belki ışığı açık bırakacağını, endişe etmemelerini de haber verdi. Tam odasına doğru gidiyordu ki birdenbire elektrikler kesilmişti. Bu durumdan bir çıkarım yapması gerekmiyordu. Zaten sık sık elektrikler kesiliyordu. Odasına götürdüğü mum ile bir süre düşüncelere daldı. Artık düşünmek onu yormuyordu. Mum bittiğinde çoktan uykuya dalmıştı.
4. Gece
Kaç saat uyuduğunu kestiremiyordu bu kez fakat uyandığında odasının ışığı yanıyordu ve duvardaki saat yine tam on ikiyi gösteriyordu. Lambayı kapatmak için yerinden kalktığında yine aynı sesi duydu:
-Bir dilek tut.
Matematik sınavı iyi geçmişti. Hayatındaki zorlukları düşündü. Neyi kolaylaştırabilirdi, neyi dileyebilirdi? Çok da şikâyet edilecek bir hayat yaşamadığını fark etti. Yine de teklif güzeldi, bir dilek tutması gerekiyordu. Kendini toparladı ve şöyle dedi:
-Tuttuğum takımın yarın akşamki maçı büyük bir farkla kazanmasını diliyorum.
Bu dileği aslında olmayacak bir şeydi çünkü tuttuğu takımın bu seneki gidişatı hiç iyi değildi. Eğer bu dileği de yerine gelirse gerçekten inanmaya başlayacaktı dilek tutma işine. Şimdi sadece yarın akşamı beklemek gerekiyordu.
Gün boyu akşamki maçı bekledi. Dün gece yaşadıkları olmasa maçı izlemeyecekti bile çünkü kaybetmeye alışmıştı ve maçların tadı yoktu. Nasıl olsa yenileceğiz, diyordu her maçtan önce ve bu akşam oynanacak maçtaki rakip de hayli güçlüydü. Aslında dileğinin tutup tutmaması ile ilgili meraktı ona maçı bekleten. Akşam olduğunda televizyon karşısına geçerek maçı izlemeye başladı. Değişen hiçbir şey yoktu. Henüz maçın ilk dakikalarında tuttuğu takım bir gol bile yemişti. Yine de iyimserdi çünkü matematik sınavıyla ilgili dileği tutmuştu. Maçın ilk yarısı bittiğinde tuttuğu takım ikinci golü de yemişti. Daha fazla bu maçı izlemenin anlamı yoktu. Gördüğü rüyaları ciddiye almaması gerektiğine kendini inandırmaya başladı. Artık dilek filan tutmanın anlamı yoktu. Yine benzer rüyalar görürse dalga geçecekti ve futbol takımının nasıl yenildiğini soracaktı. İlk yarısı 2-0 biten maçın ikinci yarısında en az iki gol daha görünüyordu çünkü çok berbat oynuyordu tuttuğu takım.
Zaman zaman kendine kızarak ve kendiyle konuşarak bir saati geride bırakmıştı ve maçın kalanını izlememişti. En azından benim kepaze takım kaç gol daha yemiş düşüncesiyle yeniden televizyonu açtığında gördüklerine inanamadı. İkinci yarıda tuttuğu takım tam beş gol atarak maçı kazanmıştı. İnanmak istemedi, farklı spor kanallarına baktı. Tuttuğu takımın attığı goller tekrar tekrar yayımlanıyordu ekranlarda. Futbol tarihinde eşine az rastlanır bir galibiyetti bu. İkinci dileği de yerine gelmişti ve bu durum onu mutlu etmek yerine endişeye sevk etmişti. Dilediği her şeyin gerçek olması iyi bir şey miydi acaba? Kaç dileği olduğunu merak ediyordu bir yandan. Hem korkuyor hem de bu işin nereye gideceği endişesini yaşıyordu. Bu dileklerin gerçekleşmesinin karşılığında o sesin sahibi kendisinden ne isteyecekti acaba? Boşu boşuna gerçekleşmiyordu bu dilekler. Artık sadece zihninde bu mesele vardı ve geceyi beklemeye başlamıştı. Uyumadan beklemeye karar verdi hatta uyumamak için birkaç fincan kahve de içmeyi ihmal etmedi.
5. Gece
Zaman geçmek bilmiyordu. Saat sanki 11’e takılı kalmış gibiydi. O kadar kahveye rağmen yine de uykusu gelmeye başlamıştı ancak direniyordu. Uyumamalı ve sesin kaynağını bulmalı, ona sorular sormalıydı. Birkaç kez yüzünü yıkadı ve uykusunu dağıtmaya çalıştı fakat nafile. Göz ucuyla duvardaki saate yeniden baktı, yeniden baktı… Saniyenin ilerlediğini görüyor fakat dakikalar ilerlemiyor gibiydi. Tam göz kapakları saate takılmış vaziyette kapanmak üzere iken bir fısıltı ile irkildi. Gözlerini açtığında saat yine on ikiydi. Fısıltının ne söylediğini anlamamış gibiydi ve ses yeniden gelmeye başladı:
-Bir dilek tut.
Üç gündür dilek tutuyordu ve masallarda genellikle dilek hakkı üç tane olurdu. Tutacağı dileği düşünürken fısıltı devam etti:
-Evet, doğru düşünüyorsun. Bir dilek tut. Bu senin son dileğin olacak.
Dilek mi tutmalıyım yoksa sohbet mi etmeliyim düşüncesi zihninden çıkmıyordu. Fısıltı devam etti:
-Endişelerinde haklısın. Tuttuğun ve gerçekleşen her dileğin bir karşılığı var. Ödemen gereken bir bedeli var. Bu bedeli ben sana söylemeyeceğim ama yaşarken göreceksin, hissedeceksin ve nihayetinde bedelini ödedim, diyebileceksin.
Bu cümleler içini karartmaya yetmişti. Bedel ha, dedi. Karşılıksız olmayacağını biliyordum bunların fakat onlarca ders içinde matematikten iyi bir sınavı geride bırakmanın nasıl bir bedeli olabilirdi ki? Ya da yüz binlerce takipçisi olan bir futbol takımının zaferinin bedelini kendisi niçin ödeyecekti. Belki de ilk iki dilek hakkını boşuna harcamıştı. Son dileğini kendisi için dilemeliydi. Kalıcı bir dilek olmalıydı. Madem bedeli olacaktı bu bedele değmeliydi. Saat halen on ikiyi gösteriyordu. Saniye durmadan dönüyordu fakat saat on ikiydi. Başını ellerinin arasına aldı:
-Sonsuz huzur diliyorum kendime, dedi. Bedeli ne ise artık ödemeye de hazırım. Huzurum olsun, hiçbir şeyim olmasa da olur.
-Artık üçüncü dileğini de diledin. Huzurun olacak ve hiçbir şeyin olmayacak. Yaşarken ödeyeceksin bu dileklerin bedelini, dedi fısıltı.
Derin bir uykuya daldı. Öyle huzurlu bir uykuydu ki bu ancak bebekler böyle uyuyabilirdi. Ertesi sabah uyandığında içinde bir bahar havası vardı sanki. Hiçbir şeyi umursamıyordu, herkese tebessümler dağıtıyordu.
Sınavlara girdi çıktı kalan günlerde. Hiçbir sınavı iyi geçmedi fakat bundan rahatsızlık duymuyordu bile. Eğitim hayatının sona erecek olması umurunda değildi. Arkadaşları ve ailesi onun bu umarsız haline anlam veremiyordu. Ne yaşarsa yaşasın tebessüm ediyordu. Önce arkadaşları uzaklaştı birer birer etrafından, sonra ailesi ile sorunlar yaşamaya başladı fakat ailesi yaşıyordu bu sorunları, kendisi için sorun değildi. Bir seferinde karşıya geçerken bir aracın altında kalmıştı ama hastaneye giderken bile tebessüm ediyordu. Hastanede yattığı süre boyunca herkese tebessüm etti. İçinde sonsuz bir huzur vardı, hiç eksilmeyen bir huzur. Dünyanın dört bir yanında hiç de iyi olmayan şeyler gerçekleşiyordu lakin bunların hiçbiri onun keyfini bozmuyordu. Yaşadığı yerde kuraklık oluyor, sel baskını yaşanıyor hatta depremler oluyordu fakat onun umurunda bile değildi.
Akşamları erkenden uyuyordu. Tuttuğu futbol takımı küme düşerek sezonu kapatmıştı ama o yine de huzurluydu. Dünya salgınlarla sarsılıyordu fakat bu durum onu huzursuz etmiyordu.
Hayatı değişmişti tümüyle. Geceyi ve gündüzü ayırt edemez duruma gelmişti. Sadece zaman değil mekan kavramını da yitirmişti. Kimi zaman çok uzakta bir ülkeye gidebildiğini düşünüyordu kimi zaman insanların rüyalarına girebileceğini. Soğuğu ve sıcağı hissetmiyordu. Kışın en ayaz günlerinde bile tişörtle gezebiliyor ve üşümüyordu. Üstelik yaşadığı şeyleri konuştuğu insanlara anlattıkça önce merakla dinliyorlar sonra ellerini sırtına koyarak teselli veriyorlardı ve ardından şöyle diyorlardı:
-Yaşı da çok gençmiş. Düzelir inşallah.
Birgün gecenin ilerleyen bir vaktinde karanlık bir odada buldu kendini. Bir genç vardı bu odada ve uykuluydu hayli. Gözlerini açamıyordu. Saatin on iki olmasını bekledi. Saat tam on iki olduğunda çocuğun başucuna doğru eğildi ve fısıldadı:
-Bir dilek tut.
Çocuk gözlerini silerek ürpertiyle uyandı fakat o huzurluydu.