21 Şubat 2026 Cumartesi

SESSİZLİK

 YİĞİT EFE DEMİR

İyidir sessizlik çoğu zaman
Özellikle kalabalıklar arasındaysan
Durup düşünür kendi yerini iç dünyasını
Derinlere iner insan

Sessizlik kötüdür kimi zaman
Bayramsa, düğünse, mutlu bir olaysa yaşanan
Sessiz olduğunda herkes
Yas tutar gibi hissediyor insan

Sessizlik yerine göre 
Kimi zaman aranan 
Kimi zaman dışlanan

KAR

ECEM ERCİNS
Mutluluğun başladığı yerdesin
Ya da sen neredeysen mutluluk oradadır
Sabah geldiğinde değil
Akşam geldiğinde daha değerlisin 
Eşsizsin
Bir kış gecesinde ansızın perdenin ardından görününce

Fırtınayla, rüzgarla gelme
Yağmurla da gelme ki görebileyim seni
Kışın en ayazında
Yumuşacık bir eda ile in göklerden 
Lapa lapa dünyaya
Aydınlat yeryüzünü beyazlığınla
Uzak dağları, yakın yolları, kapıları
Her yeri kapla aydınlığınla
Ve yumuşat ayaz vurmuş gönülleri

RUHUMUN RENGİ


NEHİR ALMACI
Neden olduğunu anlamıyorum hiç
Sana saatlerce bakabilirim
Bakıyormuşum gibi kendime
Bakıyormuşum gibi bir aynaya
Saatlerce bakabilirim sana sana

Gökyüzünde, okyanusta 
Bazen bir çiçeğin yaprağında
Bazen bir annenin tülbentinin nakışında
Bazen bir kilim deseninde
Bazen bir duvar süsünde
Seni görmediğim gün içimde bir eksiklik
Sana dokunmadığım gün ruhumda bir yarımlık
Sen benim için sadece bir renk değilsin
Sen benim ruhumun yansısı
Sen ey mavi, sanki kalbimin aynası

KİTAPLARA MEKTUP

 ZEYNEP ADA KARADAŞ

Bir büyüye kapılmış gibi
Beni çağırıyorlar raflardan kalın, kocaman kitaplar
Kimi yıllar önce basılmış ve annemden kalmış
Kimi yakın zaman önce yani yeni alınmış
Kitaplar, kitaplar kitaplar 
Sanki hep beni konuşuyorlar

Şöyle diyorlar birbirlerine
Güya beni bu sene kurtaracaktı burdan
Altı ay geçti aradan
Geçmedi hiç yanımdan

Oysa ben de istiyorum her birini
Teker teker okumayı, bir kenara not tutmayı
Bir koltukta, bahçede, balkonda
Sayfalarda kaybolmayı
Fakat hayatım çok yoğun anlayın beni n’olur
Bir gün okuyacağım hepinizi sayfa sayfa
Kapanıp odamdan çıkmayacağım daha
Yine kitaplar alacağım, dizeceğim raflara
Şimdilik affedin beni kitaplar
Bekleyin az daha
Vakit şimdi çok dar. 

YAĞMUR

 ELİF ESLEM ŞİMŞEK

Yağmur bambaşka bir şey benim için
Sadece bir doğa olayı değil
Yağmur
Duyguların ansızın çıkması ortaya
Bir gök gürültüsüne dönüşmesi
Ya da bir gökkuşağına

Yağmur benim için bambaşka bir şey
Her yağmurda bir ağaç gibi hissederim kendimi
Ya da uzak kırlarda bir çiçek gibi
Beklerim
Gelip yağmur tanelerinin bulmasını beni

Yağmur
Bir kıvılcım benim için
Ruhumun karanlıklarına ansızın düşen umut
Beni biraz daha huzura taşıyor
Gördüğüm her bulut

20 Şubat 2026 Cuma

YİRMİ SEKİZİNCİ YAŞ GÜNÜ

Ebubekir Çakmak

 Normal zamanlarda geceleri telefonumu sessize alırdım fakat o gün unutmuştum sessize almayı. Gecenin bir yarısı peş peşe gelen mesajlarla tüm oda inliyordu. Uykudan kan ter içinde uyandım ve telefonu koyduğum yeri aramaya başladım. Normalde şarj yerinde olması gerekiyordu fakat telefon orada değildi. Neden böyle yapmıştım bilemiyorum. Neden telefonu sessize almayı unutmuştum onu da bilemiyorum. Telefona ulaştığımda telefon ekranında en yakın arkadaşlarımdan birinin adını gördüm: Eyüp… Peş peşe mesaj atmış daha öncesinde de çağrı bırakmıştı ama ben onları duymamıştım. Acil bir durum olmalıydı ki beni bu saatte aramıştı Eyüp. Telaşla telefonu açtım ve mesajları okumaya başladım. Okudukça bu mesajları atan kişinin arkadaşım olmadığını düşünmeye başladım fakat isim ve numara onundu. İlk mesaj bir yardım isteği gibiydi: 
Yanımda olacağını biliyorum bu zor süreçte ve senden destek bekliyorum. 
İkinci mesaj bir dakika sonra atılmıştı ve ilkiyle hiçbir alakası yoktu:
On dakika sonra bankanın önünde olman lazım. 
Üçüncü mesaj daha da farklıydı:
Yirmi sekizinci yaş gününü tebrik ediyor, nice mutlu yıllar diliyorum. 
Yirmi sekiz yaşımda olduğum doğruydu fakat doğum günüme henüz bir ay vardı. Diğer mesajların hiçbirini anlayamadım. Belki de Eyüp’ün çocuğu telefonu eline almıştı ve rast gele mesajlar yolluyordu sağa sola. Başka bir açıklaması yoktu bu mesajların. Son anda aklıma geldi, Eyüp garip ilaçlarla bir tedavi sürecinde olduğunu söylemişti birkaç ay önce. Zaman zaman bu ilaçlardan ve etkilerinden bahsetmişti bana. 
Bu gece bu kadar aksiyon yeterli, diye düşündüm ve telefonumu önce şarja taktım sonra da sessize aldım. Yarın sorarım, mesele her neyse diye düşünüyordum ve uykumun en güzel yerinden uyanmıştım. Doğruca yatağa koştum ve uyumakta hiç zorluk çekmeden uykuya daldım. 
Sabah uyandığımda olanları unutmuştum. Telefonumu şarjdan çıkarıp kahvaltı sonrası servis beklemeye başladım. İş yerinin servisi her zaman olduğu gibi tenhaydı bu saatte ve önce beni evden alarak başlardı işe. Durgun bir sabahtı benim için fakat neden böyleydi, anlam veremiyordum. İş arkadaşlarım birer ikişer duraklardan araca biniyor ve selam verip bir yerlere oturuyorlardı. Bir süre sona Eyüp bindi servise. Bakışları çok sertti ve anlam veremiyordum. Onun bu anlamsız bakışlarından kaçmak ve biraz da vakit geçirmek için telefonu elime almıştım ki dün gece attığı mesajlar geldi aklıma. Belki de bu yüzden sert bakıyordu. Mesajlarına bir cevap yazmamıştım ama mesajları onun atmadığına dair de bir his vardı içimde. En iyisi gündüz vakti, uyanık halde iken mesajlara bir daha bakıp ardından Eyüp’le konuşmaktı. Mesajları açtığımda Eyüp’e dair herhangi bir ileti görmedim. Şaşırmıştım, dün gece yarısı bu mesajlarla uyanmıştım. Üstelik birkaç da çağrı olmalıydı Eyüp tarafından yapılmış. Çağrılara da baktım, Eyüp’e dair bir bildirim yoktu. 
Geceyi hatırladım yeniden, tüm detaylar aklımdaydı. Telefonu şarja takmadığım, sessize almadığım ve bildirimler sonrası kalkıp telefonu şarja taktığım, çok net olarak aklımdaydı. Eyüp’le konuşmalıydım. İş yerimize varınca ilk işim onunla konuşmak olacaktı. Büyük bir vesvese ve tedirginlikle servisten ineceğimiz vakti beklemeye başladım. 
Nihayet işyerimize ulaşmıştık. Herkes servisten birer ikişer iniyordu ve ben Eyüp’le birlikte inip meseleyi konuşmak için ayak sürüyordum lakin Eyüp, bir hamlede inmiş ve hızla işyerindeki birimine doğru gidiyordu. Ben de hızla peşinden koşmaya başladım. Bağırdım:
-Eyüp… Eyüp bekle beni… Eyüp!
Tüm çalışanlar sanki bana bakıyordu ama Eyüp bakmıyordu bir türlü. Bu işte bir iş vardı. Sanki birileri sözleşmiş gibiydi günümü berbat etmek için. Kendi kendime kızmaya başladım. Gecenin bir yarısı dengesiz biri arıyor, yazıyor hem de saçma sapan şeyler yazıyor ve ben uyanıp bu adamın, mesajların peşine düşüyorum. Gerçi dostluk, arkadaşlık denen şey benim için önemliydi ama dost dediğim kişi, yol boyunca bana ters ters bakmış ve ardından hızla savuşmuş, peşinden bağırmama rağmen dönüp bakmamıştı. 
İnsanlara hak ettiklerinden fazla değer verdiğimi düşünmeye başlamıştım. Başım ağrıyordu, biraz da dönüyordu başım. Sesler çoğalıyor, çoğalıyordu. Uğultu muydu, gürültü müydü, çığlık mıydı?
İş yerinin kapısının önünde herkes bana doğru yaklaşıyordu. Kaçmak istiyordum fakat ayaklarım çivilenmiş gibiydi. Telefonumu elimden bırakmıyordum. Eyüp’ün mesajları ve aramaları görmüştüm telefonda. Oysa servisteyken bu mesajlar yoktu. Dikkatle baktım, gerçekten de gece atılmış mesajlardı. Onlarca mesaj vardı ve bir kısmını okumuştum, bir kısmı halen okunacaktı. Okunmamış mesajlardan birini açtım: “En kısa zamanda görüşmemiz lazım. Son görüşmemizin üzerinden bir ay geçmiş, bu senin sağlığın için iyi değil.” yazıyordu. Tekrar bağırdım:
-Eyüp, bekle beni. Mesajlarını yeni okuyorum. 
Bu esnada Eyüp, az önce kaybolduğu köşeden dönerek bana doğru gelmeye başladı. İyice yaklaştığında telefonu ona doğru uzattım:
-Mesajlarını yeni okuyorum. Çok fazla mesaj yollamışsın. Ne diyorsun Allah aşkına. 
Eyüp konuşmuyordu. Etrafımdaki insanlar daha da kalabalıklaşmıştı ve bir uğultu, çıldırtan bir uğultu büyüyordu. 
Kendime geldiğimde etrafımda kimse yoktu. Dört duvar arasında tepemde garip lambalar ve etrafımda garip sesler çıkaran cihazların arasındaydım. Sanki telefonuma peş peşe mesaj geliyordu ama telefonumu sessize almıştım, adım gibi emindim. Bir süre dikkatle dinledim, galiba sesler başucumdaki cihazdan geliyordu. Telefonum acaba neredeydi? Yerimden kalkmaya yeltendim fakat bağlanmıştım gibi hissediyordum kendimi. Ellerim ve kollarım yatağa bağlı gibiydi. Nerede olduğumu anlamaya çalışıyordum ki kapı açıldı ve Eyüp geldi. 
-Dün bir sürü mesaj yazdın, sabah serviste bana ters ters baktın, ardından bağırdım duymadın. Şimdi ise hiçbir şey olmamış gibi kapıyı açıp yanıma geliyorsun, dedim. 
Eyüp tebessüm ediyordu. Benimle alay ediyordu sanki. Aklımdan çok şey geçiyordu ama sabrediyordum. İlk fırsatta bu arkadaşlığı bitirmeliydim. Bu sırada Eyüp’ün yanında başka biri belirdi. Beyaz bir gömlek vardı üzerinde, Eyüp ona doğru bakıyor ve şöyle diyordu:
-Ali Bey’in ilaçları bu ay erken bitmiş ve bu da ona pahalıya mal olmuş. Şimdi kim bilir nerede olduğunu, neler yaşadığını düşünüyor zavallı. Sorsak adını bile hatırlamayacak kadar kötü. 
Eyüp’ün durumunu hiç iyi görmüyordum, resmen saçmalıyordu. Yanındakini buna inandırmaya çalışıyordu. Zaten dün gece attığı mesajlar da garipti. Eyüp’ü anlamıyordum, kafasından bir şeyler geçiyordu ama ne?

TARİHİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

 İbrahim Gül


Tarih, bir milletin hafızasıdır. Eğer insanlar geçmişte yaşananları doğru şekilde öğrenmezse, gelecekte aynı hataları tekrar etme ihtimali artar. Ne yazık ki günümüzde birçok kişi tarihi sadece dizilerden veya filmlerden öğreniyor. Oysa tarih, sadece eğlencelik bir konu değil; dostu ve düşmanı tanımak, olayların nedenlerini ve sonuçlarını anlamak için çok önemli bir rehberdir.

Tarih derslerine gereken önemi vermek, her bireyin sorumluluğudur. Çünkü tarih, sadece ezberlenip sınavdan geçmek için öğrenilmez. Asıl amacı; düşünmeyi, sorgulamayı, farklı bakış açılarını değerlendirmeyi ve ders çıkarmayı öğretmektir. Tarih bilinci gelişmiş bir kişi, karşılaştığı olayları daha doğru yorumlar ve daha sağlam kararlar alır.

Geçmişte yapılan hataları bilen toplumlar, aynı yanlışları tekrar etmemek için daha dikkatli davranır. Bu da hem bireysel hem de toplumsal anlamda güçlü bir gelecek kurmamızı sağlar. Tarihine sahip çıkan milletler, kimliğini korur, değerlerini yaşatır ve geleceğe güvenle yürür.

Sonuç olarak tarih, sadece geçmişi anlatan bir ders değil; bugünü anlamamıza ve yarını bilinçli bir şekilde inşa etmemize yardımcı olan bir pusuladır. Bu yüzden tarih dersleri hak ettiği değeri görmeli, doğru kaynaklardan öğrenilmeli ve herkes için bir yol gösterici olmalıdır.


BENCE GÜZEL



Ali Çağan KALAYCI

Garip şeyler olurken etrafımda
Ne yazsam bilemiyordum
Aylardan şubattı
Üstelik tişörtle geziyordum 
Ekstra ne yazmam lazım diye düşünüyordum

Karşımdaki çocuk gibi özgür ve rahat olmak istiyordum
Önüme benim cümlem düşmüştü
Arkamda geleceğin avukatı duruyordu
İçimden şarkı söylemek gelmiyordu
Bir şeyler yazmak da gelmiyordu

Yazı yazmak bu kadar basit olmamalıydı
Hava griye dönüşmüştü
Hasta olduğumu sandılar 
Oysa önümdeki klavyeye
Usulca saçlarım dökülüyordu 

Kafayı mı sıyırıyordum?
Oysa çikolata yiyordum
Karşıdaki çocuk bakkala dondurma diye bağırıyordu
Mouse elimin altında durmuyordu

Kedi fare yedi
Hafızam sona erdi 
Dışardan bir ses geldi
İlham sona erdi 
Kelimeler sırayla tükendi