Elif Erva Candan, Meva Vural
Bir gün
Namra uyandıktan sonra göle gitmek istemiş. Balık tutacakmış Namra ve beklemeye
başlamış. Balığı beklemiş beklemiş. Her gün bir balık tutmak için gidiyor hiçbir
şey tutamadan dönüyormuş. Günler böyle
geçmiş halen oltasına balık düşmüyormuş. Yemlerinde bir sorun olduğunu
zannetmiş ama yemini değiştirse de değişiklik olmamış. Yine balık tutamıyormuş.
Bir gün yine balık tutmaya gelmiş. Bu sefer ilk defa oltasına bir şeylerin
takılı olduğunu görmüş. Heyecanla oltasını çekmiş. Oltasını çekerken, epey
büyük bir balık galiba bu diye içinden geçirmiş. Ancak oltayı tamamen çekince
yakaladığının bir bot olduğunu görmüş. Çok üzülmüş. Hem de çok ama o da ne?
Botun içinden elmas gibi parlayan bir balık fırlamış çimenlerin üzerine. Çok
güzel bir balıkmış bu. Parıl parıl parlıyormuş. Namra şaşkın şaşkın balığa
bakarken şaşkınlığı daha da artmış çünkü balık konuşmaya başlamış:
-Eğer
istediğim üç şeyi yaparsan dile benden ne dilersen.
Namra, bu
sırada bütün kelimeleri unutmuş. Ne dileyeceğini hatırlamaya çalışmış ama
aklına bir şey gelmiyormuş. Balık bir yandan göle doğru zıplarken:
-Sen
dileğini şimdi düşünmeyi bırak ve benim istediğim şeylere bak.
1- Yarın
güneş doğmadan kuşa yem vereceksin.
2- Aynı gün
öğlen karşı dağdan üç parça düz odun getireceksin buraya koyacaksın.
3- Oltayı
buradan çıkaracaksın ve beni öyle bekleyeceksin.
Bunları
söyledikten sonra balık göle zıplamış ve kaybolmuş.
Namra
balığın kendisinden istediklerini unutmuş bile. Bir an rüyadan uyanmış gibi
hissetmiş kendisini. Hani insan rüyasını anlatmak ister de sabah hepsini unutur
ya… Namra da öyle hissetmiş kendisini. Oltasına ve bota bakarken birden aklına birinci
isteği gelmiş balığın. Kendi kendisine:
-Galibaaaaa,
yarın sabah iki serçeye yem vermem gerekiyordu. Bu tamam, bunu yaparım ancak
ikincisi neydi?
İkinci isteği
hatırlamış, karşı dağa gidip gelmem zaten bir gün sürer, diye düşünmüş.
Sonra bunun
anlamsız olduğunu düşünmüş. Kimseye anlatmamaya karar vermiş. Zaten
etrafındakiler ona garip bakıyormuş.
Olanları
unutmaya çalışsa da bir türlü kafasından atamıyormuş. En son evine gidip iki
serçe için yem bırakırsa pencere önüne ve yola çıkarsa ertesi gün akşama tekrardan
dönebileceğini. Bu esnada dileyeceği şeye de karar veririm, demiş içinden.
Pencerenin
önüne iki serçeye yetecek kadar yem koyarak dağa doğru yollanmış. Saatlerce bir
şeyler yemeden, içmeden dağa ulaşmış. Çabucak üç tane düz ağaç keserek inmeye
başlamış. Bu esnada vakit öğleye yaklaşmış. Serçeler yemleri yemişlerdir, bu
odunları da götürünce işim tamam, demiş kendi kendine.
Yemeden,
içmeden dinlenmeden akşama doğru oltasının olduğu yere gelmiş ve oltayı da
kaldırmış. Bu kez daha büyük bir sorunu hatırlamış: dilek… Ne dileyeceğini
bilemiyormuş bir türlü. Dakikalarca gözü gölde düşünmüş. Aklına gelen hiçbir şey
yokmuş. Saatler böylece geçmiş. Hava kararmak üzereymiş. Dün gördüğü balık
halen ortada yokmuş ve bir hayli de acıktığını hissetmiş. Balığın geleceğinden
ümidi kesmiş ve son kez oltasını göle atmış. Bir iki dakika sonra oltaya bir
şey takıldığını hissetmiş ve çekmeye başlamış. Nihayet yakaladığı şeyi akşamın
ilk karanlığında uzaktan görmüş: yine bir bot. Hem sevinmiş hem üzülmüş. Çünkü
balığın üçüncü isteğini yerine getirmediğini hatırlamış, üzülmüş. İçinde yine
balık varsa ve kendisiyle konuşursa diye sevinmiş. Botu kenara almış. Heyecanla
ters çevirmiş. İçi boşmuş botun. En ileriye bakmış eliyle… Yok. İçinde çamur ve
yosundan başka bir şey yokmuş botun. Diğer botun yanına bu yeni botu da koyarak
yorgunluktan oracıkta uyuyakalmış Namra.