9 Mart 2024 Cumartesi

XOX

Ömer Asaf Koç


En sevdiğim oyun Xox
Arkadaşlarımla başladığım zaman bu oyuna
Zaman nasıl geçiyor anlamıyorum
Bir bakıyorum sabah
Bir bakıyorum akşam
Doğru eve koşuyorum
Çok ödevim olduğunu hatırlayıp
Ödevlerimin başına gidiyorum

KUŞ ARKADAŞIM

 Reyyan Sibel Teke

En iyi arkadaşlarımdan biri
Evimizin neşesi
Sensin sevgili Limon

Sen olmayınca sessiz evimiz
Sen olmayınca neşesiz hepimiz
Derslerimin başındayken sensin beni izleyen
Sensin okul dönüşü yolumu bekleyen

Sen dilini bilmeden sevdiğim
Canım arkadaşım Limon’um.

KARINCALARDAN ÖZÜR

Ömer Ali Çamcı


Bazen sizi görmeyerek
Yanlışlıkla üzerinize basıyorum
Ama çoğu zaman yürürken
Size dikkat ediyorum

Eğer farkına varmadan
Ezmişsem birinizi
Lütfen affedin
Bu kardeşinizi

RAMAZAN DAVULCUSU

 
Ömer Ali Çamcı
Ramazanı seviyorum aslında
İftarlar, sahurlar bir başka
Ancak uykunun en güzel yerinde bir ses
Dann dann dann
Daha sahur vakti başlamadan

Açlığa zor da olsa dayanıyorum
Susuzluğa da katlanıyorum
Teravih namazları uzun da olsa keyifli
Ancak gece olmadan başlayan davul sesine
Sinir oluyorum

TEYZEME ŞİİR

 Mustafa Aktaş

1
Sen olmasaydın ben
Ne yapardım
Ne gezer ne tozardım
Evde yalnız kalırdım
Sen olmasaydın
Kardeşimin elinden
Nasıl kaçardım

2
Bir teyzesi varsa insanın
Gerçekten şanslıdır diyorum
Çünkü teyze aynı zamanda
Hem arkadaştır hem abladır biliyorum
Teyzemi çok seviyorum


8 Mart 2024 Cuma

KELEBEK

     Üner Taha Aydemir

    Yetmiyordu ve yetinmeyi bilmiyordu. Kendini bildiğinden beri hep birileri sağından solundan geçiyor, iyi yerlere geliyor, iyi kazanıyor, iyi bir hayat yaşıyordu fakat o her şeyin hep gerisindeydi. En azından kendi öyle hissediyordu. Daha küçük bir çocukken okulda başlamıştı his. Bazı arkadaşlarının notlarına bakardı ve onlarda geride olduğunu düşünürdü. Kaybettim, derdi kendi kendine. Aldığı notlar, kazandığı başarılar aslında azımsanacak, küçümsenecek türden değildi ancak yetmiyordu ona ve yetinmeyi bilmiyordu.
    Ortaokul bitip de liseye başlayınca yine aynı duygular daha yoğun biçimde kendini hissettirmeye başlamıştı. İyi bir liseye yerleşmişti. Güzel bir puan almıştı ve çoğu arkadaşının hayali olan bir okula başlamıştı. Yine de eksik bir şeyler vardı içinde. Kaybettiğini düşünüyordu. Başkalarının kazandığını ve kendisinin kaybettiğini düşünüyordu. Bir pencerenin önüne geçtiğinde uzaklara, karşıya, manzaraya değil de cama yansıyan görüntüsüne takılıyordu. Kendini aşamıyordu. Kendine hapsolmuş gibiydi. Kendinin dışına çıkamıyor ya da sadece kendinden ileride olanları görüyordu bu pencerenin önünde. Arkasında kalanları ne görmüştü ne de onlar dikkatini çekiyordu.
    Hayat onunun için yalnızca kaybetmek demekti. Oysa kaybetmiyordu. Oysa imrenilen bir hayatı vardı çoğu kişiye göre. Yıllar böyle geride kaldı.
    Okul hayatı bittikten sonra da kendini hep aynı pencerenin önünde gördü. Manzara değişiyordu, hedefler, yollar değişiyordu fakat o yalnızca camdaki yansımasını görüyordu. Kendi güzel kanatlarını göremeyen ve güvelerin bile kanatlarına hayranlık duyan kelebekten farksızdı.
    Denizi olan onlarca şehre gitmiş ama bir kez bile denizi görmeden, görse bile denize bakmadan dönmüştü. Dört mevsimi aynı zaman diliminde yaşayabileceği bir coğrafyadaydı ancak o kendini yalnızca sonbahara teslim etmişti. Irmaklar akıyordu yaşadığı şehirde fakat bir kez bile ırmak kıyısına gitmemiş, ayaklarını o ırmağın suyuna değdirmemişti.
    Nasıl bir hayat yaşamıştı senelerce?
    Nasıl geçmişti günler?
    Neyin peşinde geçmişti ömür?
    Mutluluk mu?
    Hayır…
    Huzur mu?
    Hayır…
    Hayat otobüsünün şoför koltuğuna oturtulmuş aceleci bir sürücü gibiydi ömür yolunda.  Gözleri yolda değildi, arka koltuklarda da değildi. Dikiz aynasında yalnızca kendini görüyordu. Önüne bakınca otobüsün camında yansıyan kendini görüyordu. Hiçbir şeye çarpmadan ve olanca hızla bu yolda geçtiği diğer otobüsleri, araçları görmüyordu. Hızlı gidiyordu, aceleciydi fakat farkında değildi hızının ve geride bıraktıklarının.
    Kaybettiği ne çok şey vardı. Aslında yoktu ama öyle düşünüyordu. Tanıdığı insanlar farklıydı, mutlulardı her şeyden önce. Çok kazanıyorlardı, çok önde gidiyorlardı, hayatı olması gerektiği gibi yaşıyorlardı. Mutlu değildi ve çok kazanmıyor hatta kaybediyordu. Evet, “kaybetmek” onun iç dünyasını karşılayan en net kelimeydi.
    Kaybetmiş ve kaybolmuştu kelebek ömrü gibi bir ömrün içinde.
    Çocukluğunu kaybetmişti, gençliğini kaybetmişti, yıllarını, ömrünü, sevdiği insanları, mutluluğunu, umudunu, hedefini kaybetmişti.
    Ne kalmıştı ki kaybedecek başka?
    Kaybettiğini düşündüğü her şey aslında bir yanılsamaydı.
    Kaybettiği tek şey duygularıydı.

6 Mart 2024 Çarşamba

GÜZEL ZAMAN

Aydın Çınar Yıldırım

Sen geldiğinde güzelleşiyor dünya
Güzelleşiyor insanlar ve hayat
Sen geldiğinde sevgi saygı geliyor
Seninle kalplerde yeşeriyor şefkat

Sabahın güzelliğini sen öğretiyorsun bize
Ve akşamın eşsizliğini
Susuzluğu, açlığı, yoksulluğu
Öğretiyorsun bize sonsuz iyiliği

Biraz zor, biraz yorucu
Ama yine de keyifli seninle tamamlamak
Bir günü, bir ayı
İradeyi, sabrı öğretip bize
Çiçeklendiriyorsun dünyayı

Sen on bir ay beklediğimiz
Ve bir ay misafir ettiğimiz güzel zaman
İftarınla, sahurunla, bayramınla
Diriliyoruz seninle her an
Ey kutlu Ramazan





5 Mart 2024 Salı

KAYIP PARÇA

 Ezgi Budak

Öfkelenmek insanlar arasında pek hoş karşılanmaz. Sebebi meçhul ya da önyargı? Öfkeli insan kontrolsüzdür, rahattır en önemlisi dürüsttür. Normal halimiz gerçek halimiz anlamına gelmez. Böyleyken insan kendisini şartlara uygun olmaya zorlar. Nazik, edepli, tatlı, güzel. Kabul edelim bunlar tam olarak biz değiliz. Gerçek biz öfkemizle lodos gibi gelir ama bir yıldızın kayması kadar kısadır. İleri gidecek olursak karşımızdaki bizi yadırgar, bu sen değilsin, diye. Hayır, o biziz. Kendini göstermek için fırsat tanınmamış, diğer zihniyetlerin ısrarıyla öldürülüp insan içine gömülmüş oradan çıkmak için an kollayan eksik parçamız. Tamam, birçok farklı duyguya sahibiz ve hepsi için farklı tavırlar sergiliyoruz. İşte o tavırlar bizlerin karakterini oluşturan parçalar. Öfke de onlardan biri. Nasıl sevdiğimiz bir şeyi yaparken mutluysak sevmediğimizi yaparken de öfkeli olmamız çok normal. Bir yapbozun en küçük parçası dahi kaybolsa ve diğer tüm parçalar yerinde olsa biz o yapboza tam bitmiş diyemeyiz. O kayıp parça, işte o: öfke. Diğerleri ne derse derse desin o bize ait ve o olmadan bir yanımız eksik kalacak. Önyargıyı kırmak zordur ama kırmaya zaten gerek yok. Kenara itsek yeter. İnsanlara öfkenin de bir duygu olduğunu göstermek gerek. Belki o zaman insanlar kayıp kendilerini bulabilir.