3 Ekim 2024 Perşembe

HÜZÜNSÜZ KÜÇÜK BİR VEDA

Zehra Yıldırım, Zeynep Karaman, Meryem Katırcı

Eren’le tanıştığımızda yaz mevsiminin en sıcak günleriydi ve bir gece yarısıydı. Önce sesini duydum, sonra kendisini gördüm. Onu tanıdığım için mutlu değildim aslında çünkü özellikle geceleri huzursuzluk veriyor, uyutmuyor, habire bağırıp çağırıyordu. Sinir bozucuydu Eren ve bunun farkındaymışçasına davranıyordu. Her yerde karşıma çıkma ihtimali vardı. Bazen salonda, bazen mutfakta bazen kendi odamda. Sarı, bir canlıda ancak bu kadar itici durabilirdi. Baştan ayağa sapsarı ve gevezeydi Eren. 
Aslında Eren günün belli saatlerinde bana musallat olan bir kâbus gibiydi. Aradığımda ya da boş zamanımda karşıma çıkmazdı hiç. Ya çok dersim olduğunda ya da uykum geldiğinde karşıma çıkardı. Herkesin hayatında mutlaka onun gibi birilerine rastladığı dönemler olmuştur. Sesi sanki kulağımdan bir iğne gibi ilerliyor ve beynimde inliyordu. Onun kadar çelimsiz, küçük biri bu kadar büyük bir rahatsızlığa nasıl sebep oluyordu, anlamıyordum bunu. Boş bir vaktimde karşıma çıksa ben çözümü biliyordum fakat boş zamanlarımda özellikle saklanıyordu sanki benden. 
Onun iyi bir eğitimle düzelebileceğine, faydalı bir canlıya dönüşeceğine inandığım zamanlar bile vardı. İyi kötü bir mevsim başımın belası oldu Eren. Sonbaharla birlikte artık onun sesini duymaz oldum, yüzünü görmez oldum. Üzüldüm diyemem yokluğuna ama demek ki alışmışım varlığına da. 
İyi ki diyorum onun yüzünden katil olmadım. Buna gerek kalmadı yani. Bir sabah uyandığımda pencerenin önünde ölüsünü gördüm. Sırtüstü yatmış ve hareketsizdi. 
Odamdaki saksının toprağına küçük bir katkıda bulunur belki diyerek çiçeğimin dibine gömdüm onu. Üstelik gömerken onun çıkardığı vızıltıya benzer vızıltılar çıkardım ben de. Küçük bir tören de yaptım kendimce ve şöyle dedim:
-Seni sevmemiştim hiç sivrisinek fakat yine de yokluğunu şimdi hissediyorum. Işıklar içinde uyu. 

1 Ekim 2024 Salı

KÂBUS

Salih Taha

Sert yatağından hışımla kalktı. Masa lambasının altındaki kâğıtta çalışması gereken konular yazıyordu. Sırtında ağrılarla masasının başına geçti. Rüyasını hatırladı. Rüyasında kaçıyordu. Kimden kaçtığını bilmeden kaçıyordu. Saatlerce kaçmıştı kim tarafından kovalandığını bile bilmeden. İnsan, rüyasında koşunca yorulur mu? Gerçekten kan ter içindeydi ve ayakları da ağrıyordu. Göz ucuyla kağıda yeniden baktı. Neredeyse bir senenin bütün konuları yazılıydı kağıtta. Şimdi bu konulara bakmanın sırası değildi çünkü çok önemli bir iş görüşmesine yetişmesi gerekiyordu. 
Çağ kapatacak icadını yanına alarak yola çıktı. Yollar hayli kalabalıktı. Birkaç adım atmıştı ki ev sahibini gördü. Kaç zamandır bir türlü kirasını ödeyemediği ev sahibini. İş görüşmesi bir anda aklından çıktı ve ev sahibiyle bir tartışma başladı. Aslında yalnızca ilk ay kirasını verebilmişti. Onun dışında bir ödeme yapmamıştı. Ev sahibinin hayrına oturuyordu ama ev sahibi hayırsever biri değildi. Bu esnada iş görüşmesini hatırladı ve dedi ki:
-İş görüşmesine gidiyorum. Beni oyalama, şayet işi alabilirsem birikmiş tüm borçlarımı ödeyeceğim hatta peşin kira bile vereceğim. 
Ev sahibi fazla inanmadı fakat beklemeden ayrıldı oradan. 
Nihayet şirketin kapısının önüne gelmişti. Güvenlik görevlisiyle selamlaştı ve hızla merdivenleri çıktı. Ofis kapısının önünde üstünü başını düzeltti, derin bir nefes aldı ve kapıyı vurdu. İçerden “gel” sesini duymadan kapıyı açmadı. Birkaç saniye sonra içerden “gel” sesini duydu. Ses çok tanıdıktı bu durum cesaretini artırdı, kapıyı açtı. Önce rüyada olduğunu zannetti. Karşısında duran ev sahibiydi. Karşılıklı kısa bir bakışmadan sonra ev sahibi:
-Sen çıkar mısın, güvenliğe haber vereyim mi, diye sordu.
Yaşadıklarına inanamıyordu. Hızla merdivenlerden indi. İcadı elinden düşürmüştü. Onca emeğin parçalanışını kenardan izledi. Tüm şirket binası zehirli gazla dolmaya başlamıştı bile. Bir patlama yaşanması an meselesiydi. Derhal binadan kaçmalıydı. Duygusallığa yer yoktu. Ardına bile bakmadan koşmaya başladı. Önce binanın dışına çıktı, geriye dönüp baktığında güvenlik ekiplerinin tümünün peşine düştüğünü fark etti ve koşmaya devam etti. Koşuyor, koşuyordu. Nefes nefese kalmıştı. Sert yatağından hışımla kalktı. Masa lambasının altındaki kâğıtta çalışması gereken konular yazıyordu. Yorgundu. 

UMUT KAPISI

Salih Taha 

Kapı çalınıyor ve dönüp bakıyorum
Sonsuz bir umutla 
Dönüp bakıyorum boşluğa
Sanki 
Gelecekmişsin gibi

Oysa sen kim bilir
Nerelerdesin 
Binbir umutla beklendiğinin
Farkında bile değilsin

Bekliyorum ve biliyorum
Birgün çıkıp geleceksin

28 Eylül 2024 Cumartesi

HÜZÜN YUMAĞI


Üner Taha Aydemir

Yosun tutmuş zamanın
Hareketsiz bir kıyısında duruyorsun
Rüzgâr yok, ses yok, kuş sesleri silinip gitmiş
Yaşıyor musun

Siyah beyaz bir fanus içinde dolaşan
Yedi renkli ummansın
Zamanın haşin pençesinde yıpranan
Belli belirsiz bir hüznün yumağısın
Yağmur dinse de ansızın
Sonsuzluk senin imkansızın

ÇIKIŞ

Üner Taha Aydemir

Anıtıdır yalnızlığın
Etrafımızı çeviren duvarlar
Kimi renkli, kimi alçak
Yüksek kimi her yerde duvar var

Aşmak duvarları
Bazen bir kelimeyle
Yıkmak sağlam bir duvarı
Rengarenk çiçeklerle

Hastanede, hapishanede, dershanede
Duvarlar var, yüksek, kalın duvarlar
Ve dilsiz, sessiz duvarlar
Hasret, ümit, korku saklar

Duvarın hangi yüzü özgürlük
Ne taraf duvarın arkası
Her duvarın ortasına koymuşlar
Hangisi çıkış kapısı



PALTO

Üner Taha Aydemir

Kim bilebilir ki yaz boyu unutulduğunu 
Kim anlayabilir ki kendisini eskiten yası
Kim farkına varabilir ceplerindeki hatıraların
Kim görür tam boynunda büyüyen küçücük pası

Yalnızlığın üzerinde unuttuğu deseni
Görmese de insanlar
Büyütür, konuşur onunla
Konuşur onunla kar, rüzgâr

Herkes gittiğinde bir yerlere
O kalır ve kuşanır içli bir şiiri
Kimsenin dinlemediği
Duyar kalbinden geçenleri 
Karanlığa tutunur kimi zaman
Sarılır usulca gölgesine
Sarılır gibi bir yaraya usanmadan

OYUN

 İsmet Çınar Altuntaş

Her günümün üç saati seninle geçiyor
Seni anlamaya çalışıyorum
Senin hareketlerini
Senin tarzını
Ama her gün değişiyorsun
Her gün başka bir şekilde gidiyorsun
Bazen diyorum ki kendime
Tamam, artık tanıdım onu
Fakat ertesi gün yeniden geçince karşısına
Anlıyorum yine acemisiyim onun
Ben bu satranç denilen oyunun

GÜRÜLTÜ

 Aden Mira Kartal

Aslında konuşmayı seviyorum
Fakat her yerde değil
Bu yüzden beni sessiz biri sanıyor
Yeni tanıyanlar
Oysa bilseler içimden geçenleri


Neyse ki kendimi tutabiliyorum
Tanımadığım ortamlarda susuyorum
Zaten konuşsam da 
Hiçbir şey değişmiyor
Bu kocaman gürültülü dünyada