19 Kasım 2024 Salı

ŞİİRE YAKLAŞIRKEN

 



Utku Kerim Genç

Hikâye yazmak eğlenceli
Deneme yazmak da öyle
Hiç ama hiç 
Yormuyor beni
Zorlamıyor

Şairler nasıl buluyor
Nasıl yazıyor bir şiiri
Ben düşünemiyorum şiir yazmayı
Nasıl beceriyor şairler
Peş peşe dizeleri sıralamayı

Böyle böyle düşünürken
Bir şiir ortaya çıktı sanıyorum
Ama gerçekten bu bir şiir mi
Belki de şiire yaklaşıyorum

ŞİİR

 

Mehmet Çınar

Dökülüyor dudaklarımdan
Yazdığım dizeler
Geliyor aklıma
Umut beklemeliyim
Umutla

Şiirlerimin kaynağıdır bu
İşte bu 
Değişik hislerim

Bedenen yorgun olsam bile
Dökülüyor yine dizeler
Yazıyorum dört dize kâğıda
Ediyor bir kıta

Paslandım belki de ama
Gene dizeler dökülüyor

BİR YAŞLININ DİLİNDEN

Salih Taha Balta

Bir zamanlar kalkmazdı oyunlardan elim
Yiğit bir delikanlı idim
Ansızın bir savaş çıktı sonra
Cepheden cepheye gönderildim
Bir savaşta vuruldum
Gaziyim

Şimdi protezli ayağım belim
Dayandığım bastonda
Gençliğime hasretim

Gençlik neydi
Rüya mı, hayal mi
Hatırlıyorum gençlik hızlı koşan bir taydı
Git gide yavaşladı
Sorulduğunda bana
Gençliğin nerde kaldı
Diyeceğim onlara 
Gençliğimi zaman aldı

İLHAM

Salih Taha Balta

İlham gelmiyor neden
Dostum olan kalem
Atmışım bir kenara
Şimdi bir düşmandır bana
Yıllarca kullanmıştım oysa

Şimdilerde ilham bile düşman bana
Kalemim sanki bir yabancı
Defterim açılmıyor
Sayfalarını saklı tutuyor
İlham 
Ey ilham
Ben beklerken senin yolunu günlerdir
Niye uğramıyorsun bana
Ne olur sen de 
Benzeme bir düşmana

ÇOCUKLUK


Salih Taha Balta

Bilmezdim çocukken
Tehlikenin ne olduğunu
Güven içindeydim
Annemin kollarında
Güveniyordum ardımda duran
Dağ gibi babama

Şimdi anlıyorum savaştakileri
Sömürgeleri ve köleleri
Özlüyorum geçmişi
Babamı, annemi
İngilizce konuşuyorum
Özgür hissetmiyorum kendimi

9 Kasım 2024 Cumartesi

BUNLAR NEYİN N/ESİ?

NURGÜL ASYA KILCI
KAAN ERDOĞAN 
MEHMET ZAHİD ÖKTEN 
MİRAÇ KAĞAN GÜLER  
TAHA METİN YILDIRIM 
SELİM KURT 
TUNAHAN CEYLAN 

Memati, son zamanlarda kendisini garip hissediyordu. Sürekli aç olduğunu düşünüyor, buzdolabının etrafında dolaşmaktan kendini alıkoyamıyordu. Kahvaltıyı yaptıktan bir süre sonra ayakları istemsizce yeniden mutfağa götürüyordu onu. Kendisine geldiğinde bir kavanoz çikolatayı bitirmiş oluyordu. Bazen çikolata bulamıyor ancak yine yiyecek bir şeyler çıkıyordu dolaptan.
Yemek zamanı geldiğinde kendisini çok aç hissetmediğini söylüyor ve biraz yemek yedikten sonra sofradan ayrılıyor fakat yarım saat geçmeden yeniden mutfağa damlıyordu.
Okulda da durum değişmiyordu. Zil çalar çalmaz Memati kantinin ilk müşterisi oluyordu. Kantinci Memati’yi o kadar çok seviyordu ki ya indirim yapıyordu ya da aldığı çikolatanın yanında hediye ürünler veriyordu. Kantinci Hakan:
-Senin gibi on tane müşterim olsa ben şimdiye köşeyi dönmüştüm evlat, diyordu her seferinde Memati’ye.
En sevdiği etkinliklerden biri market alışverişiydi Memati’nin. Hemen küçük bir araba alıyor, ailesi evin temel ihtiyaçlarını alırken Memati ise bir yandan küçük market arabasına çikolata, cips, gazoz tarzı yiyecek ve içeceklerle dolduruyordu. Memati’nin bunlar dışında sevdiği yiyecekler de vardı. Mesela sosis, salam, hamburger köftesi…
Birkaç ay geçmeden dişlerinin birer ikişer azaldığını ya da siyahlandığını gördü Memati fakat bunun yedikleriyle bir ilgisi olmadığını söylüyordu. Hatta ısrar edenlere:
-Dedem bunlardan hiçbirini yemiyor ama bakın, onun da dişleri yok, diyordu.
Memati’nin kantinde genellikle yumuşak çikolata ve gofretleri satın aldığını gören kantinci Hakan, ağabeyinin dişçi olduğunu söylemişti ona. Müsait bir zamanda ağabeyinin diş kliniğine gitmesini ve kendisinden de selam götürmelerini söylemişti. Dişçinin adı Kağan’dı ve kantincinin selamı ile indirimli diş tedavisine başlayacaktı. Durumu ailesine aktardığında ailesi de bu kliniği merak etti ve ailecek diş muayenesi için gittiler. Diş tedavisine ihtiyacı olan tek aile ferdi Memati’ydi. Dişçi Kağan, Memati’ye haftada bir gün kendisine uğramak şartıyla istediği kadar çikolata yiyebileceğini söyledi. Bir çanta dolusu da diş macunu ve fırçası hediye ederek onları gönderdi.
Memati’nin hayatı git gide karışıyordu. Kantinciden sonra şimdi onun ağabeyine de uğramak zorundaydı ve kendisini iyi hissetmemeye başlamıştı. Artık yediği içtiği şeyler vücut dengesini de sarsmıştı. Bir sabah uyandığında yerinden kalkmak istemediğini fark etti. Güç bela yatağından indi fakat akşamdan tükettiği içeceklerden birinin kutusuna basmıştı. Öfkeyle kutuya tekme atmıştı ki bu kez ayağına bir çikolata ambalajı yapıştı. Öfkeden iyice çılgına dönen Memati odasına tekrar döndüğünde ilk kez odasının ne kadar dağınık ve ambalaj dolu olduğunu fark etti. Manzara canını sıkmıştı ve akşam evini toplamalıydı.
Okulda da çantasının içi ve sırasının altı dikkatini çekti. Sınıfın çöp kutusu onun çantasından ve sırasının altından daha temizdi. O gün ilk kez kantinden aldığı şeyleri sınıfta yemek istedi. Sınıfa çıktığında ambalajlardan birinin üzerinde garip bir logo gördü. Logoda bir “N” harfi dikkatini çekmişti. İlk kez yediği bir çikolatanın dışına bakmıştı. Bir süre sonra bu durum onda bir alışkanlık yapmaya başladı. Yediği içtiği her şeyin ambalajına bakıyor ve “N” harfini her yerde görüyordu. Üstelik logo da hep birbirine benziyordu.
Artık yemeyi içmeyi azaltmış sadece ürünlerin üzerini inceler olmuştu. Bir akşam dişlerini fırçalarken diş macununun üzerinde de aynı logoyu ve harfi görmüştü. Bu an, onun için bir aydınlanma saati idi. Dişçinin adını düşündü Kağan, kantincinin adını düşündü Hakan… Bu isimlerde de N harfi vardı. Bunlar bir tesadüf olamazdı.
Artık dersleri ve yemeyi bir kenara bırakan Memati, yediği içtiği, gördüğü tüm ürünleri detaylı olarak sınıflandırmaya ve benzerliklerini ayırt etmeye başlamıştı. Kocaman bir kağıda aynı logo ve harfi gördüğü ürünleri yazdı, yazdı.
Bu çalışma ona bir şey ifade etmiyordu. Bir akşam bilgisayarının başına oturdu ve bütün firmaları araştırdı. Aslında firmaların hepsi ortaktı ve farklı ürünler adı altında piyasaya sürülüyordu. Öğrendikleriyle biraz şaşırmıştı ki bilgisayarının markasının olduğu yere gözleri odaklandı. Yine benzer bir logo ve içinde N harfi vardı.
Bütün bunları yaşarken Memati kendisini yaşlanmış hissetti. Artık eski günlerdeki gibi neşeli değildi. Kafasında sorular bitmiyordu. Ailesi ise ona sürekli bir şeyler yemezse hasta olacağını, yemekten içmekten kesildiğini söylüyordu. Üstelik kantinci de artık onu eskisi gibi sevmiyordu. Dişçiye, markete gitmek istemiyordu.

SADECE ABUR CUBUR DERSİNİZ AMA...

 
Aden Mira Kartal

CİPS
Cips, patatesin gururu ve onurudur. Cips olmasaydı patates belki de hep yer altında kalacak ve fare yemi olarak unutulacaktı. Neyse ki cips onu yer altından çıkardı ve marketlerin başköşesine taşıdı. 
İnsan, hayatında hiç olmazsa bir kere cips yemeli. Bir kere bile cips yemeden dünyadan göçüp gidenler büyük bir boşluk ve pişmanlık içindedir diye düşünüyorum. Damak tadının kralıdır cips. Cipsin dışındaki hiçbir şeyde onun karizması yoktur ama jelibona yenik düşer bu karizma. Jelibon rengârenk haliyle ondan öndedir. 
Dünyanın matematiği ve ekonomisi cipsin elindedir. Patates eğer bu kadar yüksek fiyatlı ise bu sevincini cipse borçludur. Çocukların severek yediği tek şeydir cips. Hatta bazı büyükler, çocuklarına alıyormuş gibi yaparak kendileri yerler cipsi. Çoğu zaman çocuklarına cipsin zararlı olduğunu söylemeleri de bu yüzdendir. Amaç daha çok cips yemek uğruna çocukları cipsten uzaklaştırmaktır. 

HAMBURGER
Eğer stres altındaysanız size bir önerim var: Hamburger. Bir araştırma yapılsa hamburgerin stresle bağı ile ilgili ihtimal en iyi antidepresandan bile daha etkili olduğu görülecektir. 2. Elizabeth’in insanlığa en büyük armağanıdır hamburger. Hamburgeri bilmeden, yemeden yaşayan medeniyetler ölüme, kaybolmaya mahkumdur. Atıştırmalıkların en şahanesi hamburgerdir ama onunla karnınızı tıka basa doyurabilirsiniz. Üç tane yediğiniz halde doymazsınız onunla. 
Hamburger bir ülkeyi hatta dünyayı yönetebilir. Ülkelerin ekonomisini hareketlendirir, şehirlerin ticaretini artırabilir. Hamburger bulunmayan bir şehir hareketsizdir. Günümüz gençliğinin favorisidir hamburger. Patates kızartması hamburgerin en iyi arkadaşıdır. Cips olamamış patatesler kendilerini görücüye hamburgerin evinde çıkarırlar. İnsanların köfte ekmek ikilisinin yanına patatesi de almasıyla oluşturduğu muhteşem uyumun adıdır hamburger. 
JELİBON
Onu ilk kez gören, tanıyanlar mutlaka jimnastikçi olduğunu düşünür çünkü çok elastik bir vücudu vardır. Ağızda ezilimi rahattır ve ezilirken bambaşka dünyalara götürür bizi. Bazen tropikal bölgelere bazen kutuplara götürür bizi. Yeryüzünde bulunan bütün meyveler ona ruhundan bir parçayı katmış gibidir. Onun yokluğu ve yeri doldurulamaz. Beynimizin duyduğu ihtiyaçların çoğu onda vardır. Yalnız beynimiz değil kalbimiz için de dosttur jelibon. Kalbimizin ritmini düzenler. Eğer yutmaz, çiğnerseniz onu çene kaslarınızı geliştirir. İşkenceye dayanıklıdır. Ne kadar sıkarsanız sıkın, bıraktığınızda eski haline döner ve size gülümser. 
Her jimnastikçi onu tanır, ondan ilham alır. Her jimnastikçinin hayali büyüyünce jelibon olmaktır. 

SANDVİÇ
Hem suludur bir sandviç hem de kurudur. Hayatımızın çok yerinde karşımıza çıkar. Özellikle aç olduğumuz ve yemek hazırlanamayacak ortamlarda ilk ona koşarız. 
Domates ve turşunun mükemmel birleşimidir sandviç. İki ekmek arasındaki şölen olarak tanımlarım ben onu. Kitapların ve okuduğunuz gibi bu yazının konusudur sandviç. Tiyatrolarda başrol sandviçe verilir. Her evin başköşesinde yeri vardır onun. Her çocuğun midesi kazınmaya başladığında hayalidir o. Her işçinin beslenmesidir. 

İnsanların sevdiği yiyeceklerin sıralaması:

1

PRS/Jelibon

2

Cips_ çıtır

3

Çubuk {kraker}

4

Çikolata

5

Hamburger*

6

@Sandviç


HÜRRİYET, CUMHURİYET

İsmet Çınar Altuntaş

Cumhuriyet’in temeli
Atıldı Sivas’ta
Kazma kürekle değil
Bağımsızlık aşkıyla

29 Ekim demek
Hür yaşamak, hür gülmek
Bu güzel çocuklara
En güzel yurdu vermek

Yıkıldı saltanat
Kuruldu Cumhuriyet
En güzel yönetim şekli
Hürriyet, Cumhuriyet

Lozan Antlaşması
Her şeyi belirledi
Atatürk vurdu masaya
Vatan bölünmez, dedi

İzmir’de büyük zafer
Düşmanı denize döker
Yürü Türk askeri yürü
Atatürk bize yeter