9 Kasım 2023 Perşembe

SUDAN HİKAYE

 Atıf Kaan Salar, Akın Eliş

Bahar geldim, geliyorum diyordu. Güneşli bir hafta sonu sabahıydı. Ağaçlar yapraklarını salmak üzereydi. Kuşlar bahar telaşına düşmüşlerdi bile. Toprak ısınmaya başlamıştı. Sabahın ilk saatleriydi. Mutfaktan gelen kahvaltı kokusu evin her yerine yayılıyordu. Uyandı, gözlerini ovuşturdu, gelen kokulardan kahvaltıda kızartma olduğunu seziyordu. Kızartmaya dayanamazdı. Yıldırım gibi yataktan fırladı. Yere düşen yorganını ayağı ile yatağına attı, elini yüzünü yıkamaya koştu. Musluğu açtığı anda büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. Sular kesilmişti. Birden uyandığındaki heyecanı öfkeye dönüştü. Mutfağa gitti ve annesine:

-Sular yine mi kesik anne, dedi. Annesi evde suyun bulunduğunu yüzünü mutfaktaki suyla yıkayabileceğini söylediyse de bunu yapmadı. Kahvaltı manzarası keyfini yerine getirdi yeniden. Annesi:

-Haydi herkesi kahvaltıya çağır, dedi. Oda oda dolaşarak önce babasını çağırdı. Babası uyanıktı. Sonra ağabeyinin odasının kapısının önüne geldi. Kapıyı vursa ihtimal azar yiyecekti. Vurmasa, annesi vermişti emri. Bir süre bekledi. Sonra küçük küçük kapıya vurdu ve:

-Kahvaltı hazııııır, dedi. Sular olmasa da, diye ilave etti. Ağabeyi, elinde telefonla kapıyı araladı:

-Geliyorum, dedi. 

Kahvaltı uzun sürmedi. Sular olmadığı için herkes tatsızdı. En iyisi kahvaltı sonrası bir yerlere gitmekti. Belki sular gelirdi. 

Herkes gidecek bir yerler bulmuştu. Planlar yapılmıştı. Annesinin arkadaşlarıyla günü vardı. Babası maça gidecekti. Ağabeyi test çözmeye kütüphaneye gidecekti. İki senedir gidiyordu zaten. O da evi kendilerine yakın olan arkadaşına gitmeyi düşündü. 

Ev yarım saat içinde boş kaldı. Bulaşıklar tezgah üstünde yığılıydı. Çamaşırlar makinanın önünde küçük bir tepe gibiydi. 

Dışarıya çıktığında güneş onu bütün sevecenliği ile selamladı. Arkadaşının iki sokak ilerdeki evine doğru yürüyor bir yandan da etrafa bakıyordu. Az ilerde çalışan belediye ekiplerinin su boruları ile uğraştığını gördü. En azından birkaç saate sular gelir diye içinden geçirdi. Yüzünü de yıkamamıştı halen. Annesi normalde bu duruma hep kızardı. 

Arkadaşının evine geldiğinde binadaki sessizlik birden içine bir korku düşürdü. Kocaman binada kimse yok gibiydi. Dışarısı ne kadar hayat dolu ise içerisi de o kadar bunaltıcıydı. Belki de daha kimse uyanmamıştı. Belki onların da suyu kesikti ve bina bu yüzden sessizdi. Arkadaşı 7. Kattaydı. Asansöre yöneldi, bindi ve 7 numaraya bastı. Asansörün kapılar kapanır kapanmaz korkusu daha da büyüdü çünkü asansör ışıklarından biri yanıp yanıp sönüyordu. Üstelik hareket ederken asansör sallanıyordu. İçi darala darala 7. kata ulaştı ve kendisini dışarıya zor attı. 

Kapının ziline basacaktı ki kapının açık olduğunu gördü. Heyecanı daha da arttı. Zile bastı ama zil çalmıyordu. Bir daha bastı, sonra kapı tokmağını tıklattı. İçerden ses gelmiyordu. Kapıyı usulca araladı. İçeri halen boştu. 

-Mert, evde misin, diye seslendi. Cevap alamadı. İçeriye girecekti istemese de çünkü merak ediyordu, herkes neredeydi. Ayakkabısını çıkarmayı bile unutmuştu, içeriye adım attı ve kapı hızla kapandı. Paniği iyice arttı, kapıyı açmak istedi, açılmıyordu. Mert’in odasına doğru yürüdü, kimsecikler yok gibiydi içerde. Mert’in odasının kapısını tıklattı ama ses yoktu. Korkuyla kapıyı açtı. Mert bilgisayarın başındaydı ve kulaklık takmıştı. Kendisini görünce sadece baktı ve yanındaki sandalyeyi işaret etti. Bu tuhaflığa daha fazla katlanamadı ve bilgisayarın fişini çekti. Mert öfkeyle baktı, kulaklığı çıkardı:

-Ne yaptığını sanıyorsun, dedi. 

-Asıl sen ne yaptığını sanıyorsun, kapı açık, evde kimse yok, apartman sessiz ve sen oturmuş oyun oynuyorsun…

Mert güldü:

-Pencereden geldiğini gördüm ve kapıyı oyuna oturmadan önce ben açık bıraktım. Evde kimse yok çünkü evde sular kesik. Apartmanda da sessizlik var çünkü onların da suyu yok, dedi. 

Derin bir nefes aldı. Ayakkabılarını fark etti. Utandı. Kapıya doğru tekrar yürüdü ve ayakkabılarını çıkardı. İçeriye girecekti ki vaz geçti. Tekrar ayakkabılarını giydi. Eve dönmeye karar verdi. Asansörü kullanmadı. Döne döne indi 7. kattan. 

Evine dönerken yolda çalışan belediyecilere baktı, kimse yoktu yerinde. Hatta yolda çalışma yapıldığına dair bir iz de yoktu. Eve döndü ama anahtarı yoktu. Kapının eşiğine oturdu. Sabah beri yaşadığı şeyleri düşündü, ailesinden birilerinin gelmesini bekliyordu. Beklediği sadece ailesi değil aynı zamanda suların da gelmesini bekliyordu. 


CAN SIKINTISI

 
Metehan Ersoy
Akşamın ilk vakitleriydi. Canı çok sıkılıyordu. Kendisini üzen bir şey yoktu hayatında ama hiçbir şey yapmamış olmaktan, yapamamaktan dolayı canı sıkılıyordu. Sıkıntısını dağıtmak için odasına gitti, küçük kitaplığına baktı. Okumadığım bir kitap var mı, diye hepsini elden geçirdi. Okumadığı kitap kalmamıştı ama yeni kitap da epeydir almıyordu. Küçük Prens’e baktı. Üçüncü sınıfta okumuştu. Kitapların üzerine adını yazmamak gibi bir huyu vardı. Keşke okuduğum seneyi, yaşımı yazsaydım diye içinden geçirdi. Resimlerine baktı kitabın, bazı cümleleri anımsadı. Sonra kapattı ve yerine koydu. Canının sıkıntısı geçmiyor, aksine artıyordu. Bu kez de kitaplığın yanındaki çekmecenin başına geçti. Ne aradığını bilmiyordu. İlk çekmeceyi açtı, içinde kalemler, ödev notları, küçük etiketler, eski karneler hatta vesikalık fotoğraflar vardı. Fotoğraflardan birini aldı. Bir yabancıya bakar gibi baktı. Ne sevimli bir surat diyecekti ki aynada kendi yüzünü gördü. Bu ben miyim, diye sordu içinden. Canı daha da sıkıldı. İlk çekmeceyi kapattı. Hemen altındaki çekmeceyi açtı. Zaten ilkini açınca ikinci çekmece de peşinden geliyordu hep. İkinci çekmecede okul kıyafetleri vardı. Anında kapattı. Üçüncü çekmeceye gelmişti sıra. Açtı ve hemen ardından kapattı çünkü bu bozuk çekmeceydi, kullanmıyordu. Son çekmecede oyuncaklarının olduğunu hatırladı. Hevesle kulpundan tuttu ve kendisine doğru çekti. Akıl oyunları, zeka küpleri, pinpon topu, raketler, eldiven, kulaklık… Hepsine baktı, hepsini kurcaladı. Zeka küplerini karıştırdı yeniden sıraladı. Bir türlü geçmiyordu can sıkıntısı.
Telefonuna gelen bildirimle biraz içinde bulunduğu havadan sıyrılmıştı. Telefonunu aldı, gelen ödev bildirimiydi. Bildirimi açtı, ödevine baktı, telefonu kapattı ve çantasından kitaplarını, defterini, kalemliğini çıkardı.
Başka arkadaşları içi dünyayı, her şeyi unutturan bilgisayarı masanın üzerinden kendisine bakıyordu. Doğruldu baktı, küçümsedi.
-Üzgünüm ama seninle ilgilenecek havada değilim, dedi bilgisayarına.
Sandalyesine oturdu, masasına kitap ve defterlerini, kalemliğini koydu. İçindeki sıkıntıyı unutmuş, ödev telaşına düşmüştü bile. Dışarda hava kararmış, sokak lambaları yanmıştı. Kalktı perdeleri çekti.

8 Kasım 2023 Çarşamba

RÜYA İÇİNDE

Aydın Çınar Yıldırım

Kimi zaman sıkıcı
Kimi zaman eğlenceli
Bazen horoz bazen inek sesleri

Gökyüzü hep açık
Etraf hep yeşillik
Herkes dost birbiriyle 
Köy hayatı büyülü bir hayat sanki

Elbette tozu, toprağı, çamuru da var
Ve elbette kirleniyor üstümüz başımız bazı zamanlar
Yine de selam vermek kapıdaki köpeğe
Merhaba demek duvardan geçen kediye
Ve dinlemek kuş seslerini gündüzleri
Sessizliği geceleri
Sanki bir rüya

Ağaçlar çeşit çeşit
Kiminde armut kiminde elma
Yanlarından geçerken
Dallarıyla uzatıyorlar bana
Fısıldıyorlar: Bak şunun tadına

Temiz havası ile doymak uykuya
Erkenden uyanmak güneşin doğuşuyla
Koşmak beni çağıran yemeğin kokusuna
Telefon, tablet, internet yok ama
Köy yaşamı bir başka
Her haliyle bambaşka

KARANLIK AYDINLIK

Meva Vural

Her yer karanlık olsa diyorum bazen
Baktığımız, yaşadığımız, gördüğümüz
Ve olmasa yıldızlar, olmasa mehtap
Karanlık dökülse dağların ardından
Sabahları gün yerine
 
Belki o zaman
Anlaşılır aydınlığın değeri
Ve o zaman aydınlanır kararmış kalpler
 
Karanlık insanlığın damarlarında
Bakışında, düşünüşünde
Keşke aydınlık çoğalsa
Karanlık yok olsa

SANAT

Aydın Çınar Yıldırım
Kimi zaman insanı
Kimi zaman acıyı, korkuyu, hüznü
Belki aşkı anlatırsın

Büyük bir ağaç gibi
Onlarca kolu var dalı var
Şair, müzisyen, ressam ve seninle var oldu birçok yazar
Okudukça, dinledikçe baktıkça 
İnsanın ruhunda huzurun çiçekleri açar

Sen hayat damarısın insanlığın
İnsandansın insanlıksın
İnsanı insana anlatansın
Ey sanat
Sen yaşamsın 

CAN DOSTUM

Meva Vural

                                Elif Erva Candan için...
Canımsın sen canım benim
Aradığımsın yokluğunda, yanımda olmayınca
Neden bugün gelmedin

Dostum can dostum benim
Ortada bir şey yokken sevdiğim
Sensiz geçmiyor saatler, dakikalar
Tatsız tuzsuz bütün yiyeceklerim, içeceklerim
Umarım yarın görürüm seni
Mademki yanımda değilsin şimdi 

ÖZGÜR/LÜK

Aydın Çınar Yıldırım

Ne güzel bir şey
İstediğim gibi gezmek
Dolaşmak, düşünmek
Ve türkülerimi söylemek
 
Özgürlük yalnızca insana değil
Kuşlara, böceklere de gerek…
 
Fakat yok bazılarında ufak bir eser
Özgürlük düşüncesi olmayanın ruhunda
Tutsaklığın yelleri eser
 
Ey özgürlük
Seninle gelir rahatlık, insanlık ve huzur
Yaşamak bence budur
 
Seni tanımayan ülkelere
Nasıl üzülürüm bir bilsen
Sensin ey özgürlük
Dilimde, aklımda
Hep sen



GÜNLER

Meva Vural
Vardır günler isimleri farklı farklı
Yedi gün diyorlar ama bence daha çok
İsimleri ne olursa olsun
Hepsi bence birbirinden beter

Olmasa keşke bu günler
Bıktım artık takvimlerde isimlerini görmekten
Üstelik gelmiyor bir türlü tatiller
Gelse bile bitiyor hemen

İsimleri aynı olsa da bazı günler 
Öncekinden farklıdır
Belki size göre değişiktir ama
Benim için hepsi de aynıdır

Yan yana gelip günler 
Oluyorlar bir hafta
Sonra onlar da gidiyor
Başlıyor yeni hafta

Aslında bir gün var özel
Ötekilerden çok başka
O da benim doğum günüm
Biter güzümü açtığımda