23 Aralık 2023 Cumartesi

YÜCE BAYRAK

Dinçer Kara

Kırmızı renginle yıldız ve hilalinle
Dalgalanırsın göklerde
Seni görmek yükseklerde
Görmek gibi Cumhuriyet’i

İstiyorum ki bir cuma ya da pazartesi
Söylenirken İstiklal Marşı
Ben çekeyim göklere seni 

Seni gördüğüm yerde
Selam vermek boynumun borcu
Ve önünde saygıyla durmak 
Ey yüce bayrak

KIRMIZI GÖZLÜ KARGA

Ömer Asaf Koç 

Sabah okula gelirken
Karşıma bir karga çıktı
Yanından geçiyordum
Hiç korkmadı
 
İnsanlar gibi kargalar da farklıdır
Gagasına dokundum hala uçmadı
Üşümüştü sanki ıslanmıştı
Ben onu tanımadım o beni tanımadı
 
Artık kargalar ürkütücü değil
Çünkü dokundum birinin gagasına
Hatta baktım kırmızı gözlerinin içine
Neşeyle girdim sınıfıma

ATATÜRK

Zeynep Gökçe Yılmaz

Seni düşününce aklıma
Önce ülkemiz geliyor
Düşünüyorum sonra
Verdiğin savaşlar geliyor

Hastalandığında dahi unutmadın bizi
Şu an hayatta olmasan bile
Yaşayacaksın sen sonsuza kadar
Çünkü senin varlığının adı Türkiye

DOĞA SEVGİSİ


Ömer Kerem Aydemir

Yeşil en sevdiğim renktir
Çünkü doğanın dilidir
Sarıyı da severim aslında
Çünkü o da doğanın rengidir


Kuşlar, ağaçlar, kediler, köpekler
Hepsi doğadan bir parça 
Dağlar, bayırlar nehirler
Hepsi bir süs doğaya


Her şey aslında yerli yerinde
Doğanın düzeni içinde
Yalnızca insanlar bozuyor bunu
Çünkü doğa yok kalplerinde


22 Aralık 2023 Cuma

UYKU ARASI

     Üner Taha Aydemir
    Güneş birazdan doğacaktı. Kaçıncı kez doğacaktı var olduğu günden beri dünya yüzeyine? Kaçıncı kez batacaktı? 
    Gürültü çıkarmadan pencereye yürüdü, sokaklar halen tenhaydı. Başka bir dünya idi güneş doğarken gördüğü ve gün başlayınca yaşadığı. Pencerenin önüne kadar gelmişken saksıdaki çiçeklerine baktı. Onlar da uyuyup uyanıyor muydu insanlar gibi? Onlar için de gece ve gündüz farklı zamanlar mıydı? Tekrar dışarıya baktı. Çiçekler için öyle ise ağaçlar için de öyledir, diye düşündü. 
    Birkaç dakika zihni öylece bomboş baktı uzaklara, göğe. Neden baktığını bilmiyordu. Ne düşündüğünü de bilmiyordu. Birkaç dakika sonra kendine geldi. 
    Ses çıkarmayan küçük adımlarla yatağının kenarına oturdu. Yerdeki halının desenlerine baktı boş boş.        Düşünmemeliydi, hiçbir şeyi düşünecek gücü yoktu. 
    Sadece uyumak istiyordu. 
    Birkaç saat, birkaç gün, birkaç hafta uyuyabilse ve yeniden bu vakitte uyanabilse her şey ne güzel olurdu. Yatağına uzandı. Üzerinin açık kaldığının farkında değildi. Uyudu.

GEÇ KALINMIŞ SINAV

     Üner Taha Aydemir

    Saate baktı tam olarak 9’u gösteriyordu saat. Kan beynine yürüdü. İlk ders sınavı vardı ve sınav başlayalı yarım saat geçmişti bile. Telaşla hazırlanmaya başladı, bir yandan da annesine söyleyeceği kızgınlık içeren cümleleri zihninde sıralıyordu. Haydi ben uyudum bu saate kadar, sen nasıl uyudun anne, diye içinden geçirdi. Her sabah hava aydınlanmadan uyanan ve uykusunun son demlerini berbat eden kardeşi bugün nasıl uyuyakalmıştı ki? Sorular, sorular, sorular… Düşünmeye vakit yoktu bunları. Tek gerçeği vardı:  Sınavın başlamış olması. Üstelik öğretmen de öyle halden anlamaz biriydi ki… Rapor alabilir miyiz sınavı tekrar etmek için, diye aklından geçti. Bu esnada elbiselerini giyinmiş, çantasını eline almıştı. Şimdi annesiyle, kardeşiyle geçirecek zamanı da yoktu. Sert bir biçimde kapıları çarparak merdivenlerden indi aşağıya. Sokak biraz tenha gibiydi. İnsanlardaki her zaman gördüğü telaş da yoktu. Servisin kendisini aldığı yerde beklemeyi düşünüyordu ki geç kaldığını, servisin çoktan gitmiş olacağını hatırladı. Otobüsle gidecekti artık okula ancak bu da fazladan bir saat daha geç kalmak demekti. Çantasını açtı, cüzdanını almak için baktı ancak cüzdanı evde kalmıştı. Artık sinirleri öfkeye dönüşmüştü. Bir sınava geç kalmak bu kadar büyük bir gerginlik oluşturmamalıydı. Neden bu kadar önemsiyordu bu şeyleri. Sınava girip on dakika sonra çıkan arkadaşları vardı mesela. Okula ara sıra gelmeyen arkadaşları da vardı. Hatta bazı arkadaşlarının aileleri çocukları dinlensin diye bazı günler okula getirmiyordu. Oysa kendisi Allah’ın her günü dakikası dakikasına okula yetişiyor, tüm dersleri dikkatle dinliyor ve hep iyi notlar almak için çabalıyordu. Kafasında bu düşüncelerle evinin kapısına geldi, anahtarı da telaşla evde bırakmıştı. Zile bastı… Kapı açılmadı. Bir kez daha, bir kez daha… Hâlâ uyuyor olamazdı evdekiler. O sırada kapı açıldı ve hızla merdivenleri çıkarak evinin kapısına ulaştı. Annesi ve kardeşi telaşlı, uykulu gözlerle ona bakıyorlardı. Sinirli bir sesle:
    -Cüzdanımı unutmuşum, hızlıca getirir misiniz biriniz. Çok geç kaldım, üstelik sınavım var, dedi.
    Annesi ve kardeşi öylece duruyordu. Onların sakinliğini gördükçe iyice öfkelendi. Sonunda annesi söze girdi:
    -Oğlum, ben sana uyumak için çok geç kalma demedim mi? Bugün cumartesi, gel de kahvaltı yapalım.

YOL

 Üner Taha Aydemir
    
Kaç saattir yürüdüğünün farkında değildi. Kaç gündür yürüdüğünün de farkında değildi. Kaç haftadır yürüyordu, nereye, niçin yürüyordu? Yolun neresindeydi, nereden başlamıştı yürümeye? Bir belirsizlik içinde yaptığı tek şey adım atmaktı. Saymadı adımlarını. Yolun ilerisini düşünmedi. Yola nereden düşmüştü onu da hatırlamıyordu, yürüyordu.
    Yolda kimse yoktu kendisinden başka. Yolda gece yoktu, yolda gündüz de yoktu. Yürümeye başladığından beri ne rüzgâr ne yağmur ne kar vardı. Çantası yoktu, şemsiyesi yoktu. Eğildi, ayakkabılarına baktı ne zamandır yolda olduğunu, ne kadar yol yürüdüğünü anlayabilmek için; ayakkabıları paramparçaydı. Eğilirken durmak istedi, ayakları buna müsaade etmedi, yürüyordu. Sanki yürüyen kendisi değildi, yürüten ayaklarıydı. Ayaklarını kontrol eden kendisi değil gibiydi. Ellerini sallayabiliyordu yürürken, bazen ceplerine koyuyordu nereye bırakacağını bilemediği ellerini.
    Rüzgâr saçlarından geçsin istiyordu ama rüzgâr yoktu. Yağmurda ıslanmak istiyordu yürürken ama yağmıyordu. Yanında kendisiyle yürüyen bir köpek olsun diye aklından geçiriyordu, yoktu. Üzerimden bulutlar geçsin istiyordu, maviydi gökyüzü. Islık çalmak istiyordu, çalabiliyordu.
Sıkılacak gibi oluyordu bu tek düze yolculuktan. Bir çeşme başında oturmak istiyordu mesela. Bir ağaç gölgesinde, çimenlerin üzerinde uzanmak. Durmuyordu ayakları. Yol dümdüzdü, ne yokuşu vardı ne inişi. Yan yana birkaç kişi sığabilirdi bu tertemiz asfalt yola, bir araç çok rahat ilerleyebilirdi ama kimseler yoktu işte. Bir taş parçası bile yoktu, kurumuş bir yaprak bile yoktu yolun üzerinde.
    Birden ayakları durdu. Sağ ayağını yerinden kaldırmaya çalıştı sanki yere çivilenmişti. Sol ayağını kaldırmak istedi gücü yetmedi. Durmuştu. Karşıya baktı, kocaman bir yokuş vardı önünde.

MUM

Üner Taha Aydemir

Bedeli tükenmektir ışığı büyütmenin
Karanlık bir dünyada yaşıyorsan
İçinde aydınlığın izini taşıyorsan
Bedeli tükenmektir ışıkla büyümenin

Bir ayna ararsın sırtını yaslamak için
Bir ayna daha kendine bakmak için
Yanarsın durmadan için için
Sorarsın kendine peki niçin

Farkına varılmayan bir hikâye seninki
Duyulmayan kimse tarafından
İçin için erirsin ki görülesin
Yaşayıp da anlatılamayan