13 Şubat 2024 Salı

İYİ Kİ...

Zeynep Elif Kargı

Sen yanımda olmayınca

Bir eksiklik oluyor dünyamda

Senin varlığın

Öz güven sebebim biraz da

 

Rüyalarımda sana gerek yok

Uykularımda da

Ama dünyada

Sensiz olmuyor

İyi ki varsın gözlüğüm

SÖZLERİN SAVAŞI

    Ezgi Budak


    Sözcükler kar taneleri gibi dökülüyor ağzımdan. Az daha ayarını kaçırırsam donmaya yüz tutmuş “minik beyaz lekeler” bazen düştüğü yeri bile sarsacakmış gibi sert ve soğuklar.
Yalnızca yumruk değildir şiddet. Fiziksel olarak açtığın yaralar elbet bir gün kapanır ancak insanların zihniyle oynamak farklı. Kapanmayacak derin yaralar.
    Şakır şakır silah üretiyor insanlık. Tıpkı dünyayı tanımadan “yeni ufuklar” keşfetmek gibi. Ellerindeki en büyük silahların farkında olmayan insanlık. Ne denli donatmazsınız çocukları eğitimle, neden bilinçsiz kalırlar savaşlara karşı?
    Böyle oluyor işte “yolda kalmak için şeytanlarımızla savaşıyoruz.” Gerçi o şeytanlar eğitimsiz kalan çocuklara tekabül ediyor. Umursamaz yetişkinlerin eseri olanlar da ve ilerde büyüdükleri en azından büyük insan oldukları zaman –tabi öyle bir zaman olursa- o umursamazlığı yanlarında getiriyorlar. En sonunda ise “yıkılışını izlemek için saraylar yapıyorlar.” Altında binlerce insan kalırken yalnızca izliyorlar. Ama işte konu yine sözlere dönüyor. O umursamazlığı küçük çocuklar seçmemişti ki. Onlar birer boş beyaz kağıt gibiydiler. Sözler yordamıyla oynanmıştı onlarla. Yani sonuç olarak kırdığını, yıprattığını tekrar karşında aynı şekilde bulmayı bekleyemezsin. Ve eğer böyle gitmeye devam ederse biz de sürekli soyut bir şekilde andığımız dünyayı aynı şekilde bulamayabiliriz.

SÜT

 Ahmet Kerem Şahin, Elvin Erva Koçyiğit, Zeynep Elif Kargı

 
    Yine bir pazartesiydi. Beş gündür beklediği cumartesi ve Pazar göz açıp kapayıncaya kadar geride kalmıştı. Nasıl oluyordu, anlamıyordu. Sanki birileri cumartesi ve pazar günleri saati hızlandırıyordu. Altı senedir aynı şeyleri yaşıyordu. Kısacık bir yaz tatili, hiç yokmuş gibi ara tatiller… Millî ve dinî bayramlarda da tatil olduğunu söylüyorlardı ama o, hiç hatırlamıyordu bu günlerde tatil yaptığını. Hayat çok sıkıcıydı. Günün en güzel dakikaları yollarda, en güzel saatleri okulda geçiyordu. Aslında geçen çocukluğuydu.
    Yine bir pazartesiydi ve uykusunu alamadan yine okul yoluna düşmüştü. Kahvaltı yerine süt içmişti. Zaten süt ve peynir dışındaki yiyeceklere çok ilgisi yoktu. Yol sanki kısalmış gibiydi. Adımları adeta birbirine dolaşıyordu. Okula yaklaştığında bir sokak kedisinin kendisine kızgın kızgın baktığını gördü. Kedi aniden üzerine atıldı ve kolunda küçük bir tırmık izi bıraktı. Nereden çıkmıştı bu kedi şimdi sabahın bu saatinde? Tuhaf, dedi içinden. Çok tuhaf…
    Okul bahçesinden hızla içeri girdi, arkadaşları sıra olmuşlar, İstiklal Marşı söylenmek üzereydi. Öğretmenler de bayrak yanındaki yerlerini almışlar, kendi aralarında konuşuyorlardı. Tören alanındaki sırasına girer girmez arkadaşları gülüşmeye, kendisine sevgi gösterisinde bulunmaya başlamışlardı. Şaşkındı. İstiklal Marşı bitti ve öğrenciler sınıflarına geçmeye başladılar. Sıradan ayrılmadan arkadaşlarıyla beraber okul girişine gelmişti ki öğretmenlerden biri ensesinden tutarak kenara çekti. Bu davranış karşısında çok üzülmüştü. Kıyafetim mi uygun değil, saçlarım mı uzun, diye içinden geçirdi. Bir açıklama bekledi ancak müdür yardımcısı ona doğru yaklaşarak:
    -Sen de mi derse geldin ufaklık, dedi. Olanları anlamıyordu. Matematik öğretmeni tebessümle yaklaşarak:
    -Hangi sınıfta öğrenci bu, diye sordu.
    -6/C, dedi sessizce. Kimse duymadı bile.
    Bir başka öğretmen ise:
    -Belki de karnı açtır, bir şeyler verelim uzaklaşır, dedi. Bu kadarı artık fazlaydı. Sesini biraz da yükselterek:
    -Süt içtim gelirken, dedi. Ancak anlayan yok gibiydi. Bahçede artık öğrenci kalmamıştı. Öğretmenler de içeriye girdiler ve kapıyı kapadılar. Kapıya vurdu, pencerelerden seslendi. Kimse onu ciddiye almıyordu. Bir ara bunların hepsinin bir kabus olduğunu düşündü. Çünkü rüyalarda da böyle olurdu. Konuşursun sesin duyulmaz, düşersin bir yerin ağrımaz… Ama rüya değildi bu.
Yine bir pazartesiydi ama değişik bir pazartesiydi. 6 senedir yaşamadığı şeyler yaşıyordu bu pazartesi. Evet, hayatı sıkıcıydı ama bugün yaşadıkları çok anlamsız, hatta saçmaydı. Bütün bunlar kendisine yapılan kötü bir şakaydı belki de. Öğretmenler bile alet olmuştu bu şakaya. Madem beni okula almıyorsunuz, ben de bu günü değerlendireyim, dedi kendi kendine ve okul bahçesinden uzaklaşarak parka doğru ilerledi. Park tenhaydı. Yalnızca bebeğini gezdirmeye gelmiş bir anne vardı. Tam onların önünden geçerken bebek ağlamaya başladı. Bunun üzerine anne:
    -Korkma kızım, o küçücük sevimli bir canlı. Sana bir şey yapamaz. Üstelik açtır şimdi. Bunları duyunca döndü ve:
    -Sabah süt içtim, dedi. Kadın duymadı bile. Salıncaklar boştu. Bu fırsatı değerlendirmesi gerekiyordu ancak çok yüksek göründü gözüne salıncaklar. Bir türlü çıkamadı. Hemen yan taraftaki kaydırağa koştu. Merdivenleri zıplayarak çıktı ve kaydıraktan kendisini bıraktı ancak tam kaydırağın bittiği yerdeki su birikintisini hesap etmemişti. Bu birikintiyi fark edince yavaşlamaya çalıştı ancak olmadı, suya düştü. Her yanı ıslanmıştı. Kendisini ağırlaşmış gibi hissediyordu. Yüzü gözü ıslanmıştı. Bu esnada su birikintisinde bir kedi yansıması gördü. Kedi kendisine bakıyordu. Elini uzattı, kedi de kendisine elini uzattı. Yine olaylar karmaşık bir hâl almıştı. Kesin bir kabustu bu ama bitmek bilmiyordu. Suya elleriyle hızlıca vurdu. Su küçük dalgacıklarla sağa sola sıçradı. Durgunlaştı. Kedi halen kendisine bakıyordu.
    Yine bir pazartesiydi.


BEN

Kadir Çağan Aydın

Akşamın dipsiz karanlığında

Kaybolan beyaz bir kağıt

Ya da

Sonbaharın son gününde

Çiçeğe durmuş bir ağaç

Gibiyim

BEN

 Güneş Örgen

Yağmur altında saatlerce kalmış
Bir çocuk gibiyim
Kimsesiz

Kar altında unutulmuş
Kardan adam gibiyim
Etrafında kimse kalmamış

SEN

 Zeynep Elif Kargı

Sen benim kimselerin bilmediği

Saklı dünyam

Rengarenk

Kalemlerimle işlediğim

Yalnızlıkla düşlediğim

Her beyaz sayfasını

Yeniden renklendirdiğim

Arkadaşım

Can yoldaşım

Resim defterim

KELİMELER

Güneş Örgen Ezgi Budak
Kelimeler bazen kuş gibi
Yazacak oluyorum uçup gidiyorlar gökyüzüne
Kelimeler bazen gül gibi
Yaklaşıyorum dikeni batıyor ellerime, dilime

Kelimeler yeni açan çiçekler gibi
Güzel kokularla kalbimize sığınıyorlar
Kelimeler yağmurdan sonra çıkan
Gökkuşağı gibi ruhumuzu selamlıyorlar

Kelimeler çatal dilli yılan gibi
Yanlış insanların ağzında
Zehre dönüşüyorlar

UMUT

 Eymen Arda Aydemir

Karanlıkta bir şey görünmez dediler

Ben başta

İnandım buna

Sonra baktım ve karanlığa

Dedim madem buna inandım

Neden karanlıkta

Umut aradım