30 Eylül 2023 Cumartesi

YEŞİL ELMA

 Mustafa Aktaş

Çantamda o olmadan
Çıkmıyorum dışarı
Eğer unutmuşsam onu
Kocaman bir boşluk çantamda
Kırmızısı sarısı da var
Ama Galatasaraylı değil
Ben en çok yeşilini seviyorum.
Anladınız mı siz de
Elmadan bahsediyorum.



SAAT

 
Ömer Kerem Aydemir
Kolumda bir saatim var
Bana zamanı söyler
Bir saat de evin duvarında
O da aynı şeyi söyler
 
Okula gidiyorum, karşımda bir saat
Televizyonu açıyorum kenarda bir saat
Hepsine birden aynı rakamları
Kim öğretiyor

ANNEANNE


Reyyan Sibel Teke
Başımı dizlerine koyup
Hayallere dalıyorum
Ellerine bakıyorum pamuk gibi ellerine
Gözlerine bakıyorum mavi bir deniz gibi
Çok sessiz olunca her yer
Kalbinin sesini duyuyorum
Yüzüne baka baka
Ellerini tuta tuta
Galiba büyüyorum

DEDEME MEKTUP


             Dinçer KARA

Dede seni çok seviyorum. İyi ki varsın canım dedem. Beni hep sen parka götürdün, beni hep sevdin ve bana dondurma aldın. Annem olmadığı zamanlarda benimle sen ilgilendin, beni yalnız bırakmadın. Bana sarıldın, hasta olduğumda beni okudun. Sabahları kahvaltıda dünyanın en güzel menemenini hazırladın. Akşam yemeğinde de dünyanın en güzel pilavını sen yaptın.

Canım dedem, eğer şimdi çılgın bir bisiklet şoförüysem senin sayende. Beni gezdirdin ve her yeri b ana öğrettin.  En çok beni sevdiğini söylüyorsun ya ben de en çok seni seviyorum.

Benim tanıdığım en güzel dede sensin.

Ömrün uzun olsun, hep hayatımda, yanı başımda ol.

Ellerinden öperim.

23 Eylül, 2023 / Sivas

ORMAN SESLERİ

 Tülay Mustafaoğlu

Kuşların sesi ne güzel doğada
Yaprakların hışırtısı ne güzel
Doğada yaşayan her şey arkadaşım
Sanki bazıları kardeşim
Beni görünce
Coşuyor hepsi birden
Büyük bir koro gibi


28 Eylül 2023 Perşembe

SALINCAK

             Fatıma Meryem Er, Akın Eliş

Dünyaya geleli bir sene olmuştu ve artık annesini, babasını, ablasını tanıyordu. Hatta ara sıra ziyarete gelen insanları da tanıyor ancak bazen hiç tanımadığı birileri geldiğinde korkuyor, ağlıyordu. İlk zamanlar çok zor olmuştu onun için sadece tavanı izlemek, birilerinden yardım beklemek. Annesi onu kucağına almak için üzerine eğildiğinde yüzü kocaman görünüyordu veya babası onu kucağına aldığında kendini kuş gibi yukarılarda hissediyordu. Artık alışmıştı bu durumlara zaten kendisi de sürünmekten kurtulmuş küçük küçük adım atabiliyordu. Susadığını, acıktığını, terlediğini haber verebiliyordu büyüklerine. Ablasının bakışlarından önceleri çok korkuyordu. Yanında kimse yokken ablası gelip dakikalarca kendisini izliyordu ama artık onun da kendisini sevdiğini anlamıştı.

İlk aylarda ev çok sıkıcıydı ta ki bir gün annesi onu anneannesine götürünceye kadar. Güneş ilk kez tenine değdiğinde nasıl ısınmış, korkmuş ve ağlamıştı. Şimdi ise güneşi seviyordu. Ona göz kırpıyordu. Güneş görünmez olup da her yer karardığında üzülüp ablasını arıyordu gözleri.

Epeydir hareketli bir hayat yaşıyordu. Sabah annesi, karnını doyurduktan sonra arabasına yerleştirerek yola çıkıyordu ve akşama kadar anneannesinde vakit geçiriyordu. Anneannenin evi masal gibiydi. Dedesi arada bir kayboluyor, bazen de yanağından makas almayı ihmal etmiyordu.

Anneanne güçsüzdü dedesine göre. Bazen kendisini taşırken zorlandığını hissediyordu.

Güneşli bir öğle vakti, anneannesi ve dedesiyle dışarıya çıktılar. Bazen dedesi taşıyordu onu bazen anneannesi. Sonunda kuş ve çocuk seslerinin çok olduğu yeşil bir alana geldiler. Kendisinden daha küçük kimse yoktu etrafta. Çocuklar, kadınlar, amcalar önünden geçiyor, korkuyordu. Ağlayacak gibi olduğunda anneannesi onu pışpışlıyordu.

Sonunda anneannesi onu yatağına benzeyen ama daha küçük, salınan bir yere oturttu ve belinden de bağladı. Bir yandan tek eliyle tutuyor bir yandan sallıyordu ama düşmekten korkuyordu. Birkaç kez sallandıktan sonra artık anneannesi tutmayı bırakmış, yanındaki bir teyzeyle sohbete dalmıştı. Buraya etraftaki insanlar park diyordu. Kendisi henüz konuşamıyordu ama parkta olduğunu anlamıştı. Birkaç kez daha salındıktan sonra yüreği ağzına gelmişti, uçuyor gibiydi ama düşecek gibi ileri ve geri sallanıyordu. Ağlamaya başladı. Anneanne hemen salıncağı yavaşlattı ve elini tutarak pışpışladı. Artık kendisi de bu işten keyif almaya başlamıştı.

Dakikalarca sallandı. Bazen hızlı, bazen yavaş. Eve dönüş yolunda uyumuş olmalı ki akşam gözlerini açtığında annesini gördü karşısında.

Acıkmıştı.

BASKET TOPUM

Meryem Er

Her sabah uyanınca
Göz göze geliyoruz basketbol topumla
Hiç uyumadan günlerce
Nasıl zıplamayı beceriyor anlamıyorum
 
Hiç küstüğünü görmedim bana
Ne zaman atsam potaya
Dönüp geri geliyor bana
Hem de zıplaya zıplaya

BİR SONBAHAR HİKAYESİ


         Akın Eliş

Mert’le eve doğru yürüyorduk, ikindi vaktiydi. Evimiz biraz tepede olduğu için birkaç yokuşu tırmanmamız gerekiyordu. Son yokuşu çıktıktan sonra yorulduğumuz için evimize yakın yerde bulunan banklara oturmuştuk. Biraz dinlenecek, biraz da sohbet edecektik ki… Bir sesle irkildik:

-Pancarcıııııı…

Sonbahar başlamıştı ve turşu sezonu açılmıştı şehrimizde. Pancar dallarından yapılan “dal turşusu” ya da pezik turşusunun kurulmasının tam zamanıydı ve satıcılar ortaya çıkmaya başlamıştı demek ki.

Önce anlamadık, sesin nereden geldiğini bulmaya çalıştık. Garip bir kamyonetten geliyordu bu ses ve bütün mahalle bir kez daha inledi:

-Pancarcıııı…

İkimiz birden araca baktık, kamyonetin üzerinde “racer” yazıyordu. Üzeri pancar yüklüydü. Her tarafı led lambalarla süslü kamyonet adeta başka bir çağdan gelmiş gibiydi ama etrafındaki teyzeler, amcalar, nineler bizim çağımıza aitti.

Mert’le oturduğumuz banktan kalkarak biraz daha yakından incelemeye çalıştık etrafımızda olup bitenleri. Arada bir aynı ses kulakları tırmalıyor, kuşları bile ürkütüyordu:

-Pancarcı…

Pancar satan kişilerin giyimleri ve tavırları da bir başka gelmişti ikimize. Üzerlerinde sporcularınkine benzer atletler vardı ve çok iri kasları vardı.

Önümüzde ufo gibi bir kamyonet, üzerinde başka bir ülkeden gelmiş gibi satıcılar ama etrafında bizim komşular…

Mert’le birbirimize baktık ve gülümsedik.