28 Mayıs 2024 Salı

ÇUVAL

 Yusuf Çağrı Ekici, Emir Aras İmirhan, Hazal Göksu

Sırtında kocaman çuvalla dolaşan uzun boylu genç, bir anda herkesin ilgi odağı olmuştu. Çok sert bakışları vardı gencin. Üzerinde yıpranmış bir kot pantolon ve kırmızı lekelerle kaplı bir mavi bir tişört vardı. Ayakkabıları olabildiğince kirliydi ve zaten ayağında emanet gibi duruyordu. Genç, sırtında kocaman çuvalla bazen ara sokaklara giriyor fakat sonra yeniden tedirgin ve hızlı adımlarla ilerliyordu. Terliydi ve nefes nefese koşuyordu sağa sola. Kendisiyle göz göze gelenler ürkerek bakışlarını çeviriyorlardı çünkü bakışları tehditkardı. 
Okuldan evlerine dönen bir grup öğrenci, yolda şakalaşırken karşılarına düşen bu genci görür görmez içlerinde anlamsız bir korku oluştu. Tişörtünün üzerindeki lekeler kırmızıydı ve şüpheli bir tavrı vardı. Öğrencilerden biri diğerlerine:
-Sizce bu çuvalın içinde ne olabilir, diye sordu fısıltıyla. 
Diğerleri, akıllarına gelen şeyi söylemeye ürktüler. Sadece biri:
-Çuvalda ne var bilmiyorum ama tişörtünde kan lekeleri var bu adamın, dedi yine fısıltıyla. 
O anda öğrenciler oldukları yerde kaldılar ve birilerine haber verme ihtiyacı hissettiler. Hemen ilerde, otobüs durağında bekleyen birini gözlerine kestirerek yanına gittiler:
-Beyefendi, şu sırtında çuvalla gezen genç… Çok korkunç değil mi? O çuvalda ne taşıyor olabilir? Üstelik elbisesi de kan içinde, dedi. 
Adam da fısıltıyla:
-Sabah beri ben de onu takip ediyorum, bir şeyler yapmalıyız, gerçekten çok kötü şeyler geliyor aklıma, dedi. 
Gençler ve durakta bekleyen adamın konuşmalarını duyan yaşlı bir teyze hemen söze dahil oldu:
-Bence bu bir katil. Derhal polise haber vermeliyiz. Şunun suratına bakınsana Allah aşkına. Hiç meymenet yok. 
Duraktaki küçük kalabalığı ve konuşmaları gören herkes birer ikişer oraya yanaştı. Bu sırada sırtında çuval taşıyan genç de çuvalı yere bırakmış, kalabalığa doğru sert sert bakıyordu. 
Kalabalıktan biri:
-Kaçabilir, bir şeyler yapmamız gerek, diye devam etti. Herkesin gözü genç adamda ve yanında duran çuvaldaydı. 
Herkesin düşüncesi aynı yöndeydi. Kimse aklına gelen şeyi tam olarak söylemiyor ancak bu genci azılı bir suçlu, hatta katil olarak düşünüyordu. Küçük tartışmalardan sonra nihayet kalabalığın en yaşlılarından biri:
-Siz de beni takip edin. Ben bu genci yakalayacağım, bana yardım edin yeter, dedi. 
Kalabalık bir anda cesaretlenmişti. Öğrenciler, çantalarını durağa bırakarak yaşlı adamın peşine düştü. Yaşlı adam bastonunu bir kılıç gibi ileri doğru tutuyordu. Kalabalığın kendi üzerine doğru geldiğini gören genç önce telaşlandı. Çuvalı yeniden eline almıştı ki omzuna inen baston darbesi ile şaşkına döndü. Birdenbire yüzündeki o sert ifade yerini tebessüme bıraktı:
-Dede, iyi misin? Ne yapıyorsun, dedi. 
Yaşlı adam: 
-Nerden senin deden oluyorum hadsiz, diyerek bastonla bir kez daha vurdu. 
Ondan cesaret alan teyzelerden biri gencin kafasına çantasını indirmeye başladı. Bağrışmalar, çağrışmalar, olay yerine güvenlik ekiplerinin gelmesi ile sona erdi. Memurlar, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Kalabalık ısrarla çuvalı işaret ediyor, gencin azılı bir katil olduğu yönünde imada bulunuyorlardı. Kendisine ilk kez söz hakkı verilen genç:
-Bir çuval pizzayı mahvettiniz. Beni işimden ettiniz. Üstelik bir de dayak attınız. Ben size ne yaptım ki, diyerek duygusallaştı. 
Kalabalıktan biri:
-Yalan söylemeden önce tişörtündeki kan lekelerini açıkla, dedi. 
Genç şaşkın şaşkın tişörtüne bakarak:
-Üzerimi değiştirmeye vakit bulamadım, siparişler acildi. Bunlar da ketçap lekesi, dedi. 
Kalabalık sessizleşmişti. Öğrenciler durağa doğru yöneldi. Çantalarını alarak yola devam ettiler. Güvenlik görevlileri genci teselli etmeye çalışıyordu. Bastonlu ihtiyar ortadan kaybolmuştu. Şehir, yeniden eski haline dönmüştü. Üzerinde yıpranmış bir kot pantolon ve kırmızı lekelerle kaplı bir mavi bir tişörtle hüzünlü bir genç kocaman bir çuvalın yanında üzgün üzgün oturuyor, boşluğa bakıyordu. 

AFORİZMA

Ezgi Budak

Eğer her insanın farklı olduğunu kabul ediyorsanız hepsinin aynı olduğunu da kabul ediyorsunuz demektir. 

21 Mayıs 2024 Salı

MİSAFİR

 Kadir Çağan Aydın
Hep iyimserim hayata karşı
Ve gülücükler yüzümden eksik değil
Fakat bazen düşünüyorum geçmişimi, geleceğimi
O zaman küçük bir endişe kıymığı saplanıyor zihnime
Ama ben devam ediyorum iyimserliğe

Etrafıma baktığımda insanlarda
Hep dert, üzüntü, tasa ve vahşet görüyorum
Ama umudumu yitirmiyorum
Etkileniyorum, üzülüyorum elbette görünce bu insanları
Fakat içimde ağır basıyor iyilik
Heyecanımı yitirmiyorum

Her sabah uyandığımda 
Şükürle başlıyorum güne
Mutluluk aşılıyorum kendime
Bu gökyüzü varken, bu ağaçlar, bu kuşlar, bulutlar varken
Nasıl zehir eder ki insan kendine dünyayı
Bunlar sevdiriyor bana hayatı

Üzünçler, tasalar misafirdir 
Gün gelir kurulur evimizin baş köşesine
Gün gelir yolcu edilir

DERİN DÜŞÜNCE

 Eymen Arda Aydemir

Düşünmek
Bütün yolları terk edip 
Dönmektir kendine

Düşünmek
Görmektir kendini 
Başka başka gözlerle

Düşünüyorum çoğu zaman
Düşündükçe iniyorum kendime
Kendi derinliğime 

OYUN

 Ahmet Kerem Şahin

Kendimi çok boşlukta hissettiğim zamanlar oluyor
Soruyorum kendime
Neler biliyorsun diye
Cevap alamıyorum

Aslında bildiğim şeyler var
Öğrendiğim şey çok
Fakat hepsini birden hatırlamak istediğimde
Ya da bir şeyler yazmak istediğimde
Kelimeler saklambaç oynuyor beynimde
Sonra da bildiklerim
Saymaya başlıyor üç, iki, bir sobe
Saklanmayan ebe

19.00

Ezgi Budak

On dokuz geç bir saattir.
Haberler bu saatte başlar
Ve haberler hep
Geç/mişi verir

GERÇEKLİĞİN ZIDDI

Ezgi Budak

Soyut olan şeyler çok daha komplikeler, somut olanlara göre. Çünkü göreceli bir kavram. Elma, herkes için elmadır ama hüzün bir başkası için yaşam tarzı olabilir, çoğunluk aksine yaşasa da. Yine de duyguları ifade etmek için somut şeyler kullanırız. Makine gibi karmaşık, deriz. Gerçi bu da görecelidir. Makine, herkes için karmaşık sayılmaz. Yine de somut şeyleri tanımlarken soyuttan yararlanmak her insanda farklı bir imaj bırakır. Örneğin daha önce hiç yağmur görmemiş birine anlatırken yağmuru “hüzün gibi” dersiniz, o insan bunu kendi hüznüne göre yorumlar. Bu da aslında soyutu özel kılar çünkü her açan özeldir ve her canın kendi soyutu vardır. Gerçi soyut şeyler, somuta başka bir pencere kazandırır. 
Gördüğün bir şeyi tanımlamak daha kolay, yalnız sana kalmışken düşüncelerin, duyguların ve hayalin, daha büyük bir yüktür bu. Yalnızca tanımlamaktan bahsetmiyorum, tüm bunları yönetmek de ayrı bir güçtür. Yaratan her canlıya bir güç bahşetmiş. Kuşlara uçmayı, bitkilere fotosentezi, balıklara solungaçları bizlere ise soyutluğu. Bu da özel kılar mesela. Fark ettim de ne kadar anlatsak nafile, soyutluğu. Gerçeklik ne, kim anladı da anlasın soyutluğu.

GÖLGENİN GÖLGESİ

Ezgi Budak

Gölgenizin gölgesinde kalmak. Evet. Bu iki gölgede mecazi ve soyuttu. Ama somuttu da. Gerçek gölgeniz sizi her zaman takip edemez. Onun ömrü üzerinize ışık vurduğu süredir. Ama kendi gölgeniz bir şekilde hep zincirlidir size. Duygular ve anılardan oluşan bir zincirle. Onu kıramazsınız, kırdığınız an benliğinizden vazgeçmiş olursunuz. Çünkü o zincir sizi gölgenize bağlar, yani geçmişinize. Gölgeniz yaşanmışlıkları temsil eder. Gerçek gölgeyle tek bir benzerliği vardır: Kurtulmanın tek yolu karanlıkta kalmaktır. Ya da bu tek benzerlik değildir. Her daim sizi takip eden gölgeniz sandığınız kadar kötü değildir. Bazen hata yapmamak için dönüp gölgemizin çatlaklarından süzen ışığa bakmamız gerekir. 
Her şeyde ve her yerde bir çatlak olması iyidir. İçeri ışık süzebilsin, umut her zaman olabilsin. Fakat bazı insanlar bu gölgeye fazla takılıyor. Bu da onlar fark etmeden gölgelerinin ışıklarını gölgelemesine neden oluyor. Aslında bu gölge yalnız geçmiş için geçerli değildir. Gelecek de aynı şekilde bir gölgedir. Bazı insanlar da bunun verdiği korkunun gölgesinde kalırlar. Tıpkı gözlerine ve zihinlerine bir sis çekilmiş gibi. Geleceğin gölgesi de geçmişinkine çok benzer lakin bu farklı bir zincirle bağlıdır bize. Merak, korku ve umut. Gelecek gölgesinin karşıtı ise bilinmezliktir. Boş bir kâğıt gibi. Ne çizeceğini sen belirlersin veya kalemin? Bu iki zincir ve gölge birlikte kaderi oluşturur. Bu noktada sizce o boş kâğıda kim çiziyor dersiniz? Yanıt ne olursa olsun tutmayı bildiğiniz süre boyunca o zincirler sizin elinizdedir. İzin vermediğiniz süre boyunca da sizi zincirleyemezler. Zincirleri tutmanın yolu ne mi? Biraz geçmişteki kalem lekelerime bakın derim. Yani ışık süzmelerime.