14 Aralık 2024 Cumartesi

UÇURUMUN KENARI

 
AKIN ELİŞ

Sonsuzluğa açılan bir kapı gibi uçurumlar, sadece dik yamaçlardan ibaret değildir. O kapının ardında çoğu zaman bilinmezlikler, karanlıklar ya da aydınlıklar saklıdır. Uçurum, insanın içindeki sonsuzluk duygusunu temsil eder aslında, yalnızca doğaya has bir durum değildir. İnsanın içinde de dağlar, ırmaklar, ağaçlar, vadiler olduğu gibi uçurumlar saklıdır. Başkalarının göremediği, bilmediği, bakarken bile başının dönebileceği uçurumlar. 
Uçurum, dibinde ne olduğu bilinmeyen bir yamaç. Uçurum, bir gizem. Uçurum, büyülü bir boşluk. Merak duygusu işte tam burada devreye girer. 
Eğer insan hayata olumlu bakıyorsa olumsuz şeyler yaşıyor olsa bile sonunda iyi bir şey olacağını düşünür ve mutluluk duygusu kendiliğinden uyanır. Eğer insan hayata olumsuz bakıyorsa olumlu şeyler yaşıyor olsa bile mutsuzluk duygusunun pençelerinde kendisini mahveder. Aslında bir uçurumun önünde olmak hâlidir bu. Uçurum onda tedirginlik, korku, endişe gibi duygular ortaya çıkarır. Bence de uçurumlar, insanın korku duygusunu daha çok tetikler. 
Bir paragrafın, bir cümlenin, bir dizenin sonuna konulmuş soru işareti gibidir uçurum. Cevabı beklenmeyen bir sorunun işareti.  İşte hayat da tam böyledir. Bir belirsizliğin önünde durup sonunu asla kestiremeyeceğin şeylere dair kararlar alman gerekir. Bu kararlar da hep soru işaretleri gibidir. Sonunu bilemezsin, hep içinde bir tedirginlik ve bir endişe olur. 
Dış dünyamızdaki uçurumlardan yuvarlanmak kadar iç dünyamızdaki uçurumlardan yuvarlanmak da tehlikelidir. Üstelik dış dünyada bir uçurumdan yuvarlandığımızda belki bir yerlere tutunma ya da kurtulma ihtimalimiz vardır fakat iç dünyamızdaki uçurumlarda yalnızız ve biz bizeyiz. 
Yine de uçurumlar korkulacak yerler değildir aslında. Uçurumların olmadığı bir dünya ne kadar düz ve sıkıcı ise iç dünyamızda uçurumların olmaması da hayatı o kadar sıkıcı kılar. Uçurumlar, hayatımıza şekil ve düzen verir. 

BİZ


Doğa Uzunpınar

Biz kelimesi ne demek
Arkadaşımla ben mi
Ailemle ben mi
Yoksa tanımı olmayan
Belirsiz bir eylem mi

Biz kelimesinin çoğul karşılığı
Sayısı binlere ulaşan bir çoğulluk
Hayatın tamamı
Biz kelimesini kapsıyor olmalı

Biz, biz isek anlamlı
Biz, bir isek anlamlı
Birlikte değilsek 
Biz kelimesi olmamalı 

SİZ

 

Beste KAYA
Siz her şeyi eleştirirsiniz
Siz her şeyi olumsuz düşünensiniz
Biz ne zaman düşüşe geçsek
Hemen dalga geçensiniz

Zayıflarsak hastalandığımızı
Kilo alsak şişmanladığımızı
Hep ne olursa olsun
Her şeye olumsuz bakansınız

Ciddi isek sıkıcı
Komik isek lüzumsuz olduğumuzu
Düşünürsünüz
Siz böylesiniz
Hep bir şeyler bulmakta bize dair
Birincisiniz

Bir kez bile olumlu düşünemezsiniz
Çünkü sizin gözleriniz
Alışmış kötülüğe
Alışmış olumsuzluğa
Unutmuş insanlığı, dostluğu
Ve unutmuş mutluluğu 

10'LAR

 

EKİN AKÇAY

Minik bir çizgiyle başlar
     O koca resimler
Minik bir çizgiyle başlar
    O küçük resimler

Bazısı şöhretler üzerinde
Bazısı buzdolabının üzerinde
Bazısı bir camın altında
Bazısı bir magnetin altında

Önemli olan kimin tarafından yapıldığı mı?
Yoksa kimin onun nereye koyduğu mu?
Ya da neyden yapıldığı mı?
Acaba en çok kimin beğendiği mi?

Ben onlar ayırt etmem
Hepsi gözümde aynı
Ama bir şey var ki
Neden yapıldığı
Bence en önemlisi bu

Bana ne anlattığıdır.

NERGİS



Doğa Uzunpınar

Yunan mitolojisinde
Kendisine âşık olan
Kim olduğunu anlamayan
Bir kişi var adı Narkissos olan

Narkissos ölüyor
Öldüğü yerden çiçekler çıkıyor
Çıkan çiçeklerin adını ise
İnsanlar nergis koyuyor 
Günümüzün nergisleri
İşte böyle bulunuyor
Nergisin çıkışı 
Bize böyle anlatılıyor

GİZEMLİ GEÇİT

Elif Dağdeviren

1. Bölüm

İki haftadır uçun gemimizdeyim. Yanımda arkadaşlarım Rüya, Arda ve Sinan var. Yüzlerce yıldır hiç kimsenin bulamadığı bir gizemi bulmaya çalışıyoruz. Ailelerimizden çok uzaktayız. Bazen yere inip yiyecek aramaya çıkıyoruz. Geceleri birlikte oyun oynuyoruz. Sonra da ailelerimizi arayıp yatmaya gidiyoruz ama her gece iki kişi nöbet tutuyor. 
Bir gece ben ve Arda nöbet tutuyorduk. Ben:
-Arda şu aşağıda parlayan şeyi gördün mü, dedim. 
Arda hemen yanıma geldi ve aşağıdaki cismi o da gördü. Hemen gemiyi durdurmaya gittim. Arda da Rüya ile Sinan’ı uyandırmaya gitti. Kaç gündür uçuyorduk ama hiç böylesini görmemiştik. Saat beş gibiydi ve güneş doğuyordu. Güneş doğarken daha da parlak görünmeye başlamıştı cisim. Acaba aradığımız gizem bu muydu? Kafamda garip sorular vardı. Rüya:
-Asya bu ne? Aradığımız gizem bu olabilir mi, dedi. 
Bu soruların cevabını ben de bilmiyordum ve ben de bu soruların cevaplarını merak ediyordum. Sinan, hemen bir halat getirdi ve ben halat yardımıyla parlayan şeyin ne olduğunu görmek, onu almak için aşağıya indim. Aşağıya indiğimde gördüklerim karşısında şaşırıp kaldım çünkü bu bir anahtardı ve normal boyutundan çok küçüktü. Anahtarı aldım, cebime koydum, halatla tekrar yukarı çıktım. Anahtarı arkadaşlarıma gösterdim. Onlar da çok şaşırmıştı. Bunca çaba küçücük bir anahtar için miydi? Sinan:
-Arkadaşlar, belki de gizem budur, dedi. 
Arda hemen:
-Bu kadar minik bir anahtarın uyabileceği bir kapı var mı ki, dedi. 
Sonra Rüya anahtarı inceleyerek bunun aslında bir kapının anahtarı değil de kırılmış bir şeyin parçası olduğunu söyledi. Rüya:
-Arkadaşlar, bence bu bizim aradığımız gizemin ta kendisi. Baksanıza üzerinde yazana! Yüzyıllar öncesinden kalma bir anahtar, dedi.
Rotayı kendi ülkemize çevirdik. Bir haftalık bir süre vardı. Hepimiz çok heyecanlıydık çünkü hem ailelerimizi görecektik hem de belki de gizemi bulmuştuk. Zaman çok yavaş akıyordu. Bir hafta sanki bir yılmış gibi geliyordu. Hepimiz parlayan minik anahtarın ne olduğunu çok merak ediyorduk. Bir kapının anahtarı, kırılmış bir şeyin parçası ya da başka bir şey olabilirdi bu. Belki de sıradan bir anahtardı. Bunun cevabını ancak ülkemize döndüğümüzde anlayabilecektik. Belki de boşu boşuna dönmüş olacaktık. Günler böyle geçerken sonunda ülkemize dönmeye bir gün kalmıştı. Nihayet kendi ülkemizdeydik. Hemen ailelerimizin yanına gittik ve onlarla hasret giderdik. Yarım saat sonra bir araya geldik ve parlak, minik anahtarın ne olduğunu öğrenmek için neredeyse her yeri araştırdık. Sonunda bir antikacıya girdik ve o bize gerçekleri söyledi. Bu, söylenmesi çok zor bir şeydi. Evet, bu bir anahtardı ancak kapının değil kilidin anahtarıydı. Hiçbirimiz bunu düşünememiştik ama kilitli bir geçidin kilidine ait bir anahtardı. Bu geçit de yüzlerce yıl öncesinden kalmaydı. İşte gizemi bulmuştuk. Hepimiz çok heyecanlıydık ama bulunduğumuz yerden geçidin olduğu yere gitmek, uçan gemimizle bile iki ay sürüyordu. Ben, Rüya, Arda, Sinan; babalarımızı da yanımıza alarak hazırlandık ve uçan gemiye yerleştik. Hepimizin kafasında aynı soru vardı: Acaba geçidin kapısı karşı tarafta nereye açılıyor? Artık gemide herkes gece nöbetini babasıyla birlikte tutuyordu. Yolculuk biraz daha güvenli hâle gelmişti fakat bizi bekleyen maceraları düşündükçe heyecanımız ve korkumuz da artıyordu. 
Devam edecek. 

CEHALET


Elif Naz Özden

Kendi kendine düşünürken içinden geçirdi: "İnsanlar iki günü peş peşe kötü geçince yarın güzel geçecek." diyor. "Oysa dün de bunu dememişler miydi?"

BAŞKAN YARDIMCISI

 FATMA BEREN KARATEPE
AGAH TAHA TEMİZKAN
ELA EYŞAN POLAT
ELVİN RANA PELİT
ATAKAN KIVANÇ AĞCA
GAMZE SENA KUYUCU
ZÜMRA ŞAHİN

Okula başladığı günden beri yalnızca Başkan Yardımcısı olmak hayali vardı. Başkan olmak istemiyordu çünkü Başkan demek, sorumluluk demekti. Başkan demek, teneffüslerde hep bir yerlerde işi olmak demekti. Başkan demek öğretmenlerin taleplerini sınıfa iletmek demekti. Başkan demek ses ayarı demekti. Sınıfın sesini ayarlayan kimseydi Başkan. O yüzden Başkan Yardımcısı olmak istiyordu. İlk dört seneyi yalnızca susarak geçirmişti. Öğretmen kendisine söz hakkı vermese tahtaya kalkmaz, parmak kaldırmazdı. Sınıftaki arkadaşlarının onun varlığından bile haberleri yoktu. Hatta okula gitmediği birkaç gün bile yok yazılmamıştı çünkü sınıfta varlığı ile yokluğu arasında bir fark yoktu. 
Nihayet 5. Sınıfa geçmişti. Artık kendisinde bu öz güven ve yeterliliği hissediyordu. Bu sene kesinlikle Başkan Yardımcısı olmalıydı. Yeni bir sınıftaydı ve yeni arkadaşları vardı. Üstelik sakin, durgun bir sınıftı. Burada Başkan Yardımcısı olmak iyi bir düşünceydi. Okulun ilk haftasıydı ve bir Başkan seçmek gerekiyordu. Başkan Yardımcısı olmak için çok büyük bir çaba gerekmiyordu. Başkanlık seçiminde en çok oy alan ikinci kişi Başkan Yardımcısı oluyordu. Kendisini de kimse tanımadığı için oy veren olmazdı zaten. Nasıl olsa kimse Başkan Yardımcısı olmak için seçimlere katılmıyordu. 
Sınıf Öğretmenleri 5. ders saatinde sınıfa gelerek Sınıf Başkanı seçiminin yapılacağını söyledi. Başkan adaylarını görmek istediğini söyledi Öğretmen. 40 kişilik sınıfta 7 kişi Başkan adayı olmak için el kaldırmıştı. Başkan Yardımcılığı işi, biraz sıkıntıya girmiş gibiydi. Bu kadar aday arasında en çok oyu alan ikinci aday olmak biraz zor görünüyordu. Yine de bu büyük hayalini gerçekleştirmek için çekinerek el kaldırdı. Artık aday sayısı sekize çıkmıştı. 
Öğretmen, her seçimde olduğu gibi adayları tahtaya kaldırdı. Hepsinin adlarını tahtaya yazdı: Kiraz, Sude, Ahmet, Mehmet, Ersin, Yusuf, Ferdi, Barış. Adaylar sırtlarını sınıfa döndüler ve öğretmenin dağıttığı boş kağıtlara adayların isimleri yazılmaya başlandı. Ahmet ve Mehmet çok yakın iki arkadaştı. Biri Başkan olursa kesin diğeri de yardımcısı olurdu. Barış ve Ferdi zaten spor olsun diye aday olmuşlardı. Oldukça yaramaz görünüyorlardı. Yusuf ve Ersin Başkan olmaya en uygun kişiler gibi görünüyordu. Sude içine kapanık biriydi. Kiraz, bütün isimleri böylece zihninden geçirdi. Bir an yerine oturmak ve ismini tahtadan silmek geçti. Neden katılmıştı ki bu seçime. Aslında 7 adayı görür görmez hayalini kalbine gömmeliydi. Belki lise yıllarında Başkan Yardımcısı olmak daha iyi bir düşünceydi. Kendini sorgulamaya başladı. Öğrencilik tarihinde yalnızca Başkan Yardımcısı olmak için aday olan var mıydı? İhtimal, yoktu. Böyle saçma bir düşünceye kapıldığı için üzüldü. Ayrıca tüm sınıfa rezil olacaktı ve belki de hiç oy alamayacaktı. Kiraz, terlemeye başlamıştı. Göz ucuyla öğretmen masasına doğru baktı. Oy verme işi bitmişti. Öğretmen oyları sayıyordu. Birkaç kişi de yardım ediyordu. Sayma işlemi bitmişti. Öğretmen adaylara tahtanın önünü açmalarını söyledi. Eline tebeşir alarak adayların aldıkları oyları yazmaya başladı. Barış ve Ferdi hiç oy alamamıştı. Kiraz, kendisinin de sonunun böyle olacağını düşündü ama en azından rezil olmaktan kurtuldum, diye düşündü. Hiç oy alamayan yalnızca kendisi olmayacaktı. Sude’ye yalnızca iki oy çıkmıştı. Ahmet, Mehmet beşer oy almıştı. Kafadan bir hesap yapmaya kalkıştı. 32 katılımcıdan yalnızca 12 kişinin oyları vardı tahtadaki tabloda. Geriye Yusuf, Ersin ve kendisi kalmıştı. Galiba halen Başkan Yardımcısı olmak için bir umut vardı. Eski düşünceleri dağıldı. Yusuf’un alacağı oy sayısına göre artık Başkan Yardımcısı oldum, diyebilirdi. Bu esnada Yusuf’un isminin karşısına 4 rakamını yazdı öğretmen. Artık seçim sonuçları belliydi. Ersin, Başkan; Kiraz da yardımcısı olacaktı. Tam böyle düşünüp seviniyordu ki Ersin’in adının yanına öğretmen 6 yazdı. Kiraz’ın başı dönmeye başlamıştı. Tahtaya bakamıyordu. Belki de birileri boş oy kullanmıştır diye düşünürken adının karşısına öğretmen 10 yazdı. 
Seçim sonuçlarına göre Başkan seçilmişti Kiraz. Başı döndü, midesi bulandı Kiraz’ın. Öğretmen yeni Başkan’ı alkışlamalarını istedi sınıftan. Alkışlar, ıslıklar arasında sınıf git gide kararıyordu. Ersin, Başkan Yardımcısı olmuştu. Kiraz, o gün kendini çok kötü hissetti. Neyse ki Ersin iyi bir yardımcıydı ve Kiraz’a iş bırakmıyordu. 
Yukardaki satırları sıkılarak okudum ama yarın bizim sınıfta da seçimler vardı ve ben de 5. sınıfa yeni başlamıştım. Sınıf Başkanlığı seçimi için ben de aday olmayı düşünüyordum. Bu satırları okuduktan sonra başkanlık fikrimden vazgeçtim. Gerek yoktu bu kadar aksiyona. Ben her yıl olduğu gibi Beslenme Kulübüne kaydımı yaptırmalıydım. Zaten hikâye de karnımı acıktırmıştı. Kitabı bir kenara bıraktım ve mutfağın yolunu tuttum.