28 Aralık 2024 Cumartesi

DUYGULAR

Şeyma Ateş

Her gülen mutlu mudur
İnsan üzgünlüğünü gizlemek için de
Gülmez mi

Her ağlayan üzgün müdür
İnsan mutluluktan da
Ağlayamaz mı

Duygular çok değişiktir
Birinin gülmekten gözünden yaş gelir
Biri o kadar üzgün ve yorgundur ki
Ağlamaya gücü yoktur
Bazıları ise hiçbir şeye
Hiçbir tepki vermeden
Bomboş yaşar

ARKADAŞ



Ekin Akçay
                        Doğa için...

Bir arkadaş olmalı
Başlangıçtan beri yanında duran
Sana sıcacık bir bakış veren
Selamı ile yüzleri güldüren

Bir arkdaş olmalı
Suluğunu her zaman yere koyan
Çantası ne zaman yırtılıcak diye bakan
Bastonuyla taklit yapan

Bir arkadaş olmalı
Her bakışında dürüstlük olan
Her kelimesinde sevgi olan
Adı Doğa olan


EKİN

Doğa Uzunpınar

                           Ekin için...
Bilsem'e başladığım ilk yılda
Tanışmıştım onunla
Gülümsemesiyle
Alıştım hemen ona

Ekin'di onun adı
Biriktirdik onunla pek çok anı
Çıkardık onunla
Yaşadığımız her anın tadını

Sırlarımızı verdik
Birbirimizi çok sevdik
Onunla yaşadığımız her anı
Mutlulukla geçirdik


TUHAF BİR HAYAT

EYMEN ÇAM 
YUSUF KEREM ACAR 
İSMET ÇINAR ALTUNTAŞ 

1. Eğitim Hayatı

Baransel ilk dört senenin nasıl geçtiğini anlamamıştı. Okula gidip geliyor; dersler nasıl, diye soranlara “süper” diyordu. Okumaya üçüncü sınıfta geçmişti. Sınıfta elması kızaran son kişiydi. Aslında öğretmen unutmuştu bile onun okuyamadığını fakat nasıl olmuşsa olmuş, birden okumaya başlamıştı. Hem de arkadaşlarından daha hızlı okuyordu. Yazısı ise berbattı. Onun yazdıklarını görenler önce çivi yazısı zannediyor, sonra bilmedikleri bir alfabe olduğuna karar veriyorlardı oysa Baransel yazısının inci gibi olduğunu söylüyordu. Baransel’in yazısını yalnızca kendisi okuyabiliyordu. Bu ilk dört sene boyunca iyi bir şeydi fakat şimdi beşinci sınıfa geçmişti ve yazılılarla tanışmanın zamanıydı.
Bütün sınıfın gireceği ilk yazılıydı ve herkes oturmuş ders çalışıyordu. Bazıları heyecandan sık sık tuvalete gidiyor, oturduğu yerde heyecandan dizlerini sallıyordu. Neredeyse baygınlık geçirecek olanlar bile vardı. Baransel ise yazılıyı umursamıyordu. Nasıl olsa kâğıdını veren ilk öğrenci olacaktı. Bundan emindi. Bilmediği konu yoktu çünkü. Sonunda yazılı saati geldi. Öğretmen kâğıtları dağıttı. Sınıfta büyük bir sessizlik vardı. Bir süre sonra sadece kalem ve silgi sesleri duyuluyordu sınıftan. On dakika ya geçmişti ya geçmemişti. Baransel parmak kaldırarak öğretmenine:
-Sınavı bitenler kâğıdını verebilir mi öğretmenim, dedi. 
Öğretmen:
-Arkadaşların henüz ilk sorularda. Kâğıdın arka yüzünde de sorular var onlara baktın mı, diye karşılık verdi. 
Baransel kendinden gayet emin kâğıdını öğretmenine götürdü. Öğretmeni kâğıdı görünce önce irkildi. Tüm soruların altında cevaplar vardı fakat başka bir alfabeyle yazılmış gibiydi. Bir süre kâğıda bakan öğretmen sonucu açıkladı:
-100.
Tüm sınıf şaşkınlık içindeydi. Baransel ise haklı gururu yaşıyordu. İlk sınavda 100 alan ilk öğrenci olmuştu. Aslında cevaplardan kendisi de endişeliydi ve öğretmeni hiçbir cevabına itiraz etmemişti. Bu iyi bir başlangıçtı şüphesiz. Böyle devam etmeliydi. 
Sonraki günlerde de Baransel kâğıdını teslim eden ilk öğrenci, 100 alan ilk öğrenci unvanını korudu. Arkadaşları da en az kendisi kadar şaşkındı. Soruların cevaplarını konuşurlarken Baransel hiç ses çıkarmıyordu. Birkaç kez konuşacak oldu fakat arkadaşları garip garip birbirlerine baktılar onun konuştuklarından sonra. Baransel sorularla ilgili konuşmuyor, önceki gün yapılan maçları anlatıyordu ya da oynadığı oyunlardaki karakterlerden bahsediyordu sorularla ilgili olarak. İlk yazılılar bitmişti. Baransel; dersler nasıl gidiyor, diye soranlara artık “çok süper” diye cevap veriyordu. 

2. Sanat Hayatına İlk Adım
Eğitim hayatından sıkılmıştı Baransel. Kendini sanata vermek istiyordu. Resim çizmek için yetenekli olduğunu söylüyorlardı hep. Resim çizmeliydi. İki boyutlu resimler… 
O gün ailesinden resim çizmek için kendisine gerekli olan malzemeleri istedi. Akşam, okuldan eve döndüğünde masasında bir yığın malzeme buldu. Yemek yemedi. Çay içmedi ve resim çizmeye başladı. Önceleri hayalinde, zihninde olan şeyleri kâğıda tam olarak aktaramadığını düşünüyordu fakat akşamın ilerleyen saatlerinde geri dönüp önceki resimlerine baktığında tam da istediği gibi resimler çizebildiğini fark etmişti. 
Gece boyu uyumadı. Önündeki kâğıtlara bir şeyler çiziyor, kâğıdı kenara bırakıyor, bir süre sonra tekrar baktığında yarım resim, tam istediği gibi oluyordu. Sabaha doğru bitirdiği bütün resimleri odasının penceresine yerleştirdi. Pencerelerin tümü resimlerle kaplanmıştı. Uykusuz da olsa sabah okula gitmek zorundaydı. Servise binerken odasının penceresine baktı, büyülü bir evin penceresi gibiydi görünen manzara. Resimler sanki canlı gibi duruyordu. Evin önünden geçen herkesin dikkatini çekeceğini düşündü bu resimlerin. Sabah güneşi resimleri sanki canlandırmış gibiydi. Servis uzaklaşırken gözü halen resimlerindeydi. 
Gün boyu okulda ne yaşadı, neler yaptı, umurunda bile değildi. Eve gitmek ve resim çizmeye devam etmek istiyordu. Zaten gece boyu da uyumamıştı. Bir ara sınıfta uyudu. Neyse ki kimse rahatsız etmemişti de uykusunu okul bitinceye kadar almıştı. 
Son ders, iyice dinlenmiş olarak uyandı. Uyandığı anda da zil çaldı. Güneş, batmak üzereydi. Servisine koşarak evin yolunu tuttu. Servis, eve yaklaştığında uzaktan odasının penceresindeki resimler görünüyordu. Hızlı adımlarla evine girdi ve doğruca odasına gitti. Odasında bir gariplik vardı. Kâğıtlara çizdiği resimler sanki canlanmış gibiydi. Güneş ışığının etkisiyle odanın yüzünde geziniyor gibiydi bütün resimlerdeki canlılar. Bu durum ona çok keyif vermişti. Hatta bir ara neredeyse kahramanlardan birine çarpacaktı. Oturdu ve durmadan, dinlenmeden yeni resimler çizdi. Penceresinde artık yer kalmamıştı fakat duvarlar ve tavan boştu. Çizdiği resimleri tavana, duvarlara asıyordu. Artık odasında tek yaşamadığını hissediyordu, kalabalık bir odaya dönüşmüştü odası. Sadece sesi çıkmıyordu çizdiği karakterlerin. Pencerede, duvarlarda, tavanda dolaşıyordu çizdiği karakterler. Açlıktan ve yorgunluktan bir süre sonra masada uyudu. Gözlerini açtığında oda karanlıktı. Odasının lambasını açtı, her şey normaldi. Belki de uykusuzluktan görmüştü yaşadıklarını. Biraz yemek yedi, dinlendi fakat kâğıt ve kalemler sanki kendisini çekiyordu. Yeniden, yeniden, yeniden resimler çizdi. 
Odasından çıkmıyordu artık. Yemeğini annesi odasına getiriyordu. Okulu da unutmuştu. Gitmiyordu okula. Niçin okula gelmediğini arayan soran da olmamıştı hiç. Odasında kendine yeni bir dünya kurmuştu. Kahramanlarının kendisinin çizdiği bir dünya. 
Güneş doğarken ve batarken canlanan kahramanlarla dolu bir dünya. Bir süre sonra onlarla konuşmaya da başlamıştı. Onlarla sohbet ediyor, onların istediği yeni kahramanları çiziyordu. Neyse ki odası genişti ve hepsi sığıyordu bu mekâna. Hayatına bir canlılık, renk gelmişti. Kendine ait bir oda değil de dünya kurmuştu. 

3. Gerçek Hayat
Baransel, elindeki çay bardağı ile uyumuştu. Baransel dede kaç zamandır böyleydi. Kimseyle konuşmuyor; duvarlara, tavana, pencereye bakıyordu. Bazen sağ eliyle sanki fırça tutuyor da bir şeyler çiziyor, boyuyormuş gibi yapıyordu. En mutlu olduğu anlar güneşin doğuş ve batış zamanlarıydı. Diğer zamanlar sadece boşluğa bakıyor ama bir şey görmüyor gibiydi. Güneşin doğuş ve batış zamanlarında gözleri yerinde durmuyordu. Hatta zaman zaman sağa sola dönüp tebessüm de ediyordu. Yıllardır böyleydi. Etrafındaki insanlar alışmıştı onun bu haline. Kendi adının verildiği torunu Baransel onun bu durumuna zaman zaman üzülüyor, onunla sohbet etmeye çalışıyordu. Gittiği okulu, girdiği sınavları, çizdiği resimleri anlatıyordu. 

GRİ VE YALNIZLIĞIN RENGİ

 Elif Naz

Gri kimsenin aklına bile gelmeyen yalnızlığın rengi. O da adı gibi yalnız, kimsenin ilgisini çekmeyen siyah ve beyazın karışımını temsil eden, içinde biraz iyi biraz kötü barındıran, bende çok garip ve karamsar hisler uyandıran renk. O çok farklı ve çok yalnız. İçindeki siyahtan kurtulamayıp beyaza adım atamayan, artık pes etmiş, bıkmış, nötrleşmiş bir renk. İşte bu yüzden beni etkiliyor, tıpkı benim gibi.
Gri ve yalnızlığın rengi. 

BAZEN

Ekin Akçay

Ben olmak istiyorum
Bazen bir kapı
Her şeye açık bir kapı

Ben bazen olmak istiyorum
Bir bardak
Hayata dolu tarafından bakılan

Ben bazen olmak istiyorum
Bir pencere
Bütün rüzgârları içine alan

Ben bazen olmak istiyorum
Bir dolap
İnsanların özel şeylerini koyduğu

Ben bazen olmak istiyorum
Bir kamera
Bazen de sadece mutluluğu görmek istiyorum bütün diğer pişmanlıklardan nokta. 

ADI PİŞMANLIK

 Ekin Akçay


Kötülük neden bir insan tarafından başka bir şeye yapılır ki? Can sıkıntısı mı, art niyet mi yoksa bir diğerinin başının belaya girmesi mi? 
Bence her ne amaçla olursa olsun bu gerçekten de hoş karşılanacak bir şey değil. Bir düşünsenize karşıdakinin canının yanması, kalbinde derin bir iz bırakır büyüyüp gidecek olan. Karşıdaki hiç düşünmez, bir an bile. Çünkü düşünürse ne olacağını bilir. Üstelik düşünen kişi yürekliyse. Bazen fark edilmez bile karşıdaki söylemezse. Tabii bazıları vardır ki söylemez, yapanın kapılar kapandıktan sonra anladığı. Hani adı pişmanlık olan.

2025'İN İLK GÜNÜ

 Nehir Güver

Yılbaşı sabahına bir gün kaldı. 
Bütün çocuklar Noel Baba’nın gerçek olduğuna inanıyor ama öyle bir şey olmadığını o çocuklar dışında herkes biliyor. Ben ailemdeki herkese hediye almıştım. Yarın sabah o hediyeleri birlikte açacağımız için o kadar heyecanlıydım ki heyecandan uyuyamamıştım. Gözüme uyku girmiyordu. O zaman ben de dışarıya çıkayım dedim. Dışarıya çıktığımda çok fazla kar yağmıştı ve herkesin ayak izi silinmişti. Karda yürümeye başlamıştım, uzun bir süre yürüdükten sonra kocaman ayak izlerinde kırmızı pamuk tozları görmeye başlamıştım. Ayak izleriyle pamuk tozlarını takip ettim yakınlaşınca sanki karşımda iri bir gölge duruyordu. Gölgeye yaklaştığımda bir de ne göreyim? Karşımda beyaz sakallı, koca göbekli, sırtında kambur torbasıyla Noel Baba duruyordu. Bu imkânsızdı, yani öyle biri yok. Neredeyse bayılacaktım. Bunca zamandır yanılıyormuşum. Hala nasıl ayakta durabildiğime hayret ediyorum. Bence bir rüyadaydım. Hayır, rüyada değilim. Rüyada olsam uyanırdım. Iıııgh. Şu an karşımda Noel Baba duruyorken ona sorular sormak yerine rüyada olup olmadığım konusunda kendi kendimle tartışıyordum.
Ben bunları düşünürken Noel Baba birden ıslık çaldı. Yukardan dört ren geyiği ve onlara bağlı ışıltılı, süslü ve kırmızı koltuklu bir kızak indi. Bir kere daha bayılmak üzereydim. Ağzım açık, gözlerim sonuna kadar açık, Noel Baba’ya bakıyordum. İçimde aynı sorular tekrar dönüyordu. Noel Baba karşımda bana dik dik bakıyordu o sırada. Noel Baba bana bakarken:
-Aşırdığın hediyeleri geri ver, dedi. 
Neyden bahsettiğini anlamamıştım. Ona:
-Nasıl yani diyerek cevap vermiştim çünkü hediyelerle bir alakam yoktu. Noel Baba ve ren geyikleri:
-Hediyeleri geri ver ver ver ver ver… diyordu. 
Igıııh. Sadece bir rüyaymış. Üzülmeme gerek yok. İyi ki bir rüyaymış. Bu kadar rüyaya rağmen gece bitmemişti. Of… Hemen uyuyakalmıştım. Uyandığımda bu sefer sabahtı. Hem de yılbaşı sabahı. Ben herkesten daha erken kalkmıştım. Kimseyi uyandırmadım. Onlar uyandıktan sonra hep birlikte oturma odasında toplandık. Herkes birbirine hediyeleri vermişti. Bu 2025’in ilk sabahını mutlu bir şekilde geçirmiş olduk.

SENSİZ OLMUYOR

 
Amirhossein Hamedıshahraki


İster çok sıcak olsun hava
İsterse çok soğuk
İster sabahın beşi olsun
İster gecenin onu
O yoksa bir eksik hayatım
O yoksa çekiliyor damarımda kanım
Çok fazla bekleyince beni
Tadı kaçıyor
O yüzden bekletmeden koşuyorum ona
Sabah akşam demeden
Gidiyorum yanına

Ekmek ne kadar azizse
Su ne kadar değerliyse
Sen de o kadar değerlisin 
Sensiz bir hayat düşünemediğim doğru
Sensiz olmuyor ey şekersiz çay
Sensiz günü yaşanmamış sayıyorum